15 Kasım 2012 Perşembe

Nokia Lumia 920’nin Türkiye satış fiyatı



Nokia Lumia 920’nin Türkiye satış fiyatı. Ön siparişler başladı





Nokia Lumia 920 için Türkiye’de ön siparişler 12 Kasım tarihinde toplanmaya başlanıyor.

Nokia'nın Windows Phone 8 işletim sistemli yeni akıllı telefonu Nokia Lumia 920'yi çok yakında Turkcell müşterileriyle buluşturuyor. Ön siparişler, teknoloji meraklıları tarafından 12 Kasım 2012 tarihinden itibaren http://magaza.turkcell.com.tr adresinden verilebilecek.

Nokia Lumia 920; görüntüleme teknolojisinde devrim yaratan Pureview görüntüleme teknolojisi, Nokia Haritalar servisi ve artırılmış gerçeklik görünümünü birleştiren Nokia Bilen Göz uygulamasıyla ve Kablosuz şarj teknolojisi ile geliyor. Nokia Lumia 920'nin diğer özellikleri de şu şekilde sıralanıyor:• 4,5 inçlik PureMotion HD ekran

• Carl Zeiss 8 megapiksel mercek ve gelişmiş görüntüleme stabilizasyonu

• Toplam 32GB bellek ve 7GB kullanıma hazır SkyDrive depolama alanı

• Entegre Qi kablosuz şarj ile Nokia'nın en büyük bataryası olma özelliğine sahip 2000mAh

• Sarı, kırmızı, gri, beyaz ve siyah olmak üzere farklı renk seçenekleri

• Yenilenmiş Nokia sürüş ve toplu taşıma uygulamaları

Turkcell'den avantajlı teklifTurkcell'liler Nokia Lumia 920'ye 19 Kasım itibarıyla Gold Plus Paket'e ek yalnızca 59 TL'ye 24 ay taahhüt vererek sahip olabiliyor. Gold Plus Paket her yöne 2 bin dakika, her yöne 2 bin SMS, Turkcell'lilerle 5 bin dakika ve ayda 2GB internet sunuyor. Nokia Lumia 920'nin tavsiye edilen satış fiyatı 1.649 TL olacak.

Zlatan Ibrahimovic'ten futbol tarihine geçecek bir gol!

Zlatan Ibrahimovic'ten futbol tarihine geçecek bir gol!


Ibrahimovic, İngiltere'ye öyle bir gol attı ki, dünya yerinden oynadı.


Dün akşam, İsveç ile İngiltere arasında oynanan dostluk maçında, sahalarda ender gorülen bir gole imza atıldı. Dünyanın en iyi futbolcularından biri olarak gösterilen Zlatan Ibrahimovic, maçta 4 gol atarak İsveç'in İngiltere'yi 4-2 yenmesinde büyük rol oynadı. Ancak son dakikalarda attığı dördüncü gol, futbol tarihinde inanılmazlardan biri olarak anılacaktır kesin.
Dün akşamdan beri Facebook ve Twitter başta olmak üzere Internet'i bir hayli meşgul eden bu gol, şüphesiz tarihin en iyi gollerinden bir tanesi oldu.
Maçtan sonra verdiği bir röportajda Zlatan Ibrahimovic, şutu çektikten sonra İngiltere savunma oyuncularının topu çıkarmaması için neredeyse "Hayır, topu tutma" diye bağırmak istediğini dile getirdi. İngiltere kaptanı Gerard ise golü, canlı olarak tanık olduğu en güzel gollerden biri olarak nitelendirdi.
Kaleye yaklaşık 25 metre uzaklıktan atılan bu gol, gerçekten büyük bir güç ve beceri gerektiriyor. Zlatan Ibrahimovic'in lise yıllarında dövüş sanatlarıyla bir hayli ilgilendiğini ve siyah kuşak sahibi olduğunu belirtelim.
İyi seyirler.

12 Kasım 2012 Pazartesi

Pet Şişe ve Ambalajlar Tehlikesi

Pet Şişe ve Ambalajlar Tehlikesi




Gazete Haberturk Yazarı Fatih Altaylı bugünkü köşesinde (12.09.2011) hoşumuza gitmeyecek bir yazı kaleme aldı.


İşte Altaylı'nı hoş olmayan yazısı;

Aşağıda okuyacağınız satırlar pek hoşunuza gitmeyebilir. Kendinizi kötü, hatta rahatsız hissedebilirsiniz. “İyi de, ne yapacağız” diyebilirsiniz. Çünkü ben de aynen sizin söylemeniz muhtemel bu cümleyi söyledim, aynen bu yazdıklarım gibi hissettim. Yine de sizleri sevdiğim için, bunları yazmak zorundayım.

Önceki gün, bir yakınımın ameliyatı için, Türkiye’nin önemli hastanelerinden birindeydim. Ameliyat sonrası, alanında Türkiye’nin değil, dünyanın en iyilerinden biri ve çok da eski dostum olan doktorumuz geldi. Ameliyatla ilgili bilgi vermek üzere. Konuşurken, önümdeki masada duran “pet” şişeyi alıp açtım ve bardağıma su doldurmaya başladım. Profesör doktor uzandı. Elimden pet şişeyi aldı. Suyu doldurduğum bardağı aldı. Görevliyi çağırdı. Pet şişeyi çöpe atmasını, bardağı da lavaboya boşaltmasını söyledi. “Benim dolabımdan cam şişede bir su getirin” dedi. “Ne oldu hocam, sular zehirli de bizim haberimiz mi yok” dedim şaşkınlıkla. “Keşke zehirli olsa. Panzehiri olur, ilacı olur. Bunlar zehirden beter” dedi ve anlattı. “Son yıllarda kanser olaylarında büyük patlama yaşanıyor. Çok ileri yaşlarda ortaya çıkması gereken bazı kanser türleri, çok erken yaşlarda görünür oldu. Yaşlılarda görülecek lenfomalar, gencecik insanlarda peydahlanıyor. Kemik kanserleri, kemik iliği tümörleri sık sık karşımıza çıkıyor.” “Biliyoruz hocam. Çevre koşulları, hormonlu gıdalar. Her şey kanserojen” dedim. “Evet” dedi. “Bu pet şişeler hepsinden daha kanserojen.” “Bütün dünya kullanıyor” dedim. “Medeni ülkeler giderek daha az kullanıyor” dedi. “Bu pet şişelerdeki sular 2 haftadan uzun süre şişede kaldığı zaman, şişenin içindeki zararlı maddeleri çözüyor ve suya karışmasına neden oluyor. Bunlar hücre yapılarına çok ağır zararlar veriyorlar. Her gün yavaş yavaş bozuyorlar.

Pet şişelerin ömrü iki hafta

Eğer iki haftalıktan daha yeniyse bunun içindeki su, iç. Ama iki haftalıktan daha eski ise içme.” Hemen önümdeki açılmamış pet şişeyi aldım. 2 aylıktı ve son kullanma tarihi olarak 10 ay sonrayı gösteriyordu. “Bu şişeler kısa süreli saklama için uygun. Ama uzun süreli saklamalarda çok zararlı.” “Peki ne yapacağız?” dedim. “Cam şişe kullanacağız. Cam şişede su alacağız. Her türlü gıdayı cam şişe içinde talep edeceğiz. Hem çevreye daha az zararlı, hem de sağlığımıza.” “Maliyeti yüksek ama” dedim. “Kanserin tedavi maliyeti daha mı düşük? Aksine çok daha yüksek. Bütün hayatın boyunca cam şişe kullansan, bir kanser tedavisinin onda biri maliyeti bulmaz. Artık kanserleri büyük ölçüde tedavi edebiliyoruz ama yüksek maliyetli oluyor. Hastayı da harap ediyor.” “Hadi küçük şişeleri cam şişede hallettik, ya damacanaları ne yapacağız. Onlar da pet benzeri bir madde değil mi?” Profesör doktor daha da kötü konuştu. “Oradaki sorun daha büyük. O damacanalar birden fazla kez kullanılıyor. Ve onları temizlemek için, deterjanla yıkanıyor genelde. İçinde kalan deterjanı temizlemek için en az üç damacana su kullanmak gerek. Sen o damacanaların üç damacana suyla yıkandığını düşünüyor musun?” diye sordu. “Düşünmüyorum” dedim. “Demek ki damacanadaki suyla birlikte deterjan da içiyoruz” dedi. Çocukluğumu hatırladım. İstanbul’da hasıra sarılmış cam damacanalar içinde Beykoz’dan gelme sular satılırdı. “Eskiden vardı cam damacanalar” dedim.

Tek çare cam şişeye dönmek

“Talep edelim yine olur. Cama dönmekten başka çare yok. Yoksa her gün kendimizi bile bile öldürüyoruz. Sigara içme kanser olursun kampanyaları yapılıyor. Bunların yanında sigara masum kalır” dedi. İçim karardı doğrusu. Ama artık eve pet şişe sokmamaya kararı aldım. Bu kararı da sizinle paylaşmam gerektiğini düşündüm. Hepimizin çocukları için.

Kanserli sayılar 3 ve 7

Gelişmiş ülkelerin tümünde plastiğin türünü gösteren uyarılar bulunmasına karşın, ülkemizde bazı firmalar buna uyarken, bazılarının konuyu görmezden gelmesi dikkat çekiyor. Kanserli sayılar 3 ve 7 Yıllardır, “Bisfenol A” (BPA) içeren maddelerin kansere yol açtığı iddia edilir. Ancak bazı konularda halk sağlığını korumaya yönelik çabalarda bulunulurken, sık karşılaşılan bilgi kirliliğinin önüne geçmek için bilimsellikten sapmamak ve doğrunun peşinde koşmak çok önemli.

Cam görünüme dikkat

Prof. Dr. Güler’e göre öncelikle her plastiğin pet olmayıp, bazılarının “polikarbon” olduğunun bilinmesi gerekiyor. Polikarbon da bir tür plastik olduğu için hepsinin kendine özgü salınımları oluyor. Gelişmiş ülkelerin tümünde plastiğin türünü gösteren uyarılar bulunuyor.

Habertürk'ün haberine göre; üzerinde büyük tartışmaların yaşandığı, “Bisfenol A” ise pet şişelerde değil, polikarbon şişe ve kaplarda bulunuyor ve her ikisi de birbirlerine benzeştiği için, çoğu kez gözle ayırmak mümkün olmuyor. Ayrımlarının yapılması ancak ürünlerin altındaki rakama dikkat edilmesiyle gerçekleşiyor. Bu kapların altında, “oklardan yapılmış üçgenler”in ortasında bulunan rakamlar, plastik türlerini belirliyor. Polikarbonlar, kendine özgü bir grubu olmadığı için 7 numara ile gösterilen, “Ve diğerleri” grubu içinde sayılıyor. Bisfenol A, özellikle 7 ve 3 yazan ürünlerde bulunuyor. Cama benzeyen plastik biberon, bardak, tabak, çatal, bıçak ve karıştırıcı gibi birçok üründe de Bisfenol A olduğu belirtiliyor.

"Bisfenol a" nedir?

Bisfenol A, işlevsel iki fenol grubu bulunduran organik bir bileşik olarak tanımlanıyor. Genellikle polikarbon gibi bazı plastiklerin ve sıcak etkisiyle biçimlendikten sonra sertleşebilen plastik hammaddelerin yapımında kullanılıyor. Bisfenol A’nın dünyada en çok üretilen kimyasallardan biri olduğu (her yıl 2.7 milyar kg üretiliyor) ve atmosfere yıllık 100 ton salınım yaptığı belirtiliyor. Ayrıca Tip 3 (PVC) plastikleştirici maddelerde antioksidan olarak kullanılmasının yanında, esnek PVC’lerde bulunmasına karşın, PVC borularda bulunmuyor. Bunun dışında Bisfenol A’nın tutuşma önleyici ya da geciktirici, “Tetrabromobisfenol” ün de öncü maddesi olduğuna dikkat çekiliyor.

Bisfenol A’dan korunmak için ne yapılmalı?

* Cam biberon tercih edilmeli, polikarbon biberonlar kullanılmamalı
* Sıcak ya da kaynar süt ile su ve mamalar plastik şişelere konulmamalı.
* Plastik kaplar mikrodalga fırında ısıtılmamalı.
* İçi plastik kaplı metal kaplarda bulunan mamalar kullanılmamalı.
* Yiyecekler polikarbonat kaplarda ısıtılmamalı, bunlara sıcak yiyecekler konulmamalı. * Polikarbonat kapkacak kullanılmamalı.
* Bisfenol A salan türden plastik malzeme ile kaplı metal ve diğer kutularda satılan yiyeceklerden kaçınılmalı.
*Tüm plastik malzemelerde türünü gösteren işaret bulunmalı.

Metal içecek kutularında da risk var

Bisfenol A, başka alanlarda da yaygın şekilde kullanılıyor. Tıbbi ve diş hekimliği araçları, diş dolguları, doku yapıştırıcı, gözlük mercekleri, CD ve DVD’ler ve ev elektronikleri bu alanların başında geliyor. Bisfenol A, sert plastik şişelerin yanı sıra 1960’lı yıllardan beri metal yiyecek ve içecek kaplarında bu kapların içini döşeyen plastik kaplamaların içinde de bulunuyor.

Suya biberon ve su şişeleriyle geçiyor

Prof. Dr. Çağatay Güler, Bisfenol A’ nın polikarbon biberonlar ve yeniden kullanılabilen su şişelerinden suya karıştığının gösterildiğini söylüyor. “Polivinil klorür” filmler, bununla döşenen bazı karton ve kağıt kutular salabildiği için BPA ile ilgili endişelerin artması üzerine kutuların içinin kaplanmasında kullanılan bu tip filmler yerine pet film öneriliyor.

Kaynak: http://www.gidahareketi.org/

Alüminyum Folyonun Zararları


Alüminyum Folyonun Zararları



Ondokuz Mayıs Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü’nden Yrd. Doç .Dr. Sadettin Turhan yaptığı bir araştırma sonucu, alüminyum kaplarda pişirilen ve saklanan yemeklerin sağlık açısından zararları bir kez daha gözler önüne sermişti. Yeni araştırmalar özellikle yüksek ısıya ve beklemeye maruz bırakılan alüminyum folyodaki alüminyum maddesinin yiyeceklere geçtiğini gösteriyor.

Alüminyumun insan vücuduna başta kemik hastalıkları olmak üzere çok sayıda zararı olduğu belirtiliyor. Bu zararlardan bazıları anemi, kemik erimesi, zeka geriliği ve kanser.

Alzheimer hastalarının beyin dokusunda görülen yüksek miktardaki alüminyum, uzmanların Alzheimer ve alüminyum arasında bir bağlantı olabileceğini düşünmesine yol açıyor. Ayrıca artan alüminyum miktarı vücudumuz için çok gerekli olan kalsiyum, demir, fosfor, magnezyum gibi minerallerin emilimini de azaltıyor.

Bu nedenle alüminyum kaplarda hazırlanan yemeklerin, tüketenlerde başta Alzheimer hastalığı olmak üzere anemi, kemik erimesi, zeka geriliği, hatta kansere bile neden olabileceği araştırmalar sonucu tespit edilmiş durumda. Alüminyumun sürekli alımıyla beyin hücrelerinde meydana gelen birikim Alzheimer’a ek olarak başka ciddi beyin rahatsızlıklarına yol açabiliyor.

Vücutta mineral dengesi çok önemlidir, eğer alüminyum seviyesi artarsa diğer mineral eksiklikleri görülebilmektedir. Özellikle demir eksikliği en sık görülen problemdir.

Alüminyum folyoyu eğer buzdolabında ya da derin dondurucuda kullanacaksak içerisindeki yiyecek asitli, tuzlu ve sulu bir besin olmamalıdır. Pişirme işlemi için alüminyum tencere yerine çelik tencere, alüminyum folyo veya kapları yerine yağlı kağıt veya kağıt ambalajları tercih edin.

Alüminyum folyo ve Alüminyum Tencere Kullanmayın

Alüminyum tencerelerde yemek yapmak, alüminyum folyo ya da kapları içerisinde yemeğe ısıl işlem uygulamakla tüketilecek besine daha çok alüminyum geçmesine neden olacaktır. Ayrıca bu şekilde pişmiş bir yemeğin yanında asidik bir besin varsa örneğin bol limonlu bir salata ya da portakal suyu gibi alüminyum emilimi daha da hızlanmış olacaktır.

Alüminyum Vücudumuza Nasıl Giriyor?

Alüminyum birçok paketlenmiş ürün içerisinde, kullandığımız şampuanlarda, antiperspirant ve deodorantlarda, bazı ilaçlarda hatta eser miktarda içtiğimiz su ve çay içerisinde dahi bulunmaktadır ama emilimi folyo ya da kapları kadar olmamaktadır.

Alüminyum folyo, yapılan yemeklerin, yiyeceklerin saklanması ve pişirilmesinde mutfaklarda ve restoranlarda çok sık kullanılmaktadır. Ateşe dayanıklı olması nedeniyle bizlere kolaylık sağlayan alüminyum folyo, bazı maddelerle bir araya geldiğinde reaksiyona geçip çözülebiliyor.

Özellikle sıcak, sulu, asitli yiyeceklerin uzun süre alüminyum folyoya maruz kalması ve ısı ile beraber gıdanın alüminyum ile temas etmesi halinde gıdalara alüminyumun migrasyonu, nüfuz etmesi söz konusu oluyor.

Alüminyum kaplarda pişirilen yemeklerin, sağlık yönünden birçok sakıncası bulunmaktadır, özellikle fırında yemek pişirirken kullanmak alzheimer, kemik erimesi, kansere neden olabilmekte ve diyaliz hastaları için sakıncalı sonuçlar oluşturmaktadır.

Alüminyum fazlalığı bebeklerde zeka geriliğine de neden olabilmekte, özellikle hamilelikte uygunsuz kullanımından kaçınmak, bebeğin yemeklerini folyo ya da kaplarında pişirmemek önemli.

Alimünyumu aldığımız kaynaklar: Alüminyum mutfak kapları, alüminyum folyolar. Hedef organlar: Kemikler, beyin, böbrekler ve mide.
Zehirlenme belirtileri: Bunama, gastroenterit, böbrek hasar, karaciğer fonksiyon bozukluğu, iştah kaybı, denge kaybı, adale ağrısı, psikoz, nefes darlığı, bünyede zayıflık. Son dönemde yapılan araştırmalar alüminyumun Alzheimer, Parkinson, bunama, hareketlerde koordinasyon kaybı, kelimeleri düzgün telaffuz edememe gibi nörolojik problemlerin oluşumunda çok büyük katkısı olduğunu ortaya koyuyor.

Alüminyum zehirlenmesi ve etkileri:

- Kan ve beyin fonksiyon bozuklukları
- Mide ve bağırsak ülseri
- Gastrointestinal hastalık
- Parkinson hastalığı
- Cilt problemleri
- Hiperaktivite
- Bebeklerde zeka geriliği
- Çocuklarda öğrenme bozuklukları
- Karaciğer rahatsızlığı
- Mide bulantısı
- Kabızlık
- Mide ağrısı ve gaz
- Enerji eksikliği

Aytül Farquharson / Posta
Kaynak: http://www.gidahareketi.org/

2 Kasım 2012 Cuma

Striknin kreatin nedir?


Özal'ın bedeninden alınan örneklerde yapılan analizlerde rastlandığı iddia edilen '' nedir? Vücudu nasıl etkiler?

Adli Tıp'taki işlemlerinin tamamlanmasının ardından defnedilen 8. CumhurbaşkanıTurgut Özal'ın kemik ilikleri, iç organ parçaları ve bedeninden alınan diğer örnekleri inceleyen Adli Tıp uzmanlarının şok bir maddeye ulaştığı iddia edildi. İncelenen örneklerde yüksek miktarda 'striknin kreatin' maddesi tespit edildiği öne sürüldü. Bu maddenin Özal'ın yiyecek ya da içeceğinin içerisine karıştırılmış olabileceği belirtildi.

Toksikoloji ve Adli Tıp uzmanları bu maddenin kişiye temas etmesi halinde vücut fonksiyonlarını bozarak solunum yollarını felç ettiğini ve kalp krizine yol açtığını belirtiyor. 

Striknin nux vomica adlı Güney Asya'da yetişen bir ağaç türünden elde edilen bir zehirdir. Renksiz, küçük billûri bir tozdur. 265° de lcaynar, suda gayet çok az 6660 kısım suda erir, mutlak alkolde ve eterde kolaylıkla erir. Kreatin ise birproteindir. Kreatin striknin proteine bağlı hali olduğu için ikisini birlikte kullanıldığında striknin kreatin diye adlandırılıyor. 

Ciddi bir zehir olan striknin deriden absorbe olmaz. Deri altına şırınga edildiğinde, deri altı dokusundan kolay absorbe olur ve etkisini gösterir. Bu şekilde vücuda girdiğinde vücut fonksiyonlarını bozarak solunum yollarını felç ediyor ve kişi boğuluyor. Metabolizmayı altüst ediyor. Ayrıca solunum yolları bozukluğu dışında kalp krizine de yol açıyor.

Fare ve köpekleri öldürmek için de kullanılan zehir, hayvan hakları savunucularının tepkileri sonucunca yasaklanmış.



KLİNİK BELİRTİLERİ

Zehrin alınmasından kısa süre sonra klinik belirtileri görmek mümkündür. Klinik belirtiler alınan zehrin miktarı ile ilişkili olarak değişiklik gösterebilir. Çok az miktarda bir zehir alımı söz konusu ise gözlenebilen belirtiler huzursuzluk ve kas titremeleridir. İlerleyen zamanlarda titremeler sıklaşarak aralıklı kasılmalar, solunumun hızlanması ve boyun tutulmaları gibi belirtiler görülebilir. 

Yüksek miktarda zehir alınması halinde titremeler ile başlayan, aralıklı nöbetler halinde gözlenen kasılma ve çırpınmalar karakteristiktir. Tüm kaslarda kasılma söz konusudur. Özellikle bacaklar ve boyun kasılmış halde yerde yatar. Kasılmalar arasında gevşeme dönemleri olabilir. Bu dönemlerde en hafif uyarıya karşı dahi refleks verir ve tekrar kasılabilir. 

Kalp atım sayısında ve solunum sayısında artış, pupillalarda büyüme ve solunum güçlüğü de gözlenebilen belirgin bulgulardır. Başlangıçta bilinci yerinde olmasına karşın oksijen yetersizliğine bağlı olarak beyinin oksijensiz kalması sonucu ilerleyen dönemlerde şuur kaybı gözlenebilir. Kaslardaki sertliğin artması, solunumun engellenmesi ve kanın oksijeni tutma kapasitesinin düşmesine bağlı olarak dokularda siyanoz şekillenebilir. Kasılmaların sıklaşması ve şiddetinin artması, solunum güçlüğü ve siyanoz kötüye gidişi gösteren bulgulardır. 



TARİHİ

Striknos tohumları 15. yüzyılda Avrupaya sokulmuş ve ilk defa hayvanları zehirlemek için kullanılmıştır. Devai özelliğinden ilkin 1770 yılında istifade edilmiştir. 'Striknin 1818 yılında Pelletier ve Caventou tarafından keşfedilmiştir 

Kaynak:Sabah
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...