ödev etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ödev etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ocak 2011 Salı

Telefonun Tarihi

Telefonun Tarihi

Telefon, birbirinden uzak yerlerde bulunan kişiler ve düzenekler arasında bilgi alışverişini sağlayan elektrikli ses alıp verme aygıtıdır. Telefonun çalışmasında ana ilke ağızdan çıkan ses dalgalarının önce elektrik sinyallerine çevrilmesi, bu sinyallerin çeşitli gönderme yöntemleriyle uzağa iletilmesinden sonra, bu defa elektrik sinyallerinin yeniden kulakla duyulabilecek ses dalgalarına çevrilmesidir. Önce kentlerde kurulan telefon şebekeleri daha sonra kentlerarası, uluslararası düzenekler durumuna dönüşmüş ve uydular aracılığıyla dünyanın her köşesinin birbiriyle iletişimi sağlanmıştır.
null
1876 yılında Alexander Graham Bell telefonu icat ettiğinde, insan iletişiminde yeni bir çığır açıldı. Bell’in buluşundan önce, bir mesajı en hızlı iletmenin yolu, Mors alfabesiyle telgraf hatlarından ulaştırmaktı. Ancak telgraf kullanımında, insan sesinin teller aracılığıyla aktarılmasına olanak yoktu. Kendi dönemine göre yeni bir yöntem sayılan telgraftan önce, acil mesajların atlı ulaklar, duman işaretleri, güvercinler ve gemiler kullanılarak iletilmesi gerekiyordu. 1870′li yıllarda pek çok insan, telgrafı geliştirmek için çaba harcıyordu. Ancak Bell, tek başına ipi göğüslemeyi başardı. Bell, tüm hayatını sağırların eğitimine adamıştı. Bir yandan da telgrafı geliştirmeye ve bu sayede para kazanmaya çalışıyordu. Deneyleri sırasında, bir odadan diğerine gerdiği telin yansıttığı ses titreşimlerini duydu. Bu zayıf sesi, diğer mucitler de duymuş olsalar bile, büyük farklılığı kavrayamadıkları hemen hemen kesindi. Bell, insan kulağının titreşimleri güçlendirmesi konusundaki derin bilgilerinin yardımı ve tel aracılığıyla insan sesinin aktarılmasının mümkün olduğunu kavradı. Böylece, telefon doğdu. On yıl içerisinde, önce Amerika’ya daha sonra da tüm dünyaya yayıldı.
null
Telefonun dünü, bugünü ve yarını
Watson buraya gelebilirmisin? Yardimina ihtiyacim var. Bu kelimeler ilk telefon görüsmesinde yer aliyordu. Görüsme ise 10 Mart 1876′da dedektif Sherlock Holmes tarafindan degil telefonun mucidi Alexander Graham Bell ile yapiliyordu. Bell’den bu yana telefon dünyasinda birçok degisiklik meydana geldi. Telefonlar kisa bir süre için de olsa, radyo olarak bile kullanilsalar da günümüzde hemen hemen her evde mutlaka bir telefon bulunuyor. Bununla kalmiyor, her evde bir, hatta kisi basina da bir adet cep telefonu düsüyor ve büyük bir çogunluk telefon görüsmelerini bu tür dijital sebekeler araciligiyla gerçeklestiriyor. Avrupa’da büyük gelismelerin merkezi olsa da Almanya’nin mobil iletisim ülkesi oldugunu düsünürseniz yanilgiya düsmüs olursunuz. Çünkü cep telefonu iletisiminin devi Finliler. Finlandiya’da nüfusun yüzde 60′dan fazlasi cep telefonu kullanmaktadir. Almanya, Portekiz ve Yunanistan’in gerisinde 14. sirada yer alir. Türkiye’de ise cep telefonu günlük hayatin bir parçasi olmus ve sebekelerin kullanici sayisi günden güne artiyor. Düsünürler de yavas yavas ama kesin olarak artik sürekli erisilebilir olmanin sadece sakincalari bulunmadigini savunuyorlar. Cep telefonu operatörleri günden güne iki basamakli büyüme hizlari kaydediyor ve cep telefonu günlük yasamda neredeyse normal telefonlardan daha kullanisli bir araç konumuna geliyor. Yine de 124 yildan beri insanlarin kullaniminda olan telefonlara alismak için halen zamana ihtiyaç var.
null
Alexander Graham Bell’den ilk “Alo”
İlk olarak on yil kadar sonra yani 1872 yilinda Alexander Graham Bell gerçek telefon bulusunu yapti. 10 Mart 1876′da asistani Thomas Watson’a ve kendisine bir deney sirasinda su sözler ulasti: “Watson buraya gelebilir misin? Yardimina ihtiyacim var.” Telefon icadinin sik sik propagandasi yapildi ve tepki aldi. Bell’in ortaya koydugu elektromanyatik telefon 1876′da Philadelpghia’daki Centennial Exposition’da elestirmenleri de inandirdi. Bell telefon icadinin patentini aldi ve 1877 yilinda Bell Telephone Company’i kurdu. Böylece, telefon kablolari dünyayi çevirmeye basladi.
Telefon çok kolay ve hizli bir sekilde adapte edilerek kitle iletisimi için kullanilir hale getirildi. Sadece bir yil kadar sonra, 1878′de, Amarika Nev Haven’da ilk telefon santrali kuruldu. Almanya ise bu gelismeyi takip ederek 1881′de Berlin ve Mühlhausen’da (Elsass) santrallerini olusturdu. Telefon Bell tarafindan 1877′de gelistirildigi halde, kullanima geçebilmesi bu tarihleri buldu. On yil sonra kullanici sayisi Amarika’da 150 bin idi. Ingiltere’de bu sayi 26 bine ulasti ve Almanya’da ise telefonlar artik 22 bin kisiyi birbirine bagliyordu. Baslangiçta aslinda bu yeni bulusun halen kuvvetli bir imaj problemi bulunuyordu. Bu yüzden Berlin’de hazirlanan ilk telefon defterinin sivri bir ismi vardi: “48 Çilginin Kitabi” Önceleri sinyallerin iletimi topragin üzerinden geçen kablolarla serbest olarak yapiliyordu. Daha sonralari bu kablolar yer altina tasinmaya baslandi. Her ne kadar telefonun bulusu sirasinda ilk siradaki amaç sadece sesin iletilmesi olarak düsünülmüs olsa da sonraki yillarda baska amaçlar için de ihtiyaç duyuldu. Böylelikle telefon alicilari radyo aygitlarinin gelisimi sirasinda kullanildi. Telefonun bu kullanim amaci uzun yillar Londra, Paris ve Budapeste’de ilgi gördü. Telefon-radyolar; haberleri, müzik ve borsanin durumunu telefon agi üzerine tasidi. Sans eseri eski telefonlarin hoparlörleri yeterli sesi saglayabilecek kadar büyük yapilmislardi.
Telefonlar nasıl çalışır?
Bu süre içerisinde bazi teknikler gelistirildi. Telefonlar daima küçüldükleri gibi birçok ek özellikle donatildilar. Yine de Bell’in telefonunun temel prensipleri modern aygitlarinkine benzemektedir. Bugünde telefonlar bir mikrofona ihtiyaç duyarlar. Bell’in aygitinda bu fonksiyonu esnek bir metal diyafram ve at nali miknatis üstleniyordu. Bu miknatis üzerine dogru akim kaynagina bagli tel bobin sarili bulunuyordu. Ses dalgalari metal diyaframi salinim vererek hareket ettiriyor ve bu titresim miknatis ile tasinarak dogru akim bulunan bobinde depolaniyordu. Bu akimin ses dalgasina geri dönüsümü de yine ayni prensiple gerçeklestirilebiliyordu. O zamanlar mikrofonun kalitesi tabii ki iyi degildi. 1878′de kömürlü mikrofonlarin bulunusuyla ses iletisim kalitesi biraz daha iyilestirilmis oldu. Günümüzde ise telefonlara transistorlu mikrofonlar yerlestirilmektedir. Elektronik sinyallerin sese dönüsümünü ise küçük hoparlörler üstlenmektedir.
Numarayı çevirmek ve santrale bağlanmak
Alexander Graham Bell’in 1872′de telefonu icadindan bu yana sinyaller halen sabit kablo baglantilari ile iletilmektedir. Bu da vericinin alici ile direkt olarak kablo araciligiyla baglandigi anlamina gelir. Birçok kullanicinin bulundugu bu sistemin dogru baglantilar kura bilmek için bir telefon santrali ile yönetilmesi gerekir. Ilk telefon santralinde bu devreler el ile baglanmaktaydi. Arkadasca bir sesesahip santral memurlari her gün artan kullanici sayisina artik yetisemez duruma gelmislerdi.
Telefonun icadindan bu yana karsilasilan bu büyük sorunu çözmek ve otomatik bir telefon santrali kurmak için arastirmacilar çalismalara basladilar. Çözüm bir daha Amerika’dan geldi. Almond Brown Strowger 1889′da çevirmeli telefon aygitini gelistirdi ve böylelikle otomatik baglantilarin ilk adimi atilmis oldu. Uzunca bir süre telefon sirketleri bu yöntemi kullandilar. Telefon santrali için yeterli tepki telefon cihazi tarafindan saglaniyordu ve santral merkezinde gerekli islemi görülerek baglanti kuruluyordu. Orta vadede bu sistem çabuk eskidi. Günümüzde yeni dijital sistemler tonlu arama (Tone Dialing) yöntemi ile çok daha hizli baglanti kura bilmektedirler. Bununla birlikte bu yeni bulusun kullanimi sadece dijital telefon santrallerinde mümkün. Türkiye’de ise her iki sistem de desteklenmektedir. Dünyanin en büyük telefon sirketleri ABD’deki AT&T sirketi ve Japonya’daki NTT sirketidir. Bunlari 30 milyon baglanti ile Almanya’nin Deutsche Telekom’u takip etmekte.
Telefon ağlarının yapısı ve arama seçenekleri
Almanya’da telefon aglari yildiz sistemine göre kurulmustur. Ilk tabakada sekiz adet merkezi telefon santrali bulunmaktadir(ZVS). Yildiz formundaki bu sekiz ZVS’nin her birine de yine sekiz adet ana telefon santrali (HVS) baglanarak kollara ayrilir. HVS’lere tekrar maksimum sekiz adet son santrale (EVS) sahip sekiz adet dügüm telefon santrali (KVS) baglanmistir. Son santrallerin (EVS) sayisi sekiz ile sinirlidir, çünkü on adet tanimlama rakamindan (0-9) sadece sekiz kullanilabilmektedir. “0″ milletler arasi görüsmelerin seçimi ise “1″ de örnegin danisma yada bilgi servisleri için kullanilmaktadir. Almanya’da da önceleri telefon konusmalarinin iletimi santraller araciligiyla topragin yüzeyinden iletilirken daha sonralari yerin altindan geçen kablolar kullanilmaya baslandi. Günümüzde telefon sirketleri bunun yaninda uydu ve yönlendirici yer istasyonu baglantilari da kullanmaktadirlar.
Bazi sehir içi telefon görüsmeleri direkt olarak santrallerin baglantisi ile kurulurlar. Örnegin Istanbul’da ki Çigdem ahizeyi kaldirdiginda bölgesindeki telefon santraliyle arasinda baglanti kurulur. Aradigi numara elektronik sinyaller formuna dönüstürülerek islenir ve otomatik olarak baglanti kurulur. Eger aranan kisi ayni santral bölgesinde yer aliyorsa baglanti iki kisi arasinda direkt olarak saglanir. Istanbul’da oturan Çigdem baska bir bölgede , örnegin Bursa’daki birini aradiginda telefon görüsmesi uydu baglantisiyla saglanir. Fakat aradaki fark kullanici tarafindan asla anlasilamaz. Ayni sekilde Amarika’yi da aradiginda bir fak göze çarpmayacaktir. 184 ülkeyi kendi seçiminizle otomatik olarak araya bilirsiniz. Ülkeler arasi görüsmelerin %99.6’si ve sehir içi görüsmelerin de yüzde 100′ü tam otomatik olarak santraller tarafindan gerçeklestirilmektedir.
Cep telefonları ve cep telefonları şebekeleri
Mobil telefon aglarinda da her islem otomatik olarak gerçeklestirilir. Ilk mobil telefon denemeleri 1918 yilinda Berlin’de yapilmaya baslanmasina ragmen diger avrupa ülkelerine göre Almanya teknik gelismeler açisindan daha gelismis konumdadir. Farkli ülkelerde mobil telefon, hücre yada cep telefonu olarak da adlandirilan iletisim araçlari ülkemizde de kisa bir geçmise sahipler ve 80′li yillarin ortalarinda ilgi görmeye basladilar. 1986 yilinda Almanya’da kurulan C-Netz’i 1992 de de D-Netz izledi. Almanya’da ilk telefon sebekesi ise telekom tarafindan kuruldu. Sonralari Mannesmann ve E-Plus sirketlerine lisans verildi. Almanya’daki bugüne kadarki son girisim de 1998′de VIAG-INTERCOM agi tarafindan saglandi. Türkiye’de suan kullanilmakta olan dört telefon sebekesi de dahil olmak üzere tüm cep telefonu sebekeleri ilk önce ingiltere’de karsilastirilan hücresel aglar prensibine göre çalismaktadirlar. Dünya üzerinde bu amaçla degisik bant araliklari kullanilmaktadir. Su an Türkiye’de 900 ve 1800 Mhz. frekans araligi desteklenmektedir.
Ağ dünyasinda hücrelerin önemi
Bu sebepten dolayi kullanilan alanlar birkaç hücreye ayrilmistir. Hücreler farkli derecede büyüktürler ve karsilikli konusmalari karistirmamak için farkli frekanslar desteklemeleri gerekmektedir. Hücrelerin kapsama alanlari fiziksel özelliklere göre degisim gösterirler. Verici istasyon kurarken, seçilen alanlarin ortasina degil kenarina kurulmasina dikkat edilir. Böylelikle bir verici istasyon ile üç hücreye ayni zamanda hizmet verilmis olur. Bu hücreler içerisinde problemsiz olarak konusabilmek için her defasinda alici/verici anten ve temiz bir alici anten yeterli olacaktir. Üç ayri hücre için ise toplam alti anten gerekmektedir.
Telefonların ve ağların tarihsel gelişimi
Telefondaki en önemli gelisimi 19. yüzyilin baslarinda gerçeklesmistir. Elektrik ve manyetik üzerine elde edilen son anlayis, bilgilerin elektrik akimina çevrilmesini mümkün kilmistir. Dönüstürülen elektrik sinyalleri iletilerek ulastigi son noktada da insan konusmasina çevrilmektedir. Bu bilgi telgrafin kesfinde önemli rol oynamistir. 1837 yilinda Samuel Finley Morse hayretler içinde kalan bir kalabaligin önünde ilk yazim telgrafini tanitti. Her ne kadar insan konusmasini elektronik sinyallere çevirmek henüz o tarihlerde sorunlara neden olsa da, haberleri mors alfabesine çevirme imkani böylece ortaya çikti. Ekim 1861′de, Alman fizikçi Johann Philipp Reis, Frankfurt Main’de bagli oldugu fizik derneginde telefonunu tanıttı. Reis tarafindan gelistirilen bu aygit insan sesini direkt olarak ileten ilk bulus oldu. Daha çok müzigin iletiminde kullanilmaya uygun oldugundan belki de, hiçbir zaman beklenen ilgiyi görmedi.
İlk Cep Telefonu
1973 yılında Motorola ABD Federal İletişim Komisyonundan izin almayı başarmış ve DynaTAC 8000X modelinde bir cep telefonu üretmiş. Bunun üzerinden tam 36 sene (2009 yılına göre) geçmiş. Ne kadar kısa sürede ne kadar çok gelişme kaydedilmiş. Motorola’nın ilk iletişim alanındaki ilk ürünü olan DynaTAC 794 gram ağırlığındaydı. Daha sonra firma 1989 senesinde de MicroTAC ismini taşıyan ürününü satışa çıkardı. MicroTAC 350 gram ağırlığında ve 2,495$ ile 3,495$ arasında değişen bir fiyata satılmış.
Cep telefonu ile görüşme ve istasyonlar
Cep telefonu sahibi telefon ile görüsmek istediginde tam tamina neler gerçeklestigini örnekle açiklayalim. Örnegin: kullandig cep telefonu sebekesinden memnun olan Sait arkadasina cep telefonundan aramak istiyor. Öncelikle arayacagi kisinin cep telefonu sebekesine kayitli olmasi gerekiyor. Bu islem her defasinda cep telefonu açildigi sirada gerçeklestirilir. PIN no’su girildikten sonra telefon otomatik olarak bir istasyon arar ve o istasyona kayit isteginde bulunur. Bu amaçla kullanici tanimlari ve cihaz seri numarasi yayinlanir. Baz istasyon veri tabanindaki onaylama bilgilerini kontrol ederek giris için onay bekler. Ayni zamanda telefonun seri numarasinin çalinti telefonlar arasinda bulunup bulunmadigi “kara liste” ye bakarak, seri numarasinin dogrulugu kontrol edilir. Bu temel asamalar geçildikten sonra diger adima sira gelir.
Ali’nin telefon verileri ve su anda bulundugu bölge birçok veri tabanina saklanir. Cep telefonu artik ulasilabilir durumdadir ve SMS yani kisa mesaj servisi kutusu yeni gelen mesajlar ve haberler için taranir. Tüm bu giris islemleri en fazla bes saniye içerisinde tamamlanmis olur. Kayit isleminden sonra Ali’nin telefonu düzenli araliklarla en yakin baz istasyonunun verici gücünü kontrol edecektir. Ayni anda en yakindaki diger istasyonlarin frekans bilgileri de alinmaktadir. Sinyal gücü en düsük seviyenin altina indiginde telefon otomatik olarak daha güçlü sinyal yayan istasyona kayit olacak ve alan bilgileri yenilenecektir.
Emel ariyor…
Ali’nin telefonu hazir.

Ali’nin telefonu Emel’in aramasi için artik hazirdir. Emel telefonu çevirdiginde en yakin telefon sebekesiyle baglanti kuracaktir. Simdi ise tesa düfen Ali’nin ayni santral bölgesinde bulunup bulunmadigi veri tabanindan kontrol edilir. Farkli veri tabanlarini da sorguladiktan sonra Emel’in aramasi ilgili santrale iletilir. Bu islem bölgenin baz istasyonunda gerçeklestirilir. Öte yandan baglanti görüsme bitene kadar devam edecektir.
…..Ali yolculukta
İstasyondan uzaklasiyor

Ali bulundugu alandaki istasyona kayit edilmis, Emel ile konusmaktadir. Eger Ali bulundugu istasyondan uzaklasirsa ne olur? Bir cep telefonu telefon görüsmesi sirasinda sadece SMS mesajlarini degil ayni zamanda yan yana bulunan istasyonlarin da sinyal bilgilerini degerlendirmektedir. Ali , Emel ile konusurken telefon baglantidaki kaliteyi komsu hücreler ile karsilastirir. Ali baska bir hücre alanina dogru hareket ettiginde yavas yavas komsu istasyonun gönderim kalitesi artacaktir. Bu durumda çok kisa bir süre için çok büyük olmayan bir kalite kaybi meydana gelebilir. Komşu hücrenin kabul sinyali bulundugu istasyondan daha güçlü hale geldiginde telefon komsu istasyona geçisi simgeleyen bir sinyal gönderir. Bir hücre ile digeri arasindaki degis tokus “hand-over” olarak tanimlanir.
Cep telefonu ile değiş tokuş oyunu
Cep telefonu bulundugu istasyona, istasyon degis tokusu için sinyal gönderdigi anda su anki istasyon geçisi yapilacak alanda kapasite bulunup bulunmadigini kontrol eder. Eger her iki istasyon da ayni kanal üzerinde bulunuyorsa anlasma saglanir. Karsilastirilan anda telefon yeni frekansa geçer ve yeni istasyondaki yeri ayirtilmis olur. Konusulan kisi ile ayni zamanda içinde baglanti devam ettirilir. Bu hand-over okadar düzenli isler ki ne arayan ne de aranan farkina bile varmaz. Hersey çok güzel ve mükemmel gibi duruyor fakat, eger geçis yapilacak istasyonda konusmanin devam etmesi için kapasite bulunmuyorsa ne olacak? Bu durumda cep telefonu eski istasyon ile baglantiyi mümkün oldugu sürece tutmaya çalisacak. Ayni zamanda da en yakindaki diger istasyonlari baglanti kurmak için kontrol etmeye devam edecektir. Alinan sinyaller çok zayifladiginda ya da baska bir istasyona geçis saglanamadigi anda ise baglanti kesilecektir.
Gelecekten beklentiler
Yerel aga bagli ev telefonlari üzerinde çalismalar yapan girisimci kuruluslar telefon sirketlerinin hükümdarliklarini ellerinden almak için “Son Mil” adinda yeni bir teknoloji gelistiriyorlar. Halen eski tekelci kuruluslar da ellerindeki imkanlarin özel sirketlere verilmesine büyük tepkiler gösteriyorlar. Önceden kullanilmakta olan televizyonun kablolu agi örnegin elektrik akimi iletimini mümkün kilarak imkanlar sunuyor. Fakat Almanya’da kablolu televizyon yayin haklari halen Deutsche Telekom’un elinde bulunuyor ve mevcut telefon hatlarina alternatifler getirme fikrine pek cazip bakilmiyor. Bununla birlikte kablo aginin parçalarinin yakin zaman içerisinde ihaleler ile satilmasi düsünülüyor. Satislar gerçeklestiginde bu alanda hareketlenmeler görülmesi bekleniyor. Verilerin elektrik akimi kablolariyla tasinmasini saglayacak Power-line sistemi de su an test asamasinda bulunuyor. Ayni zamanda Essen’daki RWE firmasi da (Rheinisch-Westfalische Elektrizitatswerk) bu dogrultuda çalismalarina tekrar yogunluk vermis durumda. Uzmanlar diger bir alternatif olarak yönlendirici yer istasyonu baglantisini görüyorlar. Bu sistem son kullaniciya yüksek maliyet getiriyor. (Yaklasik 1000 euro). Eski aglarda çalisan telefon sirketleri için en büyük sorun ise yeni aglarin yapisi.
Bu aralar cep telefonu servisi saglayan sirketler bu sorunu hemen hemen çözmüs durumdalar. Hatta Almanya’da cep telefonu agi çok iyi durumda olmasina ragmen tekrar yapilandirilmis. Ag sistemi için su an görülen en büyük sorun iletisim hizinin arttirilmasi. Bunun için HSCSD (High Speed Circuit Switched) ve GPRS (General Packet Radio Services) ile kuruluslarin bu sorunu asmak için simdiden çözümleri hazir. Hatta birsonraki adim için çözüm çaktan elde edilmis. UMTS (Universal Mobile Telecommunications Systems) ile tasima ve iletisim oranlari 2 Mbit’e kadar sorunsuz olarak saglaniyor. Aslinda kullanicilarin bu yeni standartlarin zevkini çikarmasi için biraz zaman gerekiyor. Gelecekte cep telefonu dünyasiyla bilgisayarlar arasindaki sinir giderek silinecek. Hatta bu sene düzenlenen Cebit fuarinda ilk karisim ürün sergilendi. Siemens ve Casio firmalari palm pc olan Casiopeia ve en iyi cep telefonu modellerinden S-25′i birlestirerek ortak bir ürün ortaya çikardilar. Tüm bu baslangiçlar tek bir noktada bulusuyorlar. Artik iletisim alanindaki çalismalar ses kalitesini yükseltmek için yapilmiyor. Birkaç yil içerisinde yeni ürünlerle birlikte telefon görüsmeleri ücretsiz olarak yapilacak. Normal telefon görüsmeleri kullanicilari sasirtacak sekilde promosyonla verilecek. Tarihin büyük mucidi Alexander Graham Bell kuskusuz bu manzara karsisinda büyük mutluluk duyacaktir.
Teknoloji
Telefon ilk olarak telgraf sistemine benzer iki bağlantı üzerinden konuşulacak şekilde kullanılmaya başlanmıştır. Çoğu defa bir bağlantı demir tel, diğer bağlantı ise toprak olduğu için yitimler fazla ve sesler karışık olarak işitiliyordu. Bakır alaşımlarının gelişmesiyle tel sayısı arttırıldı. Konuşma sayıları arttıkça bağlantılar yetişmemeye başladı. 1886 yılında tek devreden değişik frekanslarla ses gönderen bir aygıt (multiplex) devresi yapıldı. Uzun hatlara konulan yükselticilerle kayıplar giderildi. Telefonda büyük adım, operatör kullanmaksızın yapılan otomatik konuşmalardır. 1891 yılında geliştirilen Strowger otomatik arayıcıyla araya operatör girmeden aboneler birbirine bağlanabilmiştir. Bu düzenek 1920 yılında Bell düzeneği olarak geliştirilmiştir. 18 Ekim 1892′de Chicago ve New York arasında ilk uzun telefon hattı açıldı. 1948 yılından sonra ise transistörün sahneye çıkmasıyla elektromanyetik röle sistemler yerini, elektronik devrelere bırakmıştır. Elektronik arayıcı sistem ilk olarak 1965 yılında ABD’de servise konulmuştur.
Telefonda atılan diğer büyük adım da, uzak mesafe konuşmalarında yüksek frekanslı radyo yayınlarından yararlanılmasıdır. 150-300 km aralıklarla yer alan röle istasyonları konuşmaları koaks kablolardan ve havadan elektromanyetik yayın şeklinde iletmektedir. Frekans yükseldikçe tek bağlantı üzerinden konuşma kanal sayısı da yükselmektedir. Böyle bir sistemle iki röle istasyonu arasında aynı anda 3600 konuşma yapmak olasıdır. Bu gelişmeyi uydular aracılığıyla yapılan konuşmalar izlemiştir. Anakaralar arası telefon konuşmaları 1915 yılında başlamıştır. İlk konuşma Paris’le ABD’de Arlington arasında yapılmıştır. Anakaralar arası telefon konuşmalarında güçlü radyo alıcı vericileri kullanılıyordu. İyonosferin etkisi konuşmaları zorlaştırdığı için sualtı kabloları kullanılmaya başlandı. İlk sualtı kablosuyla telefon görüşmeleri 1950 yılında Florida ile Havana arasında 185 km’lik uzaklıkta yapıldı. Sonuç doyurucu olduğu için 1956 yılında New York ile Londra arasına aynı düzenek kuruldu. Uydu aracılığıyla anakaralar arası ilk telefon konuşmaları 1960 yılında başladı. Echo 1 isimli uyduyla ABD’nin doğu yakası ile batı yakası arasında telefon bağlantısı sağlanınca bunu Telstar I, Telstar 2 ve diğer uydular izledi. Bugün uyduların devreye girmesiyle gemi ya da uçaklarla otomatik telefon konuşması yapılabilmektedir. 1985 yılında uzay mekiği Discovery’nin yörüngeye koyduğu uydulardan biri aynı anda 20.000 konuşma yapabilmeye olanak verecek sığadadır.
Türkiye’de eski telefonlar
Türkiye’de ilk telefon 1908 senesinde uygulanmaya başlandı. Kadıköy ve Beyoğlu santralları 1911 senesinde hizmete açıldı. İlk otomatik telefon santralı 1926 senesinde Ankara’da kuruldu. Ardından diğer il merkezlerinde de telefon santralları kurulmaya başlandı. Kısa bir süre sonra kurulan santrallar aracılığıyla bütün iller arası telefon haberleşmesi başlamış oldu. PTT’nin 1970′lerden sonra yaptığı çalışmalarla telefon, Türkiye’de geç olmakla beraber, süratle yayılmaya başladı. Türkiye’nin milletlerarası telefon santralı İstanbul’daki Tahtakale Telefon Santralıdır. Bu santralın diğer milletlerarası telefon santrallarıyla irtibatı 1985 senesi itibarıyla altı yoldan olmaktadır. Bunlar:
  • Edirne (Bulgaristan) hattı,
  • İzmir/Seferihisar (Yunanistan) hattı,
  • Antalya (İtalya) hattı,
  • İskenderun (Suriye) hattı,
  • Diyarbakır (Irak) hattı,
  • Ankara (Uydu) hattı.
Diyarbakır’dan Bağdat’la görüşecek bir abone önce Tahtakaleyle irtibatlanır daha sonra Diyarbakır radyolinkiyle Bağdat’a ulaşır. İleriki senelerde uzaya gönderilecek Türk uydularıyla (Türk-Sat) milletlerarası santral hatlarında artış beklenmektedir (1994).
null
Cep telefonunun tarihi
Çalışmalarına 1982 yılında başlanan cep telefonunun hikayesi, kablo döşeme sıkıntısı yaşayan ülkelerin alternatif arama çabasıyla başladı. İlk cep telefonu görüşmesi 1991 yılında Finlandiya’da yapıldı. İlk kısa mesaj ise 1992 yılında atıldı. Daha önceki denemeler sayılmazsa Graham Bell, 10 Mart 1876′da telefonu icat ettiğinde iletişim devriminin önünü açtığının farkında değildi. Yaklaşık 100 yıl boyunca gelişen ama kablosu olduğu için her zaman bir yere bağlı olarak kullanılan telefon, kablo döşeme sıkıntısı yaşayan ülkelerin alternatif arama çabasıyla kablosuz hale geldi.
Telefon teknolojisinde son gelişmeler ve GSM
Yirmi birinci yüzyıla yaklaştığımız şu günlerde, teknoloji gelişmişlik-iletişim ve bilgi birbirlerinden ayrılmaz parçalar oldu. Bugün iletişim çağın gerisinde değil, hep bir adım önünde gitmektedir. Hücresel mobil servisleri, hareket halindeki insanların haberleşme ihtiyaçlarını gidermeye çalışmıştır. Geçen 10 yıllık sürede hücresel telefonlar, otomobillerden başlayarak, diğer tip taşıtlarda da kullanılabilecek şekilde gelişmiş ve sonunda da taşınabilir (cep telefonu) bir özelliğe kavuşmuştur. Haberleşme alanında her geçen gün daha da artan gereksinimler, alabildiğince çok haberleşme servisini içine aldı ve kitlelerin bulundukları coğrafi dağılım bölgelerinden bağımsız olarak bu servislere ulaşmalarını sağlayacak merkezi bir hücresel mobil haberleşme şebekesinin kullanılmasına ortam hazırlamış ve bunun sonucunda da GSM (İngilizcesi: Global System for Mobile Communication) doğmuştur. Bugüne kadar hücresel bir mobil haberleşme şebekesi kurulurken veya sığası arttırılırken, analog şebekelerin kullanılmasından dolayı frekans ve hücre planlamalarında birçok güçlükler çıkıyordu. GSM frekans problemlerini, hücre ve kanal planlamalarındaki zorlukları ortadan kaldırmaktadır. Mobil telefon kullanımını en üst düzeye ulaştıran GSM, sayısız üstünlük ve olanakları bir arada sunmaktadır. Bu yeni sistemle ağırlığı 200-250 grama kadar düşen cep telefonları ile net bir şekilde sadece Türkiye sınırları içinde değil, bütün Avrupa’da rahatça ve ses yitimi olmadan konuşma yapılabilmektedir. GSM sistemi, her türlü ilerlemeye açık olarak geliştirilmiştir. Uygulanmak istenen her türlü yenilikler (kısa mesaj, faks, telfoto… vs.) çok basit, hızlı programlama tekniğiyle cep telefonuna aktarılabilecek. GSM teknolojisi, düşük güç çıkışlı cihazların kullanımını sağladığı için cep telefonları ile uzun süre konuşma yapmak olası olabilecektir.
Bir GSM abonesi, yerleşik analog hücresel şebekelerden farklı olarak kendi terminallerini bütün Avrupa devletlerinde kullanabilecektir. Aynı zamanda GSM şebekesi, abonelerin devamlı değişen ortamlarının kaydını tutarak, gelen çağrı mesajlarını otomatik olarak coğrafi bölgelere aktarabilecektir ve yönlendirebilecektir. Sistem abone numaraları SIM (Subscriber Identity Module) adlı kredi kartı ebadında, kişinin cüzdanında taşıyabileceği büyüklükteki kartlara programlanıyor. Ayrıca Plug-in olarak adlandırılan daha küçük boyutlarda bir kart daha kullanılmaktadır. Bununla birlikte her abonenin kendisi için özel tanımlanmış özel kimlik numarası olan PIN (Personal Identity Number)ı girmesi koşuluyla mobil telefonlardan konuşma yapılabilinmektedir. Bu sistemle hiç kimse bir başkasının SIM kartını kullanamamaktadır. Kullanılacak [Akıllı kart] teknolojisiyle aboneye ait bütün bilgiler, bu abone kartına toplandığından, yurtdışına çıkan bir abone, artık yanında telefon aygıtı (cep telefonu) taşımak zorunda kalmayacaktır. Her yerde, kendi adına kayıtlı SIM kartı ile bir el (cep) telefonu kiralayıp istediği görüşmeyi yapabilecektir. Türkiye’de de GSM’nin alt yapı çalışmaları olanca hızıyla devam etmektedir. GSM projesi ilk beş yıl içinde Türkiye’nin bütün illerinde sistem ağını kuracaktır. Bu sistem, otomobilimizde faks çekme, telekonferans düzenleme, çağrı gönderme, borsayı takip edebilme, nerede olursa olsun sağlıklı ve parazitsiz telefon edebilme, veri gönderebilme… vs. birçok kolaylıkları olacaktır.
Sonuç olarak haberleşme alanında GSM sistemi, serbest bilgi dolaşımını sağlayacaktır. Bu gelişmeyle birlikte görüntülü telefon, konuşma ve görüntüyü aynı anda aktaran sistem de artık yaygınlaşma aşamasındadır. Görüntülü telefon 1964 yılında ilk önce ABD’de yapılmaya başlamıştır. Buna rağmen görüntülü telefon sistemi hala gerekli pazara ulaşamamıştır. Türkiye’de de görüntülü telefon çalışmaları ciddi bir şekilde, 1994 yılında başlamıştır. 2000′li yıllar ise artık ‘Görüntülü Cep Telefonları’ yılları olacaktır. Telefon, teknolojinin insanlığa sunduğu en yararlı araçlardan birisidir.
GSM - Global Systems Mobile
Finlandiya ve İsveç gibi yüzlerce kilometre fiyort ve binlerce adaya sahip Kuzey Avrupa ülkeleri, söz konusu yerlere coğrafi koşullar yüzünden kablo döşemekte sıkıntı yaşayınca alternatif iletişim yöntemleri aramaya başladı. Bu ülkelerin imdadına Avrupa Telekomünikasyon Standartları Komitesi yetişti ve GSM’in ilk adını veren Global Systems Mobile’ı 1982 yılında oluşturdu. GSM konusunda yapılan çalışmalar, 1984 yılında Avrupa Komisyonu tarafından onaylandı.
null
Gelişme yolunda büyük adım
Avrupa Birliği 1986 yılında cep telefonlarının 900 Mhz frekansında çalışmasına karar verdi ve bir yıl sonra GSM sisteminin temel standartları imzalandı. 1987′de 13 ülkenin GSM Memorandum of Understanding (MoU) ya da bir başka deyişle GSM tabanlı hücresel ağların gerçekleştirilmesi ile ilgili şartnameyi imzalamasıyla cep telefonu, gelişme yolunda büyük adım attı. Özellikle Avrupa’da 1988 ve 1989 yıllarında yoğun çalışmalar yapıldıktan sonra 1991 yılında Finlandiya’nın yerel GSM operatörü Radiolinja üzerinden Nokia’nın 1011 modeli ile ilk cep telefonu görüşmesi gerçekleştirildi.
2 yıl içinde 1 milyon abone
İlk görüşmenin bir yıl sonrasında, Telecom Finlandiya, İngiliz Vodafone ile ilk roaming anlaşmasını yaptı ve iki ülke arasında cep telefonu görüşmeleri mümkün oldu. 1992 yılında ilk SMS de (Kısa Mesaj Servisi) gönderildi. Yaşanan yoğun talebin ardından 1993 yılında 18 ülkeden 32 GSM ağı hizmet verirken, bir yıl sonra MoU’yu imzalayan abone sayısı 100′e yükseldi ve GSM abone sayısı da 1 milyona ulaştı.
Hazır kart 1996′da çıktı
Bugün milyonlarca kişi tarafından kullanılan ön ödemeli telefon kartı 1996 yılında piyasaya çıktı. Aynı yıl ABD’de 15 GSM ağı 1900 Mhz üzerinden yayına çıkarken üç bantla çalışan cep telefonu da yine 1997 yılında piyasaya sürüldü. 1998 yılında GSM abone sayısı 100 milyona ulaştı. İlk WAP, hemen ardından GPRS (Genel Paket Radyo Servisleri) sözleşmeleri imzalandı. Hem üretici hem de yazılımcılar çalışmalarını hızlandırırken, ilk ticari GPRS servisi 2000 yılında hizmete girdi ve 3G için ilk ihale ilanı gerçekleştirildi. Japon NTT DoCoMo 1 Ekim 2001′de ilk ticari 3G (Üçüncü nesil) hizmetini piyasaya tanıtarak GSM sektörüne yeni bir dinamizm getirdi.
null
2001 yılında ilk renkli ekranlı cep telefonu
Yeni yüzyılın ilk yılında, ayda atılan SMS sayısı 5 milyon civarındaydı, bir yıl sonrasında bu rakam 50 milyona ulaştı. Toplam GSM abone sayısının 500 milyona ulaştığı 2001 yılında GSM kullanıcıları ilk renkli ekranlı cep telefonu ile tanıştı. 2002 yılı GSM sektörü için birçok yeniliği de beraberinde getirdi. Kullanıcıların birbirlerine SMS’e ek olarak fotoğraf ya da video klibi göndermesine imkan tanıyan İlk MMS (Multimedia Messaging Servis) devreye sokuldu. Yılda 400 milyar SMS atılırken, aboneler de ilk kameralı cep telefonuna sahip olmak için raf önlerinde uzun kuyruklar oluşturdu.
50′den fazla operatör 3G ağı kurdu
Bir yıl sonrasında ilk EDGE (Enhanced Data Rates for Global Evolution - Global Gelişme için Geliştirilmiş Data Hızları) devreye girdi. GSM cihazı üretimi de yıllık 500 milyona ulaştı. 1994 yılında 1 milyona ulaşan toplam GSM abonesi sayısı sadece on yıl içinde bin kat artarak 2004 yılında 1 milyara ulaştı. Tüm dünyada 50′den fazla operatör 3G ağı kurdu. Herkes bu artışı konuşurken bir yıl sonra abone sayısı 1,5 milyarı da geçti ve kablosuz cihaz pazarının yüzde 75′i, GSM ile ilgili cihazlardan oluştu.
2005 yılında HSDPA teknolojisine geçildi
2005 yılının bir başka önemli olayı, kullanıcıların yüksek hızda internet erişimine ulaşmasını sağlayan HSDPA (High Speed Downlink Packet Access) sisteminin hayata geçmesi oldu. Bu yıl içinde 3G’ye geçen şirket sayısı 100′ü aştı, bir yıl içinde atılan SMS sayısı 1 trilyonu geçti. Takvimler 2006 yılını gösterirken GSM abone sayısı iki milyara ulaştı. 60 ülkede 3G hizmeti sunan 130 şirket, 100 milyon aboneye yüksek hızlı internet erişimi imkanı sağladı. Yıl sonuna kadar ticari HSPDA ağ sayısı 85′i geçti ve 1 milyar telefon satıldı. Aboneye doymayan GSM sektörü, 2,5 milyar aboneye geçtiğimiz yıl ulaştı. Mobil hızlı internet hizmeti sunan operatör sayısı 150′yi geçerken, dünya aboneleri, Yakın Alan İletişimi (NFC) kullanan cep telefonları ödeme mekanizması olarak 2007 yılında kullanılmaya başladı. Bu yıl sona ermeden GSM abone sayısı 3 milyar barajını geçti ve dünyanın yarısı iletişimde mobil hale geldi.
Türkiye’de ilk GSM operatörü Turkcell
Türkiye’de ilk GSM operatörü 1994 yılının Mart ayında hizmete başlayan Turkcell oldu. Turkcell’i iki ay sonra hizmete başlayan Telsim takip ederken, Avea 2001 yılının Mart ayında hizmete girdi. Turkcell ilk ismini korurken, Telsim, Vodafone tarafından satın alındı, Avea ise Aycell ve Aria’nın birleşmesi ile hizmete girdi. Türkiye’de, aktif olarak kullanılan sim kart sayısı da 60 milyonu geçti.
null
null
null
null
[Kaynak: Ceptelefonline.com, Tubider Bilişim Dünyası]
 

Bu ve daha fazlası http://www.diliminucunda.com/telefonun-tarihi.html

Balıklar Nasıl Ürer ve Balık Türleri

Balıklar Nasıl Ürer ve Balık Türleri

Balıklar Nasıl Ürer?
Bazı köpek balıkları, balinalar, yunus balıkları ve öteki kıkırdaklı balıklar, doğurarak ürer. Çoğu balıklar da yumurtlayarak nesillerini devam ettirir. Her cins balık, belirli dönemlerde üreme faaliyetine başlar. Bu dönemde erkek balıkların rengi değişir. Erkek ve dişi balık, birbirlerine kanatları veya vücutlarıyla sinyal gönderir. İşaretleştikten sonra, dişi balık yumurtlar. Erkek balık da spermaların bırakır. Spermaların bir kısmı gider yumurtaları döller. Balıklar çeşitli sinyallerle anlaşırlar, konuşurlar. Bazı erkek balıklar, dişilerinin yumurtlaması için yuvalar hazırlar. Yuvalar, deniz veya nehir yataklarında kazılmış bir çukur veya bitkilerden yapılmış bir kümecik olabilir. Balık yumurtaları umumiyetle küre şeklindedir ve yaklaşık olarak üç milimetre çapındadır. Yumurtaların bir kısmı, engin denizlerin üstünde yüzerken, bir kısmı da derinliklerde kalır. Her ne kadar, dişi balıkla erkek balık anlaşıp, yumurtalarını ve spermalarını bir yere bıraksalar da, nokta gibi spermaların, derin denizlerde veya akan dere içinde, gidip yumurtaları bulması ve onları döllemesi şaşılacak bir haldir. Döllenmiş yumurta içinde hücreler, bölünerek çoğalır ve balık şeklini almağa başlar. Hangi ilim ve hangi irade, milyarlarca balık yumurtası içinde faaliyetini gösteriyor ve hücre tuğlalarını üst üste yığarak, tıpkı anne veya babaya benzeyen balığı teşekkül ettiriyor. Eğer bunu yapan sebepler maddi olsa idi, her bir yumurtanın başında bulunmalıdır.
null
Balığı meydana getiren ve çoğalan canlı hücreler, yumurtayı meydana getiren yumurta sarısıyla beslenir. İlâhi tanzime bakınız ki, canlı hücrelerin balık avlayamayacağı bilindiğinden, onlara gıda olacak yumurta sarısı, daha balık yumurtlamadan karnında hazırlanmış! Bebek mamaları imâl eden fabrikalar, mamanın formülünde bir değişiklik yapsa, çocukları beslemez, belki zehir olur. Balık karnında imal edilen yumurta sarıları en hassas formüllerle, yanlışsız, kusursuz hazırlanmış en tabii gıda maddesidir. Çoğalan hücrelerle, yumurta sarısı arasında kan damarları teşekkül eder. Bu damarlar kanalıyla henüz teşekkül etmemiş balık beslenir. Aradan bir ay kadar zaman geçince, balık tamamlanmış, yumurta kabuğundan çıkma vakii gelmiş demektir. Bu arada zaten yumurta kabuğu da yumuşar. Küçük balıklar dışarı çıkınca, daha evvel eğitilmişler gibi, yüzmeğe başlar. Hâlâ bağlı bulunduğu yumurta sarısı bitinceye kadar onunla beslenir, sonra avlanmaya koyulurlar. Deniz atı ve yılan iğnesi gibi bazı balıklar da, daha garip üreme düzeni kurulmuş. Bunların, erkeklerinin karnı üzerinde bir kesecik vardır. Dişi balık buraya yumurtlar. Yumurtalar hu kese içinde döllenir ve yavrular burada, gelişir.
Kedi balığı gibi bazı balıkların erkekleri, yumurtaları ağzına alır. Yumurtalardan balık çıkıncaya kadar itina ile taşır, sonra dünyaya gelen yavruları suya bırakırlar. Denizlerde, bir balık diğerini yutarken, bunlara yumurtayı bir evlât şefkatiyle ağzında taşıtan sebepler, elbette maddi değil, manevidir. Sadece bir sene yaşayan balıklar da vardır. Yıllık balık denilen bu balıklara, deniz atları, gelyan balıkları ve cüce kayalar misal alarak verilebilir. Bunlar, kuruyan dere ve ırmaklarda yaşar. Sular kesilince, bütün balıklar ölür. Fakat bunlar, daha evvel çamura yumurtlamışlardır. Yağmurlar başlayınca sular, yumurtaların üzerinden yeniden akmaya başlar. Yumurtalar da çatlayarak yavru balıklar dışarı çıkar, suları tekrar şenlendirirler. Böylece hayat faaliyetleri devam eder, gider. Labaratuvar incelemeleri göstermiştir ki, bu balıkların yumurtaları kuru toprağa bir tohum gibi gömülmedikçe, içlerinden balık çıkmamaktadır. Balıklar yaşadıkları ortama göre, yumurtalarını ve üreme şekillerini tanzim eden sebeplerdir. Bazı derin su balıkları, 450 metreden fazla derinliklerde yaşar. Buralarda suyun sıcaklığı, donma noktasının biraz üstündedir. Bunların garip şekilleri, güçsüz iskeletleri vardır. Etraftaki besinleri azdır Yakaladıkları yiyeceklerini elden kaçırmamaları gerekir.
Akvaryum Balıklarında Üreme
Akvaryum balıkları canlı doğuranlar ve yumurtlayanlar olarak iki gruba ayrılır. Balıklarda doğun genellikle yalancı doğumdur. Hemen bütün balıklar yumurta ile ürer. Canlı doğuran grubuna dahil dişi balıklar erkekten spermleri alırlar. Vücutlarına depo ederek yumurtalar ana karnında döllenir. Bu grup balıklar bir kere çiftleşince 5-6 ay bu tohumla yavru yapmaya devam edebilirler. Bu nedenle satın aldığınız bir dişi balığın erkek olmadan devamlı yavru yaptığını görmek oldukça ilginç olacaktır. Balıklarda üreme zamanı suyun sıcaklığına bağlı olup, akvaryumlarda su sıcaklığı yıl boyunca aynı tutulduğu için üreme yıl boyu devam edebilir.
null
Bazı Balık Türlerini Yumurtlama Şekli
Vatoz (Siyam Balığı)
Bazı balıkların son derece ilginç yumurtaları ve bazılarının da yumurtalarını son derece ilginç koruma şekilleri vardır. Örneğin vatoz balıklarının yumurtalarının her biri keratin bir kapsül içindedir. Bu kapsüllerin rengi siyahtır ve her köşesinde boynuz biçimli birer çıkıntı vardır. Siyam balıkları ise çıkardıkları yapışkan sümüksü maddenin içine hava üfleyerek, su yüzeyinde kabarcıklardan oluşan sallar yaparlar. Dişinin yumurtladığı yumurtayı erkek yakalar, ağzındaki sümüksü maddeyle kaplar ve suyun üstüne doğru yüzerek yumurtayı salın altına yerleştirir.
Kababurun (Chondrostoma nasus)
Çeşitli türleriyle ülkemizde yaygındır. Göl ve nehirlerin giriş-çıkışlarının dibe yakınlarında çakıllı bölgelerde yaşar. Boylan 25-40, en çok 50 santimetre olur. Taşlara yapışık yosunlar, bitki kökleri ve dip hayvanlarıyla beslenir. Mart-mayıs arası ürer ve 100,000′e yakın yumurtasını çakılların üstüne yapıştırır. Farklı türleri, bölgelere göre çeşitli şekillerde değerlendirilir.
Kadife Balığı (Tınca tinca)
Kuzey bölgelerimizin bol bitkili durgun veya yavaş akıntılı sularında yaşar. Genelde 30-40 santimetre en çok 60-70 santimetre olur. Planktonlar, küçük balıklar ve yumuşakçalarla beslenir. Gündüzlerini dipte geçirip geceleri avlanır. Mayıs-haziran arası üreme yapar. Eti lezzetlidir. Sazan yetiştiriciliğinde yardımcı olarak düşünülen bir balıktır. Sportif yönü zevklidir.
Kalkan (Psetta maxima)
Bir dip balığı olan kalkan, Karadeniz’in en tanınmış balıklarındandır. Boğazlar, Marmara, Ege ve Akdeniz’de seyrek rastlanır. Gezici balık değildir. Bütün hayatı dipte yatmakla geçer. Batı Akdeniz, Atlas Okyanusu ve Şimal Denizi’nde, kalkanın diğer türleri yaşamaktadır. 25-30 yıllık ömrü olan kalkan balığı, 1 metre boya erişebilir. Sahillerde 5-10 metreden başlayarak 300-400 metre derinliklere inebilir. Etçil ve fazlasıyla obur bir balıktır. Erkekleri 5-6, dişileri ise 6-7 yaşlarında olgunlaşıp üremeye geçebilir. Üremeleri 10-15°C sularda nisandan hazirana kadar sürer. Milyonlarca yumurta vermesi yanında etinin lezzeti ve verimliliği ile ekonomik değeri çok yüksektir.
Kanatlı Kırlangıç (Cephalacanthus volitans)
Boyları 50 santimetreye ulaşabilen ve kırlangıcın bir türü olan bu balıklar, güzel ve bezeli renkleriyle Ege ve Akdeniz’de yaşar. Su yüzeyinden 1-1.5 metre yüksekte 1-10 saniyelik sürede 30-35 m’lik uçuşlarla denizleri süsler. Suların ısınmasıyla beraber sahillere yaklaşarak, mayıs-temmuz arası ürer. 10-80 metre derinliklerde yumuşakçalar, kabuklular ve böceklerle beslenir.
Karagöz (Diplodus vulgaris)
Bütün denizlerimizde, çoğunlukla Marmara ve Ege’de ılıman suların kayalıklarında yaşayan, bol bulunan ve sevilen yerli balıklarımızdandır. Sürüler halinde yaşar. Suların ısı şartlarına göre bahar aylarından ağustosa kadar üreme yapar. Çeşitli türleri sularımızda yaşar. Kuyruğu lekeli ve çizgili olanı ısparoz/ispari olarak tanınır. Lezzetli eti ve bol avlanılmasıyla ekonomik değeri yüksek bir balıktır.
Kayış Balığı (Ophidion barbatum)
Denizlerimizde seyrek rastlanan, 2-3 metreden 150 metreye kadar derinliklerde, üstü bitkilerle örtülü kumsal, çakıllı diplerde fazla göç etmeden yaşayan bir balıktır. Yumuşakçalar, kabuklular ve küçük balıklarla beslenir. Boylan 30 santimetre olabilir. Bahar-yaz sonu üreme yapıp 15-18,000 yumurta döker. Eti lezzetlidir. Fakat seyrek bulunduğu için ekonomik değeri yoktur.
Kedi Balığı (Scyliorhinus canicula)
Köpekbalığı ailesindendir. Sıcak ve ılıman denizlerin 3 metreden 1,000 metreye varan derinliklerinde fazla göç etmeden yaşar. Kabuklular, omurgasızlar ve balıklarla beslenir. Boyları ortalama 80-150 santimetre olur. Kuşlar gibi çiftleşip, yumurtlayarak ürer. Bahar aylarında yumurtalarını bir torba içinde kayalıklar arasına bırakır. Bir mevsimde birkaç kez yumurtlayabilir. Kuluçka süresi 15 gündür. Eti lezzetli olup yenilebilir. Ayrıca sportif avcılığı da yapılır.
Keler (Squatina sguatina)
Köpekbalığı ailesindendir. Sıcak ve ılıman denizlerin 5-100 metre derinlerinde sahil yakınlarında veya 70-400 metre açıklarında, kumlu, çamurlu alanlarda fazla göç etmeden yaşar. Boyu 2 metreye ulaşabilir. Büyük ağzıyla dipteki ölü veya diri balıkları, omurgasızlarla sürü halindeki balıkları yutarcasına yiyerek beslenir. Bahar sonu yaz aylarında dişiler, gruplar oluşturarak sahillere yakınlarda döllenir. 18-20 ay sonra tek başlarına 10-18 arası canlı yavru doğurur. Yüzgeçlerinin eti yenebilir, karaciğerinden yağ ve vitamin elde edilir.
Kıkla Lapin (Labrus berggylta)
Ilık ve sıcak denizlerimizin yosun ve bitkilerle kaplı taşlıkların 2-30 metre derinlerinde yaşar. Dişi ve erkekleri arasında boy ve renk farkları görülür. Boyları 30-40, en çok 60 santimetre (dişilerde) olabilir. Yumuşakçalar ve kabuklularla beslenir. Dişleri çok kuvvetlidir. Üremeye yakın erkekleri, deniz bitkileriyle dişiye yuva hazırlar. Mayıs-ağustos arasında yumurta verir. Eti lezzetlidir. Ayrıca sportif avcılığı değerlidir.
Kırlangıç (Trigüa lucema)
Ege, Akdeniz ve Marmara’nın fazla göç etmeyen, yerli balığıdır. Kısmen Karadeniz’de rastlanır. Ilık denizlerin sahil yakınlarında 5-300 metre derinliklerin diplerinde çiftler halinde yaşar. Küçüklerine derviş balığı da denir. Ortalama 25-50 santimetre olur. 80 santimetre ve 6-8 kilogram olanlarına rastlanır. 15-20 yıllık yaşamı vardır. 3 yaşında olgunlaşıp sahillerden uzakta üremelerini yapar. Küçük kabuklular, yumuşakçalar, deniz bitkileri ve böceklerle beslenir. Etinin lezzet ve yararıyla, her mevsimde bulunmasıyla ekonomik değeri yüksektir. Diğer Akdeniz ve Avrupa ülkelerinde de bol tüketilir.
Kırma Mercan (Pagellus aceme)
Mercan ailesindendir. 0-400 metre bazen de 700 metre derinliklere inebilmektedir. Yaşam çevresi taşlık, kayalık ve dibe yakın yerlerdir. Boyları 35-40 santimetreye ulaşabilir. Eti beyaz, gevrek ve lezzetlidir. Marmara, Çanakkale Boğazı ve Ege’de bolca bulunur. Ekonomik değeri yüksektir. Denizlerdeki ısıya göre ilkbahardan başlayarak ağustosa kadar üremeleri sürer. Etçil balık olan mercanlar çeşitli küçük balıklar, kabuklular ve omurgasızlarla beslenir.
Kırmızı Havuzbalığı
Biyolojik yaşamı diğer havuz balığı türleri gibidir.15-20 cm boyu ve renginin güzelliği ile eski çağlardan beri havuzların şimdilerde de akvaryumların klasik ve kıymetli balığıdır. Çin’de ve Japonya’da üretilen çeşitli türleri ve formları vardır.
Kızılgöz (Rutilus mtilus)
Karadeniz, Trakya, Marmara ve Kuzey Batı Anadolu’nun sahil bölgelerindeki nehirlerde yaşar. 25-30, en çok 50 santimetreye büyür. Kızılkanatla büyük benzerliği vardır. Küçük canlılar ve bitkilerle beslenir. Bahar aylarında ürer ve 50-100,000 yumurta bırakır. Eti değerli olmadığı için daha ziyade yem olarak kullanılır. Nehir ve kıyılardaki yırtıcı balıklar ve kuşlar içinde iyi bir besindir.
Kızılkanat (Scardinius eıythrophthalmus)
Kuzey Anadolu’da soğuk olmayan ağır akışlı nehirler, göl ve göletlerin yumuşak tabanlı zeminlerinde yumuşakçalar ve bitkilerle beslenerek 10-11 yıl yaşar. 20-40 santimetre boy ve 200-400 gram ağırlıkta olur. 3-4 yaşında olgunlaşıp kg/ağırlığına göre 600,000 yumurta döker. Eti lezzetli fakat çok ince kılçıklı olduğu için makbul değildir. Turna gibi yırtıcı balıklar için değerli bir yemdir.
Kocaağız (Aspius aspius)
Trakya, Marmara ve Kuzey bölgelerimizin hızlı akarsularında yaşar. Ortalama 60-80, en çok 100 santimetre boy ve 2-4 kilogramdan 10 kg ağırlığa erişebilirler. Etçil bir balıktır, su içindeki her türlü hayvanla beslenir. Erginleri yalnız dolaşır. Cinsel olgunluğa 4-5 yaşlarında ulaşıp nisan-temmuz arasında 80-100,000 yumurta verir. Az lezzetli eti nedeniyle ekonomîk değeri bölgeseldir. Buna karşın olta avcılığı çok zevkli bir balıktır. Yaşam karakteri bu balığın aynı olan “aps. vorax” türü Fırat ve Dicle Nehirlerinde yaygındır. Sis balığı olarak tanınır. Boyları 40 santimetre olur.
Kolyoz (Scomber japonicus)
Bütün denizlerimizde bulunmakla beraber daha çok Marmara balığı sayılır. Şeklen uskumruya çok benzer fakat ayrı bir türdür. Büyük Okyanus’ta da sürüler halinde yaşar. Küçük balıklar, yavrular ve planktonlarla beslenir. 2-3 yaşında olgunlaşan dişileri temmuz-ağustos arası 300-400,000 yumurtasını denize bırakır. Eti uskumru kadar lezzetli olmamakla beraber, taze-kuru-tuzlu olarak bol tüketilen bir balıktır.
Denizatları (Erkeğin Hamile Kaldığı Tek Canlı Türü)
Erkek denizatları dişilerinden aldıkları yumurtaları saklayabilecekleri bir kuluçka kesesine sahiptirler.
Dişi, embriyolarını erkeğin kuluçka kesesinin içine bırakır. Erkek de, bu yumurtalar gelişip minik birer denizatı olana kadar onları kesesinin içindeki plasenta benzeri sıvı ile besler ve kuluçka kesesinin iç dokusunda bulunan kılcal damarlar aracılığıyla yumurtalara oksijen sağlar. Erkeğin hamilelik süresi yaklaşık 10 ile 42 gün arasıdır. Bu süre boyunca dişi her sabah eşini ziyaret eder. Bu ziyaretler ve selamlaşma davranışları, dişiye eşinin doğum zamanı hakkında fikir verir ve bu zaman içinde dişi, yeni yumurtlama için hazırlanır.
null
Aterina Balıklarının Tehlikeli Yolculuğu
Aterina balıkları diğer balıklardan farklı olarak yumurtalarını karada toprağın içine gömerler, çünkü yumurtaları ancak böyle bir ortamda gelişebilir. Ancak aterinalar için karaya kısa süreliğine bile çıkmak ölüm demektir. Ama bu tehlikeye rağmen bunu yaparlar çünkü eğer yapmazlarsa bu, nesillerinin sonu olacaktır. Bu balıklar, en uygun zaman ve en uygun koşullarda karaya çıkarlar. Aterinalar yumurtalarını kuma gömmek için dolunay vaktini beklerler. Çünkü dolunay olduğunda, dalgalar kabararak tüm kumsalı kaplar. Aterina balıkları, yaklaşık üç saat süren denizin kabarma vaktini kollar ve onları kıyıya ulaştıracak olan en yüksek dalganın içine kendilerine atarlar. Karaya bu yolla çıkmayı başaran dişi aterinalar suyun dışında kaldıkları bu kısacık zaman aralığında, ustaca kıvrılıp bükülerek kumun yaklaşık 5 cm derinliğine yumurtalarını bırakırlar. Ancak tehlike bununla bitmez, aterina balıkları denize geri dönebilmek için, deniz geri çekilmeden önce yumurtalarını kuma gömmek zorundadırlar. Geri çekilme vaktini kaçırmaları durumunda ise karada kalıp yaşamlarını kaybedeceklerdir. Görüldüğü gibi bu balıklar yumurtalarının en sağlıklı şekilde gelişebilmesi için büyük bir fedakarlıkta bulunmakta ve kendilerini çok büyük bir riske sokmaktadırlar. Aynı zamanda da son derece akılcı hareket etmektedirler.
Bir Aterina balığının yumurtlamak için göze aldığı tehlikeler ve sergilediği akılcı davranışlar üzerinde düşünüldüğünde, bu balığın dışında bir aklın ve şuurun varlığı açıkça görülür. Yumurtlamak için yüzlerce kolay yöntem varken Aterina balığı yumurtalarını kuma gömmeyi tercih eder. Bu balığın, evrim teorisinin iddia ettiği gibi yumurtalarını kuma gömmek şeklinde bir alışkanlığı tesadüfler sonucunda edindiğini varsayalım. Bu durumda ne olur? Balık daha ilk aşamada kuma ulaşarak yumurtalarını gömme çabası sırasında ölür. Deneme yanılma yoluyla en uygun zamanı bulmasına kesinlikle izin vermeyecek koşullarla karşı karşıyadır ve bu durumda balığın neslinin devam etmesi imkansızdır. Çok açıktır ki, Aterina yumurtalarını kumun içinde yetişebilecek şekilde yaratan Allah, balıklara kuma ulaşacakları en uygun zamanı da ilham etmekte ve böylece onların yaşamalarını ve üremelerini sağlamaktadır.
Yay Yüzgeç Balığının Yumurtaları İçin Hazırladığı Yosundan Ev
Dişi yay yüzgeç balığı, Mayıs’tan Haziran ayına kadar olan dönemde yumurtlar. Bu dönemde, kuyruk dibindeki koyu renkli beneği daha belirgin bir hal alır. Bir göl ya da akarsuyun kenarında yosunlu bir yer seçerek, kendisine daire biçiminde bir yuva yapar. Erkek balık da, yuva yapımı sırasında, döne döne yüzerek bitkileri aşağı doğru bastırır. Dişi, yumurtaları bırakınca yumurtalar bitkilerin saplarına ve yapraklarına yapışırlar. Erkek balık da yumurtaların başında nöbet tutmaya başlar. Daha sonra da yine döne döne yüzerek bir su akımı oluşturur ve böylelikle yumurtaları havalandırır. Ayrıca erkek yay yüzgeç balığı yavrularını, boyları 10 santimetre oluncaya kadar korur.
Üremek İçin Uzun Yollar Kat eden Bir Diğer Canlı: Gri Balina
Her yıl Aralık ve Ocak aylarında gri balina Kuzey Buz Denizi’nden yola çıkar ve Kuzey Amerika’nın güneybatı sahillerinden geçerek Kaliforniya’ya doğru yüzer. Amacı doğurmak için ılık sulara ulaşmaktır. İlginç olan ise, gri balina bu yolculuğu sırasında hiçbir şey yemez. Ancak önceden tedbirini almış ve uzun yaz günleri boyunca, kuzeyin besin yönünden zengin sularındaki yiyeceklerle kendine enerji depolamıştır. Gri balina, Batı Meksika’nın tropikal sularına ulaşır ulaşmaz doğum yapar. Yavrular, annelerinin sütleriyle beslenir ve yağ takviyesi yaparlar, böylece diğer gri balinalarla Mart ayında Kuzey Denizi’ne doğru yapacakları göç için güç kazanmış olurlar.
Sihlid Balıklarının İtinalı Bakımı
Dişi ve erkek sihlid balıkları yumurtaları ve yavrularıyla yakından ilgilenirler. Balıklardan biri, yumurtaların bulunduğu yerin yukarısında durur ve devamlı olarak kuyruk ve yüzgeçleriyle onları yelpazeler. Dişiyle erkek birkaç dakikada bir nöbet değiştirirler. Yelpazelemenin amacı yumurtaların iyi gelişebilmeleri için daha fazla oksijen sağlamaktır. Bu çalışma ayrıca mantar sporlarının yumurtaların üzerine yerleşerek gelişmelerini de önler. Sihlidlerin yumurtalarıyla ilgilenmelerinin temelinde yumurtaların temizliğinin sağlanması vardır. Bunun için döllenmemiş yumurtaları da yiyerek geriye kalan sağlıklı yumurtaların hastalanmasını önlerler. Daha sonraki evrede ise yumurtaları bulundukları yerlerinden alarak kumda kazdıkları oyuklardan birine götürürler. Taşıma işlemini ise her seferinde ağızlarına birkaç yumurta alarak yaparlar. Biri çukura giderken, diğeri nöbet bekler. Daha sonra yine aynı işlem tekrarlanır. Yavrular yumurtadan çıktıkları zaman dişiyle erkek onları dikkatle korur. Genellikle yumurtadan yeni çıkan yavrular hep bir arada kalırlar, gruptan biri ayrıldığında dişi ya da erkek bu yavruyu ağzına alarak tekrar diğerlerinin yanına götürür.
Temizlik konusunda hassas olan tek canlı, Sihlid balıkları da değildir. Örneğin dişi kırkayak, yumurtalarını herhangi bir mantar tehlikesine karşı korumak için onları sık sık yalar. Daha sonra onların etrafında bükülerek, yavrular yumurtadan çıkana kadar onları düşmanlarından korur. Dişi ahtapot ise yumurtalarını bir kaya oyuğuna koyarak onları sürekli izler. Dokunaçlarıyla da düzenli olarak temizler ve temiz su ile onları durular.
Brevis salyangoz çikliti (Neoamprologus brevis)
Bilimsel gözlemlemeler için doğadan alınıp akvaryumda tutulan ilk ciklit turudur. 6 cm’lik boyuna rağmen diğer büyük Tanganika Gölü ciklitleri ile uyum içersinde yaşayabilirler. Dış görünüşlerinden erkek dişi ayrımını yapmak zordur ama yetişkin dişilerin erkeklere göre daha küçük boylu olmaları bu ayrımı kolaylaştırır. Tanganika Gölü’nün neothauma tür salyangozların bulunduğu çamurlu ve kumlu bölgeleri, bu balığın doğal yaşama alanıdır. Bu yüzden akvaryumlarda da bolca boş salyangoz kabuğu bulunması gereklidir. Akvaryum taşlar ve bitkilerle bezenmeli ama balıkların gezinebilecekleri genişliklerde kumluk alanlar bulunacak şekilde dekore edilmelidir. Bu ciklitler için salyangoz kabuklarının nemi kabukların sığınma ve üreme yerleri olmasıdır. Kabukları ağzı açık kalacak şekilde kuma gömer ve tehlike anında içine saklanırlar. Akvaryumcularda Neothauma cinsi salyangoz kabuğu bulmak zor ise benzer bir yapıya sahip, yenilebilen salyangoz kabuğu da aynı işlevi görecektir. Üreme döneminde dişi balık, kuma gömdüğü salyangoz kabuğunun 20-30 kadar yumurta bırakır. Yumurtlamadan sonra dişi düzenli olarak kabuğun ağız kısmında yaptığı kuyruk hareketleriyle içeriye taze suyun girmesini sağlar. Teritoryal erkek yumurtalar ve yavrularla doğrudan ilgilenmese de geniş bir sınır çizgisi içinde yuvanın diğer balıklara karşı korunmasını sağlar. 27°C sıcaklıkta 5-6 gün sonra yumurtadan çıkan yavrular artemia larvası ve kaliteli toz yavru yemleriyle beslenebilirler. Dişi yavrularına bakmayı ve onları korumayı 2 hafta daha devam ettirecektir. Erkekler 6, dişiler 4 cm. kadar büyür. Bu balıklar etçildir. Türe özgü karma akvaryumlarda beslenebilirler, en az 100 litrelik bir akvaryum gerekir. Bakımı tecrübe ister. pH 7.5-8.5 arasında olmalıdır. 4-28°C arasındaki sıcaklık uygundur.
Brikardi (Neolamprologus brichardi)
null
Tanganika Golü’nün kayalık kıyılarındaki sığ kesimler bu balığın doğal yaşam alanlarıdır. Erkekleri 9-10 cm. büyüyebilir. Dişiler daha küçüktür. Ayrıca erkeklerin alın kısmı daha yuvarlaktır. Kendi grubunun dışındaki balıklara karşı saldırgandır. Türe özgü karma akvaryumlarda beslenmelidirler. Kendinden daha küçük yapılı balıklara zarar verebilir. En az 150 litrelik akvaryumlarda beslenmesi gerekir. pH 7.5-8.5 arasında olmalıdır. Sıcaklığın 23-25C arasında olması uygundur. Genellikle etçil beslenen brikardiler doğada küçük su canlılarıyla beslenirler. Akvaryumda bunlara canlı yem, midye, kıyılmış karides verilebilir. Bakımı tecrübe ister. Yumurtalarını kaya kovuklarına bırakır. Dişi fazlası olmadığı sürece monogamiktirler. Çiftlerin oluşabilmesi için en uygun yöntem, bir grup gen balığı bir araya koymaktır. Ortalama 50-100 yumurta gizli kaya kovuklarına bırakılır. Bölge sınırları içinde çok iyi korunan yavrular, büyüdükten sonra da ebeveynler tarafından kovalanmaz ve yeni kardeşlerinin bakımına yardımcı olurlar. Böylece, doğada da görülen, yabancı balıkların sokulmadığı akraba kolonileri oluşur. Yavaş büyüyen yavrular, yaklaşık 8 ayda, boyları 4 cm iken cinsel olgunluğa ulaşırlar.
Frontoza (Cyphotilapia frontosa)
null
Tanganika Golü’nün kayalık kısımlarında yaşarlar. Oldukça sağlam, iri yapılı ve sert balıklardır. Bakımı tecrübe gerektirir. En az 250 litrelik bir akvaryumda bakılmalıdırlar. Erkekler 35, dişiler 25 cm. kadar büyüyebilirler. pH 8-9 arasında olmalıdır. 24-28°C sıcaklık uygundur. Erkek-dişi ayrımı ok belirgin olmasa da erkekler daha iri yapılıdır. Ayrıca erkeklerde alın hörgüç daha belirgindir. Erkeklerin yüzgeçleri dişilerinkilerden daha güçlüdür. Dişi, yumurtalarını düz bir yüzeye yapıştırır. Uygun şartlar sağlandığında üretimi zor sayılmaz. Erkek balık yumurtaları dölledikten sonra dişi balık yumurtaları toplar ve ağzında kuluçkaya bırakır. Yaklaşık 1 ay sonra yavrular çıkar. Etil bir balık olan frontoza, protein ağırlıklı yemlerle beslenmelidir. Bahçe solucanı, artemia gibi canlı yemler de verilebilir.
Kalvus (Altolamprologus calvus)
null
Tanganika Golü’nün sığ ve kayalık kısımlarında yaşar. Erkekleri 13 cm. boya ulaşırken dişiler 10 cm. boya ulaşabilir. Türe özgü karma akvaryumlarda beslenmelidir. Türdaşlarına karşı saldırgandır. Yutamayacağı boydaki farklı balıklar için ise zararsızdır. Yavaş bir balık olduğu için hızlı balıkların bulunduğu bir akvaryumda yeterince beslenemeyebilir. Etçil bir balıktır. Bu yüzden protein ağırlıklı beslenmeli, sık sık canlı yem takviyesi yapılmalıdır. pH 7.5-8.5 arasında olmalıdır. 24-26°C sıcaklık uygundur. Bakımı tecrübe gerektiren bu balık en az 150 litrelik akvaryumda beslenmelidir. Dişi, 100 kadar yumurtasını bir kovuğundaki dik bir yüzeye sıralar. Genelde yumurtaların yarısından çoğu açılmadan bozulur. Yavrular da oldukça yavaş büyürler. 12 ayda erkekler yaklaşık 5,5 cm, dişiler 3,75 cm boydayken cinsel olgunluğa ulaşırlar.
Leptosoma (Cyprichromis leptosoma)
null
Tanganika Gölü’nün güneyindeki bölümlerde yaşarlar. 9-10 cm. boya ulaşabilirler. Erkekler dişilerden biraz daha iricedir. Karma akvaryumlarda beslenilmelidir. Etil beslenir. Küçük su canlıları yerler. Bakımı tecrübe gerektiren bu balık en az 150 litrelik bir akvaryumda bakılmalıdır. pH 7.5-8.5 arasında olmalıdır. 23-26°C sıcaklık uygundur. En az 6 bireyden oluşan bir grup içinde beslenmesi gereken bir sürü balığıdır. Suyun daha çok süt düzeylerinde kalırlar ve geniş yüzme alanı gerektirirler. Bu hareketli türün besleneceği akvaryum en az 200 litre hacminde olmalıdır. Kumu kazmaz ve bitkilere zarar vermez. Çok iyi sıçradığı için bütün yüzeyi kapatan bir akvaryum kapağı kullanılmalıdır. Diğer birçok Afrika ciklitinin tersine yumurtlama tabanda değil, açık suda gerçekleşir. Çift, birbirinin etrafında dönerek yumurta bırakır. Dişi, yumurtaları yere düşmeden ağzıyla yakalar. Döllenme yumurtalar dişinin ağzındayken gerekleşir. Sayısı genelde 20′yi geçmeyen yumurtaların kuluçka süresi 25°C sıcaklıkta ortalama 21 gündür. Yavrular, yumurtadan çıkar çıkmaz artemia larvalarıyla beslenebilecek kadar gelişkindirler. Sadece bu türün yaşadığı akvaryumlarda kuluçkadaki dişileri ayrı bir akvaryuma almak gerekmez; yetişkin Leptosomalar yavrulara dokunmazlar.
Acıbalık (Rhodeus seiceus amarus)
null
Trakya, Marmara ve Karadeniz’de ağır akışlı akarsular veya göllerde yaşar. Bitkiler ve küçük hayvancıklarla beslenir. Ortalama 5-6, en çok 9 santimetreye kadar büyür. Üreme devresi nisan-haziran arasıdır. Dişisi uzun hortumuyla yumurtalarını bir midyenin içine ustaca bırakır. Erkek de spermlerini midyenin açılıp-kapanarak emdiği suya bırakarak yumurtaları döller. 2-3 haftada olgunlaşan yavrular, midyeyi terk eder. Böylece küçük cüsselerine rağmen emniyetli üreme tamamlanır.
Afangus (Aphanius fasciatus)
null
Ege ve Akdeniz’in sahillerine akan iç sularda yaşar. Çeşitli türleri ülkemizde yaygındır. Nehirlerin yavaş akıntılı veya durgun bölümlerinde yuvalanır. Boylan 5-6 santimetre olur. Acı ve tuzlu sulara da uyum gösterir. Kabuklular ve özellikle su yüzeyindeki sinek-böcek larvalarıyla beslenir. Bahar aylarında üremelerini yapıp, yumurtalarını su bitkilerinin üzerine bırakır. Akvaryum balığı olarak da yetiştirilir.
Akya (Lichia amia)
null
Kuzu, çıplak, leka ve iskender balığı olarak da anılır. Genelde 50-100 santimetre en çok 180 santimetre ve 60 kilogram ağırlıkta olabilir. Yumuşakçalar, kabuklular ve küçük balıklarla beslenerek, dipte kıyılara yakın küçük sürüler halinde dolaşır. Canavar balıklardandır, çevresindeki balıkları yok edercesine yer. Geçmişte çok avlanılması nedeniyle neslinin tükenme tehlikesi vardır. Korunması gerekir.
Ankara Çamurbalığı (Neomacheilus angorae)
null
Orta ve Doğu Anadolu’nun göl ve akarsularının çamurlu, kumlu ve sazlı zeminlerinde yayılış gösterir. Zeminlerden emdiği çamurlardan, küçük hayvanlar, böcekler ve larvaları seçerek beslenir. İsmi de oradan gelir. 6-7 santimetreye kadar büyüyebilir. Çok sığ suların yüksek ısısına dayanabilir. Mayıs-haziran arasında yapışkan yumurtalarını kıyıların kumluk ve çakıllarına bırakır. Doğa dengesini korur.
Ay Balığı (Mola mola)
null
Pervane balığı da denir. Okyanuslar ve Akdeniz’in açıklarında uzun göçler yapmadan, bazen derinlerde, bazen de su yüzeyinde yan yatarak dolaşır. İyi yüzemeyen, hareketsiz bir balıktır. Deniz anaları, ahtapot, mürekkep balığı ve diğer balıklarla beslenir. 2.5-3 metre boydan 1,500 kilogram ağırlığa erişip 20-25 yıl yaşayabilir. Bahardan yaz sonlarına kadar 300 milyona varan yumurta döker. Bu yumurtaların çoğu diğer balıklara yem olur. Eti lezzetsiz ve kötü kokulu olduğu için insan besini yönü ve ekonomik değeri yoktur.
Aynalı Sazan (Cyprınus carpio)
null
Pullu sazanın çıplak-çizgili ve aynalı sazan olarak adlandırılan yan türlerinin üretime en elverişli olanıdır. Kolay ürediği için çeşitli yörelerde ve özellikle baraj göllerinde üretimi yapılmaktadır. Yaşam öyküsü pullu sazan gibidir. Ekonomik değeri çok yüksektir. Çeşitli ülkelerde yılda 200,000 ton sazan üretimi yapılmaktadır
Bakalyaro (Merlangius merlangus)
null
Mezgit ve gelincikle aynı türdendir. Karadeniz’de yaygın, Ege’de az bulunur. Genelde 15-20, en çok 45-50 santimetre boyunda olur. Sahillerin 3-4 metreye kadar derinliklerindeki sığların kumlu, çakıllı ve yosunlu diplerinde, fazla göçler yapmadan yaşar. Balık yumurtaları, küçük balıklar ve karides gibi canlılarla beslenir. Üremelerini şubat-mayıs arasında, sahillere yakın yerlerde yapar. Mezgitle eş, beyaz ve lezzetli etiyle ekonomik değeri yüksektir.
Barbunya (Mullus barbatus)
null
Sıcak ve ılık denizlerin kumlu, çamurlu sahillerinde 300 metreye varan derinliklerinde sürüler halinde yaşar. Ortalama 12-15 santimetreden en çok 40 santimetreye kadar büyür. Suyun ısı şartlarına göre derinlerden sahile, mevsimsel göçler yapar. 10 yıl yaşayabilir. Nisan-haziran arası 15-100,000 yumurta döker. Etinin lezzeti ve bol avlanılmasıyla ekonomik değeri yüksektir.
Berber Balığı ( Anthias anthias )
null
Hani ailesinden bir balıktır. Sıcak ve ılıman denizlerin kayalık, çakıl ve bazen çamurlu bölgelerinde ve 50-300 metre derinliklerde yaşayan berber balığı, 25 santimetre uzunluğa erişebilir. Az bulunduğu için fazla ekonomik değeri yoktur. Denizlere renk güzelliği verir. Üremeleri diğer hani cinsi balıklar gibidir.
Berlam (Merluccius merluccius)
null
Ilık denizlerin orta sularında yaşar. Ege, Marmara ve Akdeniz’de yaygın, Karadeniz’de seyrek bulunur. Gündüzleri 80-300 metreye varan derin sularda, gezinip geceleri avlanmak için kıyılara ve yüzeye yaklaşır. Kolyoz, çaça, hamsi ve benzeri küçük balıklarla beslenir. En çok 80-100 santimetre boy ve 10 kilogram ağırlığa erişebilir. Mayıstan ağustosa kadar sahillere yakın yerlerde üremelerini yapar. Etinin lezzet ve kalitesi mezgitle eştir. Taze olarak her mevsimde yendiği için ekonomik değeri yüksektir.
Bıyıklı Balık (Barbus barbus)
null
Genelde 30-50 santimetre uzunlukta ve 0.5-2 kilogram, en çok 3 kilogram ağırlıkta olur. Büyüklerine seyrek rastlanır. Oksijeni bol, hızlı akan nehirlerin berrak kum tabanlı bölümlerinde yaşar. Ülkemizin çeşitli yörelerinde türleri bulunur. Mayıs-haziran arasında üreme yapar ve 5,000-30,000 yumurta döker. Bu devresinde yumurtaları zehirlidir. Eti fazla değerli olmamakla beraber avcılığı yönünden değerli bir balıktır.
Bodur Yayın (lctalurus melas)
null
Güneydoğu’daki akarsu ve göllerin kumlu, çamurlu zeminlerinde yaşayan, 20-30, en çok 45 santimetre boy ve 100-500 gram ağırlıkta olabilen bir yayın türüdür. Oldukça obur bir balıktır. Omurgasızlar, küçük balıklar, balık larvaları ve kurbağalar da dahil ne bulursa yer. Suların ısı şartlarına göre nisan-haziran arasında kumların içine yuva yapan dişi, yumurtalarını dökerek bunların oluşmasını bekler. Kılçıksız eti çok lezzetlidir. Ancak ekonomik değeri bölgeseldir.
Büyükbaş Kayabalığı (Gobius (Ponücola) kessleri)
null
Trakya ve Karadeniz Kıyılarına akan nehirlerde yaygındır. Boyları 12-18, en çok 22 santimetre olur. Acı suların taşlık veya sert kumlu zeminlerinde dolaşıp, nehirlerin içlerine girer. Yuva edindiği bölgeye çok bağlıdır, buraya zorla gelen balıklara saldırgan olur. Küçük kabuklular, balıklar ve yumuşakçalarla beslenir. Nisan-mayıs arası, dişiler yumurtalarını ince ipliklerle kumsallara yapıştırır. Erkekler de gözcülük eder. Eti lezzetli ve sağlığa yararlıdır. Ekonomik değeri bölgeseldir.
Camgöz Köpekbalığı (Galeorhinusgaleus)
null
Sıcak ve ılık denizlerin 100 metrenin altındaki serin sularında tek başına yaşayan, boylan 4-5 metreden 10-15 metreye ulaşan, omurgasızlar (mürekkep balığı, ahtapot, medusalar) ve sürü halindeki küçük balıklan yiyerek beslenen bir köpek balığı türüdür. Sıcak yaz günlerinde ağır hareketlerle su yüzeyinde yüzer. Rahatsız edilmezse saldırgan değildir. Açık denizlerde erkek tarafından döllenen dişiler, 8-14 arası canlı yavru doğurur. Başka ülkelerde yenilmesine rağmen yakalananlar, ülkemizde balık unu üretiminde kullanılır.
Çaça (Sprattus sprattus)
null
Sardalya-tirsi ailesindendir. Boyu 6-8 santimetre, Karadeniz’in batısında 13-15 santimetre olanlarına da rastlanır. Besinleri planktonlar ve balık yavrularıdır. Sürüler halinde yaşar. Mayıs-Haziran arasında üreme yapar. Eti fazla lezzetli değildir. Bu nedenle özel avcılığı yapılmaz. Buna karşın denizlerde ekonomik değeri çök yüksek olan uskumru, palamut, torik gibi balıklar için yem değeri vardır. Kuzey Avrupa Ülkelerinde konservesi çeşitli isimlerle pazarlanır.
Çamuka (Atherina hepsetus)
null
Gümüş türündendir. Fazla derin olmayan sahillerin sıcak ve ılıman sularında, kumlu veya çakıllı bölgelerde sürüler halinde ve balık yavruları, kabuklular ve yumuşakçalarla beslenerek yaşar. Suyun tuzluluk oranı ve oksijen değerine uyum gösterir. Bu nedenle göllerde bile yaşayabilir. Boyu 10-12, en çok 16-18 santimetre olabilir. Suların bölgesel sıcaklığına göre nisan-eylül arasında ürer. Beyaz ve çok lezzetli etiyle ekonomik değeri yüksektir.
Çapak Balığı (Abramis brama)
null
Marmara ve Karadeniz’in akarsu ve göllerinde, bazı türleri de Ankara ve Kırşehir’de yaşar. Boyları ortalama 30-40 santimetreden 70 santimetre ve 3 kilogramdan 6 kilograma ulaşabilir. Kurtlar, böcekler ve yosunlarla beslenir. 10 yıl yaşayabilir. Mayıs-Haziran arası yaklaşık 100,000 yumurta ile üreme yapar. 1 kilogramın üstündekilerin eti lezzetlidir; küçükleri ise yem veya av balığı olarak değerlidir.
Çipura (Spanis aurata)
null
Ege ve Akdeniz’in bu namlı balığı, Marmara’da seyrek bulunur. Ortalama 25-35 santimetre boy ve 0.5-3 kilogram ağırlıkta, en çok 60 santimetre ve 6 kilogramda olabilir. Etçil bir balıktır. Kuvvetli çenesiyle küçük kabukluları, balıkları ve diğer hayvanları kolayca yer. Yaz devresinde sığlarda, kış aylarında da 35-40 metre derinliklerde yaşar. İki yaşın üstündekiler daha da derinlere iner. Üremeleri ekim-aralık aylarında olur; 100-150,000 yumurta döker. Eti çok lezzetlidir. Ayrıca üretim kültürüne uygunluğu nedeniyle ekonomik değeri çok yüksektir.
Çitari (Boops salpa)
null
Karagöz ailesinden bir balıktır. Sarpan balığı da denir. Boyları 45 santimetre olabilir. Görüntüsü çok güzel fakat eti lezzetsizdir. Bu nedenle fazla ekonomik değer taşımaz. Marmara, Ege ve Akdeniz’de bol, Karadeniz’de seyrek rastlanır. Yaşam karakteri ve üremeleri, karagöz cinsi balıklarda olduğu gibidir.
Çizgili Mercan (Uthognathus mormynıs)
null
Mırmır balığı da denir. Mercana göre vücudu daha uzundur. Genellikle Akdeniz’de bulunur ve en çok 30 santimetreye kadar büyür. Sığ suların bitkilerle örtülü taşlık, kayalık, kumluk bölgelerinde yaşar. Acı su bölgelerine de girer. Biyolojik yaşamı karagöz-mercan gibidir. Etinin lezzetli olmasına rağmen az bulunan ve sadece taze tüketilen bir balıktır.
Çizgili Orkinos (Katsowonus pelamis)
null
Karadeniz, Marmara ve Kuzey Ege’ye kadar sularımızda rastlanan orkinos türlerinden biridir. Boyu ortalama 60-100 santimetre olur. Yemlendiği balık sürülerini önüne katarak Karadeniz’e çıkar ve orada sular ısınınca üreme yapar. Bu gidiş-gelişler Karadeniz ve Marmara’daki yerli balıkların doğal dengesini oluşturur. Etinin insan gıdası olarak çeşitli değerlendirilmesi ve avcılık yönüyle aşırı tüketimi, hem orkinos türünü hem de onunla akım sağlayan diğer balık türlerini tehlikeli olarak etkilemektedir.
Dağ Alabalığı (Salmo trutta macrosügma)
null
Çoruh, Ege ve Konya Ereğlisi çevrelerinde dağ göllerinin soğuk, berrak ve temiz sularında yaşar. Zaman zaman nehirlere de girer. Bilimsel olarak dünyanın son buzul çağında dağ göllerinde kalıp, geliştiği teorisi vardır. Boyu 40-60 santimetreden 1 metreye; ağırlığı da 1-3 kilogramdan 14 kilograma olabilir. 3-4 yaşında olgunlaşıp göllerin buzla kaplandığı ekim-ocak aylarında yumurtalarını çakıllara bırakır. Dişileri yaklaşık 3,500 yumurta bırakır. Çok lezzetli etinin yanı sıra sertlik ve çevikliği ile avcılığı da değerlidir.
Deniz Alası (Salmo trutta Iabrax)
null
Karadeniz alabalığı, som balığı olarak da tanınır. Somon balığı ile hem arkabalığı, hem de benzerliği vardır. Bir türü de Akdeniz’de yaşar. Genelde 50-80 santimetre boy ve 3-7 kg ağırlıktan, en çok 100 santimetre ve 25 kilograma erişenlerine rastlanır. Ömrünün bir kısmını denizde geçirdikten sonra üremek için nehirlere girer. Ağırlığına oranla 2,000-16,000 yumurta döker. Kuvvetli çenesi olan yırtıcı bir balıktır. Küçük balıklar ve kabuklularla beslenir. Eti çok lezzetli olduğu gibi, yumurtasından da kırmızı havyar elde edilir. Ekonomik değeri çok yüksektir.
Dere Alabalığı (Salmo trutta fario)
null
Soğuk, temiz ve hızlı akıntılı nehirlerde çevresine bağlı olarak yaşar. Bölgesine kıskançtır, başka balıkların gelmesini istemez. Boyları 30-40, en çok 60 santimetre ve 0.5-2 kilogram ağırlıkta olabilir. Yumuşakçalar ve yavru balıklarla beslenir. Erkekleri 2, dişileri 3 yaşında olgunlaşıp ekim-ocak arasında yumurta bırakır. Zaman zaman akıntılara karşı 1.5-2 metre sıçrayarak yüzer. En değerli tatlı su balıklarından biridir. Lezzetli ve yararlı etiyle ekonomik değeri çok yüksektir.
Dere Kayabalığı (Gobio gobio)
null
Ülkemiz akarsularında çeşitli türleri yerine göre adlar alır. 5-6 yılda yavaş büyüyerek 12-20 santimetre boya ulaşır. Fazla hareket etmeden sualtında yatarak ömrünü geçirir. Nisan-Haziranda 12-18°C sularda haftalık aralıklarla ürer; dişileri 1,000-3,000 yumurta verir. Eti lezzetlidir. Büyük balıkları avlamak için yem olarak da kullanılır.
Dere Pisisi (Pleeuronectes Besus)
null
Nehirlerin denizlere karışan acı su bölgelerinde veya akarsuların daha içerlerinde yaşayan bir pisi türüdür. Akdeniz’de fazla rastlanır. Az akıntılı suların kumsal diplerinde fazla hareket etmeden yaşar. Ortalama 25-30, en çok 50 santimetre boyda olur. Etçil bir balıktır. Bulunduğu bölgenin su ısısına göre değişik olarak şubat-mayıs arasında ürer ve 800,000 yumurta bırakır. Eti çok lezzetli ve ekonomik değeri yüksek bir balıktır.
Dikence (Gasterosteus aculeatus)
null
Denizlerin kıyı kesimlerinde, nehirlerin denize karışan acı su bölgelerinde ve zaman zaman nehirlerde yaşayan küçük bir balıktır. Boyu 7-9 santimetre olup vücudu kalın pullarla kaplıdır. Çeşitli renklerinin güzelliği ve 300-1,000 dolayında yumurtasının erkek balık tarafından bir yuva yapılarak korunması, dikenceyi ilginç bir doğa olayı yapar. Ekonomik bir değeri yoktur.
Dikenli Kırlangıç (Aspitriglıa cuculus)
null
Kırlangıç ailesinin bir türüdür. Sırt ön yüzgeçlerinin sivriliği ve uzunluğu, yan taraflarındaki sert kabuklarla kırlangıçtan ayrılır. Ege, Akdeniz ve Marmara’da bulunur. Karadeniz’de rastlanmaz. En çok 45 santimetre boyda olur. Denizlerimizde sayısı kırlangıçtan daha azdır. Genelde 30 metre derinlikte durgun sularda, bazen de 100-250 metre derinliğe inerek yaşar. Eti lezzetli ve yararlıdır. Ekonomik değeri vardır.
Dikenli Öksüz (Prestedion cataphractum)
null
İsim benzerliğine karşın kırlangıç ailesinden öksüz ile soydaşlığı yoktur. Marmara, Ege ve Akdeniz sahillerinin 30-400 metreye varan derinliklerin kumlu, çakıllı yosun kaplı zeminlerinde yaşar. Boyları 10-15, en çok 30 santimetre olabilir. Küçüklerine mıcır, büyüklerine çuka denir. Çiftler halinde gezerek yosunlar, otlar, yumuşakçalar ve küçük kabuklularla beslenir. Mayıs-temmuz arası ürer. Eti lezzetlidir fakat çok seyrek bulunur.
Dil Balığı (Amogtossus latema)
null
Denizlerimizde 10 metreden 300-500 metreye kadar derinliklerinde, kumlu, çamurlu veya çakıllı diplerinde fazla hareket etmeden ve uzun göçler yapmadan yaşar. Boyları 20-25 santimetre olur. Dipteki omurgasızlar, küçük balıklar ve böceklerle beslenir. Bahardan itibaren kıyılara sokularak haziran-temmuz arasında üreme yapar. Kış aylarında eti dolgun ve lezzetli olur. Genelde her mevsimde bulunan, ekonomik değeri yüksek olan bir balıktır.
Dülger (Zeus faber)
null
Boyu 50-60 santimetreye ulaşan dülger balığı, geçici balıktır. Mayısta Marmara’dan Karadeniz’e çıkar. Akdeniz, Ege, Marmara ve kısmen de Karadeniz’de yaşayan, kalın pullarla örtülü dülger balığı, etobur bir balıktır. Büyük ağzıyla kendinden küçük pek çok balığı yutarcasına yer. Genelde 60-70 santimetre derinliklerde yaşar. Kış mevsiminden sonra suların ısınmasıyla mayıs ayından başlayarak temmuz sonuna kadar üremelerini sürdürür. Dülger balığı, İzmir-Antalya arası yörelerimizde peygamber, dikenli peygamber balığı olarak da tanınır. Eti lezzetli, beyaz ve yararlıdır.
Egrez Balığı (Vimba vmıba)
null
Kuzey Ege, Marmara, Trakya ve Göller Bölgesi’nde yayılış gösterir. Düz ve ağır akışlı suların, kumluk, çamurlu zeminlerinde yaşar. Boyları 25-35 santimetre en çok 50 santimetre ve 450-500 gram ağırlıkta olur. 3-4 yaşında olgunluğa erişip mayıs-haziran arası üreme yapar. Etinin güzelliği ve bolca avlanılmasıyla ekonomik değeri vardır

Bu ve daha fazlası http://www.diliminucunda.com/
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...