4 Mayıs 2011 Çarşamba

İnternetin ölümüne 110 gün kaldı

İnternetin ölümüne 110 gün kaldı


Geçen ay açıklanan İnternette Özgürlük Raporu’na göre, Türkiye’nin kötü puanı 42'den 45'e yükseltildi. 22 Ağustos tarihinden itibaren ise Çin; İran, Küba gibi ülkelerle dünya sıralamasının son sıralarında yer alacak. Çünkü kullanıcılar, BTK'nın belirlediği 4 internet filtresinden birini seçmek zorunda bırakılacak. Filtreyi aşmak suç sayılacak. Penguen de "Arama Motoru Müdürlüğü" başlığıyla internet yasaklarını yıllar önce espirili bir dille kapağına taşımıştı.


Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Elektronik Haberleşme Sektöründe Tüketici Hakları Yönetmeliği’nin 10’uncu maddesi hükümleri kapsamında, BTK tarafından hazırlanan “İnternetin Güvenli Kullanımına İlişkin Usul ve Esaslar Taslağı” 22 Ağustos 2011 tarihinde yürürlüğe girecek.
22 Ağustos'ta devreye girecek sistemde internete "BTK" tarafından belirlenen Aile, çocuk, yurtiçi ve standart paket adıyla 4 filtre tipinden biri seçilerek girilebilecek.. Filtreyi aşmak ya da aşmaya çalışmak suç sayılacak.  internet servis sağlayıcıları filtrelerin aşılmasını engellemekle sorumlu tutulacak. Aksi taktirde büyük para cezaları verilecek. 
Bu tür filtre sistemleri işletim sistemleri, internet servis sağlayıcılar ya da internetten bulunabilecek programlar sayesinde isteyen kullanıcılar tarafından zaten istenildiği zaman kullanılabiliyor. Yani zaten kullanıcı böyle bir opsiyona sahip. Ancak BTK'nın uygulamasıyla bu durum bir opsiyon olmaktan çıkıp zorunluluk haline geliyor. 
BM desteğiyle Freedom House tarafından Nisan 2011 de yayınlanan İnternette Özgürlük Raporu’na göre, Türkiye’nin “kötü puan’ını 42'den 45'e yükselterek” internete erişim özgürlükleri konusunda  geriye doğru gitti. 22 Ağustos'tan itibaren yerimiz Çin, İran, küba gibi ülkelerle yanyana olacak.
DNS DEĞİŞTİRİLEREK GİRİLEMEYECEK
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Youtube’un yasaklı olduğu dönemde, ‘Ben giriyorum. Siz de yolunu bulun girin demişti. Yani YouTube kapalıyken önceden DNS ile girebiliyordu. Ancak bu paket altında erişimi engellenmiş YouTube'a da girmek mümkün olmayacak. 

DAVA AÇILDI
IPS İletişim Vakfı-Bianet, 13 Nisan 2011 tarihinde  “yürütmenin durdurulması” talebiyle, söz konusu usul ve esaslara karşı Danıştay’a iptal davası açtı.  Vakıf,Danıştay’a yaptığı başvuruda BTK’nın aldığı yeni kararın yasal dayanaktan yoksun olduğunu ve Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle tanınan temel hak ve özgürlükleri ölçüsüz şekilde kısıtladığını belirtti. Vakıf adına başvuruda bulunan avukat Ayşe Altıparmak, BTK’nın keyfi bir şekilde yasaklı siteler listesi hazırlayabileceğini, çocukları zararlı içerikten korumak için ebeveynlerin yerine devlet eliyle karar verilmesinin doğru bir uygulama olmadığını belirterek, “Gerek Avrupa Birliği gerekse Türkiye’nin de üyesi olduğu Avrupa Komisyonu çocuklar gibi zarar görmesi mümkün grupları korumak için yasal önlemler almaktansa özdenetim yollarına gidilmesini teşvik etmektedir. Bu nedenle, üye ülkeler ev ve okul bilgisayarları ile internet kafelerde filtre programlarının kullanılmasını teşvik etmeli ama devlet düzeyinde filtreleme girişimlerinden her ihtimalde kaçınmalıdır” açıklamasında bulunmuştu.
TWİTTER’DA DÜNYA TRENDİ OLDU
22agustos Türkiye'de trend olarak listeye girerken konuyla ilgili tweet yağdı. Hızla artan tweetlerle birlikte 22 Ağustos dünyada da 1 numaralı trend oldu.

Dünya Astım Günü için alternatif açıklama

Dünya Astım Günü için alternatif açıklama


Artık neredeyse her hastalığın, her sağlık probleminin bir günü ya da haftası var.

3 Mayıs da 'Dünya Astım Günü' idi.



Bu güzel bahar gününde pek çok yerde toplantılar, konuşmalar, televizyon programları yapılacak; gazetelerde, dergilerde yazılar çıkacak. Yıllardan beri astımlı hastalarla uğraşan, onları tedavi eden bir hekim olarak bugün için benim de söyleyeceklerim var. Dünya Astım Günü’ ne 'temiz bir kalp' ile bakanlar, insanların bu tür özel günlerde bir hastalık konusunda bilgilendirilmesinin hiç de kötü bir şey olmadığını düşünebilirler ama böyle günlerin kapitalist ekonominin vazgeçilmez unsurlarından biri olduğunu çoğu kimse bilmez.

Ben Dünya Astım Gününü hastalarımı ve ilaç endüstrinin oyunlarının farkında olmayan veya oldukları halde seslerini çıkarmayan meslektaşlarımı uyarmak için kullanıyor ve bu bakımdan çok da faydalı buluyorum.

Astım korkulacak bir hastalık değildir Her geçen gün hayatları astımdan değil, onun yarattığı korkulardan dolayı zindan olan pek çok hasta görüyorum. Zamanımın önemli bir kısmını “tedavi değil teselli” alıyor.

Astımın korkulacak bir hastalık olmadığını ve tedavisi astım kadar yüz güldürücü olan çok az hastalık olduğunu tekrarlayıp duruyorum. Hastalar ve özellikle astımlı çocukların anneleri şaşkın şaşkın yüzme bakıyorlar şaka mı yapıyorum diye. Hastalarıma astımlıların doktor kontrolü altında olmaları, sigara içmemeleri ve içilen ortamlarda bulunmamaları, beslenmelerine dikkat etmeleri, spor yapmaları ve düzenli bir hayatları olmaları dolayısıyla daha uzun ve sağlıklı yaşadıklarını hatırlatıyorum.

Astım klinik bir teşhistir

Astım hastanın dikkatle dinlenmesi, sorgulanması ve ayrıntılı muayenesi ile teşhis edilen bir hastalıktır. Bazı hastalarda –o da başka hastalıkları dışlamak için- bir takım tetkikler yapılması gerekebilir.

Bir kişinin astım olduğunu kanıtlayan ne özel bir kan tahlili, ne alerji testi, ne röntgen ne tomografi vardır ama görüyorum ki envai çeşit tetkik yapmadan astım teşhisi koyan hekim kalmadı.

Astım teşhisi için yapılan tetkikler çoğu zaman hastanın canını ve cüzdanını yakmaktan başka bir işe yaramıyor.

Astım ilaçları kullananların çoğu astımlı değil

Son senelerde gereksiz ilaç tedavisi akıl almaz boyutlara erişti. Birkaç defa öksürene, nefesim daralıyor, içim sıkılıyor diyene hemen astım teşhisi konup astım ilaçları peynir-ekmek gibi yazılıyor.

Sürekli ilaç kullanması gerekir diye rapor verilenlerin çoğu hayat tarzında yapılacak bazı düzenlemeler ile ilaca gerek kalmadan iyi olabilecek hastalar. Hatta içlerinde astımla uzaktan yakından ilgisi olmayanlar bile var.

Neredeyse her gün, nefesi daraldığı zaman kullanması için Ventolin fısfıs yazılan panik atak hastası görüyorum.

Bu hastalara “İlaç kullanmanıza gerek yok. Şunlara şunlara dikkat edin; şunları şunları yapın, yeterli” dediğimde şaşırıyorlar:

”Nasıl olur Hocam? Doktorumuz bize bu ilaçları ömür boyu kullanmasanız tıkanıp kalır ölürsünüz demişti” diyorlar.

Astımlılarda yapılan yanlışlar

Astım ömür boyu devam eden bir hastalıktır ama bu her hastanın hayatı boyunca ilaç kullanacağı manasına gelmez.

Astımlıların en az üçte birinde “ilaç bile kullanmadan” tam kontrol sağlamak mümkündür. Çocukluk çağında başlayan astımın hastaların yarısından fazlasında buluğ çağından sonra kendiliğinden iyileştiğini de eklemek isterim.

Hastaların yüzde 50-60’ ında ise sadece sprey kortizon yeterli olmasına karşılık astım teşhisi konanların neredeyse tümüne kortizonla beraber uzun tesirli nefes açıcı (UTNA) ihtiva eden ilaçlar yazılması artık Allah’ ın emri oldu.

Uzun tesirli nefes açıcı ilaçların (UTNA) astımlıların ancak yüzde 10 kadarında gerekli olduğunu ama buna aldırış eden kimsenin kalmadığını, UTNA’ ların çok pahalı ilaçlar olduğunu da hatırlatmak isterim.

İş ekonomik kayıpla bitse ona da razıyım. UTNA’ ların gerçek manada ihtiyacı olmayan kişilere -özellikle küçük çocuklar ve başka ilaç kullananlara da- yazılması sağlık bakımından çok zararlı olabilir. Gereksiz UTNA kullanımının astımın ağırlaşmasına ve astımdan ölümlere yol açtığı biliniyor.

UTNA: Bu ilaçlardaki etken maddeler formoterol ve salmeterol’ dur.

Artık UTNA da kesmiyor

Astımın çok iyi tedaviye çok iyi cevap veren bir hastalık olmasına rağmen hastaların ancak yüzde 1 kadarının tam olarak tedavi edilebildiklerini gösteren “müthiş araştırmaların” sebebi hastalara daha fazla ilaç yazılmasına zemin hazırlamaktır.

Kortizon + UTNA’ yı çoğu hastada gereksiz bulurken meğerse bu daha iyi günlerimiz de haberimiz yokmuş. Şimdi bu muhteşem ikiliye bir de anti-lökotrien ilaç ekleme modası çıktı.

Artık her astımlıya hatta bazen öksürene, sözde nefesi tıkanana kortizon + UTNA + anti-lökotrien yazılıyor.

Anti-lökotrien ilaçların da ancak özel durumlarda denenebileceği ve sınırlı sayıda hastada işe yarayabileceği kanaatindeyim.

Gelelim neticeye

Dünya Astım Gününün ilaç endüstrisinin pazarlama araçlarından biri olduğunu unutmayın. Dünya Astım Gününü kutlayalım kutlamasına, ama ticari amaçlar için kullanılmasına karşı uyanık olalım. En önemlisi, de aman doktorlar ve hastalar olarak konu mankeni durumuna düşmeyelim.

Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta
ahmetrasimk@mynet.com
http://www.iyibilgi.com/

3 Mayıs 2011 Salı

Satışlarınızı Nasıl İkiye Katlarsınız


Satışlarınızı Nasıl İkiye Katlarsınız




Satışlarınızı Nasıl İkiye Katlarsınız | video.mynet.com

Polarize güneş gözlüğü nedir?

Polarize güneş gözlüğü nedir?



Polarize güneş gözlüğü, camın içerisindeki bir film tabakasıdır. Cam hamur halinde, işlenmemişken camın içerisine konulur.

En büyük özelliği yansımaları ve parlamaları iyi absorbe etmesidir. Bir örnek verecek olursak, yazın etrafta beyaz beton olduğu zaman çevrede aşırı bir beyazlık(yansıma) görülür, polarize güneş gözlüğü bu yansımaları camın ön kısmında ve tek noktada toplayarak geriye yansıtır, böylece gözün kamaşmasını önler.

Yine araba kullanırken ön camda veya aksamlarda oluşan yansıma ve parlamalar özellikle gözleri hassas olan kişileri çok etkiler, polarize cam bu yansıma ve parlamaları tek noktada toplayarak geri yansıtır.

Polarize güneş gözlükleri genellikle ışığa hassas gözleri olan yahut katarakt, miyop gibi lazerle göz ameliyatı geçirmiş kişiler için uygun bir seçimdir.




UzmanTV  
Güneş Gözlüğü Nasıl Seçilir


Alacağımız güneş gözlüğünün kaliteli olduğunu nasıl anlarız?

Güneş Gözlüğünü Nasıl Seçelim ?


Güneş Gözlüğünü Nasıl Seçelim ?



GÖZLERİMİZİ korumak için her türlü önlemi almamız gerekiyor. Güneş ışığına alerjisi olan kişilerde korunmanın en iyi yolu güneş gözlüğüdür. özellikle çocuklarda güneş gözlüğü alışkanlığı kazandırmak ultraviyole ışınlarının yarattığı zararlı ışınların erken yaşta önlenmesi bakımından önemlidir.



GÜNEŞ GÖZLüĞü ALINIRKEN NELERE DİKKAT EDELİM ?
GÜNEŞ GÖZLÜĞÜ alırken  dikkat edilecek kurallardan birkaçı özellikle antirefle olması ve ultraviyole engelleyici kaplaması olmalıdır. İşportadan ucuza alınan gözlükler çoğu zaman bu özellikleri taşımamaktadır. Bu gözlükler göz sağlığına yarardan çok zararı vermektedir, bu konuda  dikkatli davranmak gerekir
- Güneş gözlüklerinde ultraviyole ya da morötesi ışınları kestiğine dair bir sertifikası olmalı.
- Satın aldığınız güneş gözlüğünü ışığa karşı tutun; gözlüğü aşağı yukarı oynatın. Böyle yaptığınızda camında dalgalanmalar meydana geliyorsa gözlük camı kalitesiz olduğunu gösteriyor.
- çizik camlı gözlükleri kullanmayın
- Güneş gözlüğünü bir uzman yardımıyla yüz şekline göre seçin. Yüze tam oturmayan gözlükler yan kısımlardan sızan zararlı güneş ışınlarına maruz bırakır.
- Güneş gözlüklerinin cam renginin duman ve kahverengi olmasına dikkat edin. Amber ve turuncu renkte güneş gözlüğü camları, trafik ışıklarının renklerini algılamakta zorluk çekilmesine neden olabilir.
- Mavi renkli camlar güneş ışınlarının daha çok göze yansımasına neden olduğu için bu  renkteki gözlüklerde tercih edilmemelidir.

UV engelleyici özelliği olmayıp sadece koyu renkli camları olan gözlükler katarakt riskini artırır.Bu gözlükler kullanıldığında göz bebeği genişlemekte ve buna bağlı olarak göze daha fazla UV ışığı girdiği için katarakt riski artmaktadır.
Polarize camlar parlamayı kesmektedir fakat UV ışıklara karşı koruyuculuğu yoktur.UV koruması olmayan aynalı camlar da tamamen koruyucu değildir.

GÜNEŞ GÖZLÜĞÜ ÇEŞİTLERİ NEDİR?
Güneş gözlükleri UVA ve UVB koruma derecesine göre 3 gruba ayrılır:
Kozmetik Güneş Gözlükleri: UVB ışığının %70’ini ve UVA ışığının da %60’a kadarını engeller.Katarakt riski olan kişiler bu gözlükleri kullanmamalıdır.

Genel amaçlı güneş gözlükleri: UVB ışığının en az %95’ini ve UVA ışığının da en az %60’a kadarını engeller.Güneş gözlüğü olarak en azından genel amaçlı güneş gözlükleri kullanılmalıdır.

Özel amaçlı güneş gözlükleri: UVB ışığının en az %99’unu ve UVA ışığının da en az %60’ını engeller.Katarakt riski olan kişiler için en ideal güneş gözlüğü budur.Bu gözlükler üstten, alttan ve kenarlardan gelen ışıkları kesmelidir.

SADECE GÜNEŞ GÖZLÜĞÜ YETERLİ DEĞİLDİR
Güneş gözlüğü aksesuar değil bir sağlık malzemesi olarak kullanılmalı. Günümüzde gözlüklerin yanı sıra günlük hayatta sıklıkla kullandığımız lensler bile artık ultraviyole ışınlarını süzebilecek nitelikte hazırlanıyor. Ultraviyole korumalı kontakt lensler, güneş gözlükleriyle birlikte kullanıldığında katarkt riskini azaltıyor. özellikle gözlük kullanma zorunluluğu olan hastalarda örneğin miyop, astigmat gibi eğer UV korumalı lens tercih ediliyorsa, lens gözün tamamını örtmediğinden gözlük kullanımı yine gereklidir. Güneş gözlüğü tüm gözü kaplayan ve yanlardan dönen şekilde değilse yukarıdan gelen ışınları önleyemez. çalışmalar genellikle güneş ışınlarının gözlük kenarından geçerek göze ulaştığını göstermiştir. 

GÜNEŞ GÖZLÜĞÜ KATARAKTI ENGELLER Mİ?
Güneş gözlüğü kullanımı, gözümüzde güneşin yarattığı zararlı ışınlar sonucunda erken yaşlarda ortaya çıkabilen kataraktın oluşumunu da azaltabilir.Katarakt oluşumunda önemli bir etkene sahip güneş ışınları 60 -70 yaşında ortaya çıkabilir,özellikle uzun süre güneş ışığına maruz kalanların güneş gözlüğü kullanmayı ihmal etmemelidir. Güneş gözlüklerini göz sağlığımızı koruyucu bir sağlık aracı olarak kullanmalıyız.
Küresel ısınma sebebiyle güneşli gün sayısı ve zararlı ışınlar giderek artmaktadır.Göze ulaşan zararlı ultraviyole (mor ötesi) ve kısa dalga boylu ışınlar gözde katarakt ve görme merkezinde 'sarı nokta' hastalığı diye bilinen görmeyi kalıcı olarak bozan hastalıklara sebep olabilir. Hatta makule dejeneresansı denilen bazı türlerinde tedavi imkanı olmamakta ve kalıcı körlüğe kadar gidebilmektedir.
Güneş ışınlarına doğrudan maruz kalmanın yanma, batma, kuruluk, sulanma, ışıktan aşırı rahatsız olma, göz kapaklarını açmada zorluk çekme gibi şikayetlere sebep olmaktadır.Güneş ışığına aşırı maruz kalan ve güneş gözlüğü kullanmayanlarda göz bebeğine doğru et yürümesi de oluşabilir.


www.doktorsitesi.com/
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...