mısır nişastası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mısır nişastası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Şubat 2011 Pazar

Yalancı Şeker gerçeği..!

Avrupa ve ABD’nin damlalıkla kullandığı Türkiye’nin ise tonlarca tükettiği ‘yalancı şeker’ fruktoz olayına devlet kayıtsız kalmadı
Sağlık Bakanlığı Kanser Dairesi konuyla ilgili bir rapor hazırladı. Vatan gazetesinde yer alan habere göre, ay sonunda Bakan Recep Akdağ ile Tarım Bakanı Eker’in ortak bir basın toplantısıyla yapılacakları açıklayacağı belirtildi.

Şeker pancarından şeker üretimi, iki yüzyıl önce ‘Sanayi devrimi’ ile başladı. Daha önce şeker kamışından elde edilen ve sadece zenginlerin sofrasına konuk
olan şeker, böylece gelir düzeyi çok yüksek olmayanların da kolayca satın alabileceği bir ürün haline geldi. Doğal olandan uzaklaşan gıda piyasası 1970’lerde fruktoz içerikli mısır şurubunu şeker niyetine üretmeye başladı. 

Avrupa’da çok düşük kotalar

1980’lerde yıllık 3 milyon ton olan üretim, günümüzde 20-30 milyon tonun üzerine çıktı. Bir anlamda fruktoz icad oldu, mertlik bozuldu. Mısır nişastası parçalanarak glukoza, ardından glukoz fruktoza dönüştürülüyor. Bazı ürün paketlerinde mısır şurubu yerine “nişasta bazlı sıvı şeker” veya “NBŞ” yazıyor. 

Mısır şurubu, şeker pancarından elde edilen şekerden daha tatlı, üstelik daha ucuz ve taşınması daha kolay. Bu da üreticiler için daha düşük maliyet ve daha yüksek kar anlamına geliyor. Ülkemizde 2001’de çıkartılan şeker yasası ile mısır şurubu üretim kotası yüzde 10 olarak belirlendi, fakat sonra yüzde 15’e yükseltildi. Halbuki bu kota ABD’de yüzde 2, Almanya’da binde 8.9, Fransa’da ise binde 4.9! Bisküvi, baklava, çikolata hatta gazlı içeceklerdeki kulllanımına sık sık rastlanan ‘nişasta bazlı şekerlerin (fruktoz) kansere yol açtığı iddiaları bilim insanlarının belki de gıda terörü başlığı altında yaptıkları incelemelerin en üst sırasında yer alıyor. 

Şeker kanserojen fruktoz daha fazla kanserojen

* Prof. Dr. Ahmet Aydın - Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Bölümü Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı:

“Mısırdan üretilen nişasta bazlı şeker kansere yol açar. Sadece fruktoz değil bütün şekerler kansere yol açar, ama içlerindeki en kötüsü nişasta bazlı şekerdir. Şeker en önemli kanserojen maddedir. En hızlı kan şekerini yükselten mısır şurubundan yapılmış fruktozdur. Kanser hücresi sadece şekerle geçinir, yağlarla, proteinlerle beslenmez. Şekerli gıdalar bütün kanserleri tetikler, pankreas kanseri son yıllarda çok sık görüldüğü için dikkatimizi çekiyor ama meme, kolon, prostat gibi kanserlerin nişasta bazlı şekerler tarafından tetiklendiği aşikar. Karaciğerde yağlanmanın en etken nedeni şekerdir. Metabolik sendrom sonucunda karaciğer yaplanması meydana geliyor. Diğer şekerlerden daha ucuz olması nedeniyle son yıllarda fruktoz tüketiminde müthiş bir artış oldu. Früktoz tüm şekerler arasında en hızlı yağa dönüşme özelliğine sahiptir. Fazla fruktoz tüketiminin deney hayvanlarında diyabet koroner kalp hastalığı karaciğer yağlanması ve hipertansiyona yol açtığı görüldü. Son 30-40 yıldır çay şekeri yerine mısır şurubunun kullanılması şişmanlığın ve şişmanlıkla ilgili hastalıkların bir salgın haline dönüşmesini kolaylaştırdı. Ayrıca gut gibi romatizma, obezite, hipertansiyon, diyabet, kan yağlarının yüksekliği, karaciğer yağlanması, depresyon, böbrek yetersizlikleri ve kronik iltihabi rahatsızlığı olan hastalar üzerinde yapılan incelemede, kanlarındaki ürik asit oranını yüksek olduğu belirlenmiş. Deney hayvanlara früktoz verildikten birkaç dakika sonra kandaki ürik asit seviyesini artttığı ve yukarıdaki hastalıkların görüldüğü ortaya çıktı. 2000 yılında bilimsel bir romatoloji dergisinde yayınlanan araştırmada; 12 gut hastasına yüksek proteinli, düşük şekerli bir diyet verilmiş. Araştırmanın sonunda 12 hastadan yedisinin ürik asit düzeyleri düşmüş ve gut atakları azalmış. Gazlı içecekler, aromalı meyve sularında külliyetli miktarda fruktoz var. Fruktoz uzun vadede metabolik sendromu şiddetlendirerek endirekt olarak kan şekerini yükseltiyor. Ayrıca trigliseritleri de artırıyor. Fazla fruktoz alan kişilerde ATP azalıyor ve mide bulantısı, karın ağrısı ve halsizliğe yol açıyor. Gazlı içeceklerin en görünür zararı şişmanlık. Çünkü çok miktarda hızlı emilen şeker içeriyorlar. Bu nedenle diğer uyuşturucular gibi bağımlılık yapıyor ve haz duygusuyla birlikte vücuda zarar veriyor. Son yıllarda normal şeker yerine çok daha ucuz olan mısır şurubu (früktoz) kullanılıyor ki şişmanlık salgının en önemli etkeni bu tip sekerler. Mısır şurubu şişmanlık, hipertansiyon, şeker hastalığı, gut, karaciğer sirozu ve depresyon gibi hastalıkların ana nedeni.”

Tansiyonu ve diyabeti artırıyor karaciğeri bozuyor

* Prof. Dr. Metin Özata - Endokrinoloji ve metobolizma uzmanı: 

Amerika’da yapılan araştırmalarda günde 50 gramdan fazla fruktoz yiyen kişilerde şişmanlık ve diyabet riski artmakta olduğunu gösteriyor. Sofra şekerinde bulunan fruktoz şişmanlık olmadan bile şeker hastalığına neden olmaktadır. Fruktoz trigliserid denen kan yağının karaciğerden üretimini artırır. Glukozdan daha fazla vücutta yağ birikimi yapar. Fruktozun en önemli etkilerinden biri ürik asit üretimini artırmasıdır. Fruktoz yendikten sonra bir saat içinde kan ürik asit düzeyi 2 mg/dl kadar artar. Ürik asit düzeyi yüksek kişilerde de zamanla şeker hastalığı, obezite, insülin yüksekliği, karaciğer yağlanması ortaya çıkmakta. Kan trigliserid seviyesini, kan ürik asit düzeyini, kandaki zararlı AGE ürünlerini, kan şekerini düşürse de uzun zamanda insülin direncini artırır, tansiyonu yükseltir.” 

Kekte boyalı gıdada çikolatada var, gazlı içecek yerine ayran için

* Prof. Dr. Nurdan Taçyıldız - Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi: 

“Mısırdan elde edilen nişasta bazlı şekerin (NBŞ) çocuklarda pankreas ve karaciğer kanserini arttırdığına dair bir bilgi yok. Pankreas fonskiyonlarına etkisi sadece hayvanlarda ve laboratuvar araştırmalarında rastlandı. Fakat yüksek fruktozlu gıdaların en büyük etkisi metobolik sendrom yapmaları ve aşırı kiloya yol açmalarıdır. Bunlar lezzetli gıdalar, vücudun insülin dengesini bozuyorlar. Hızla, yeniden acıkmayı oluşturuyorlar. Hazır gıdalarda kullanılıyor. Kekler, çikolatalar, boyalı gıdalar, kolalı gıdalardan en iyisi tüketmekten uzak durmak gerekir. Devlet kontrol etmeli, kotaları azaltmalı. Ama anneler çocuklarını doğal ürünlerle beslemeli. Kendi yaptıkları kekleri pastaları bir bardak sütle çocuklara yedirsinler. Bunlar obaziteye yol açmaz. Beslenme çantalarına hazır aldıkları pasta ve çikolatayı çocuğa vermesinler. Kolalı içecekler yerine süt, ayran içirsinler. Çocukların aşırı kilo alımı ve bundan dolayı gelişebilecek hastalıkları önlemiş olurlar. Okul kantinlerine de denetim getirilmelidir. Kola yerine ayran, süt olmalı. Kek, çikolata, gofret yerine meyveler satılmalı. 

Kanser raporu bakanda

* Prof. Dr. Murat Tuncer - Kanser Dairesi Başkanı: 

“Basında çıkan haberler üzerine kanser kurulunu topladık ve rapor hazırladık, görüşümüzü bildirdik. Bu raporu da Sağlık Bakanlığı’na sunduk. Daha fazla açıklama yapamam. Önümüzdeki günlerde Sağlık Bakanı hazırladığımız raporu Tarım Bakanı ile birlikte kamuya açıklayacak.” 

İç organlar yağlanıyor çocuklar kanser tehdidi altında

* Dr. Yavuz Dizdar - İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü öğretim üyesi: 

“Son yıllarda gerçekleştirilen ve sonuçları yayınlanan toplum bazlı çalışmalar ve temel bilim araştırmaları fruktozdan zengin nişasta bazlı şekerin insan metabolizmasıyla uyumlu olmadığını ortaya koymuştur. Fruktoz şeker metabolizmasını düzenleyen en önemli hormon olan insülinin salınımını uyarmamakta, hızla bir yağ olan trigliseride dönüştürüldüğünden karın içi organların yağlanmalarına neden olmaktadır. Bu durum diyabet başta olmak üzere, metabolik sendrom olarak adlandırılan hastalık tablosunun artışına neden olmaktadır. Bununla birlikte çok miktarda fruktoz alımı ülkemizde de aşikar olduğu gibi pankreas kanseri başta olmak üzere pek çok organ kanseri gelişmesini tetiklemektedir. Yapılan temel bilim çalışmaları fruktozun kanser hücrelerinin çoğalmasını hızlandırdığını göstermiştir. Başta aspartam olmak üzere, nişasta bazlı şeker ve çoğunluğunu çocukların tükettiği şekerleme, bisküvi, çikolatalar ile pek çok gıda ürünlerinde kullanılan NBŞ’ler kansere davetiye çıkarıyor. Sakın ‘ben mısır şurubu tüketmiyorum’ demeyin. İçtiğiniz kolada, meyve suyunda, gazozda, yediğiniz çikolatada, tatlıda, kekte, pastada, dondurmada kısacası yüzlerce üründe mısırdan elde edilen şeker kullanılıyor. Başta çocuklarımız tüm halkımız kanser riski altında. Karaciğer yağlanmasının en büyük sebebi mısır şurubu tatlandırıcılarıdır.” 

‘Yılda 5 milyon zarar ediyorum müşterimin sağlığını koruyorum’ 

* Ömer KIZIL - Uludağ İçecek Yönetim Kurulu Başkanı: 

“2000’li yılların başından 2006 yılına kadar ürünlerimizde fruktoz kullandık. Bu oran yüzde 80 pancar şekeri, yüzde 20 nişasta bazlı şekerdi. Ürünlerimizin gelenekselleşmiş tadını kaybetti. O zamanlar fruktozun sağlık sorunlarına neden olduğu bilinmiyordu. Daha sonra biz tat kaybından dolayı fruktoz kullanımına son verdik. Şimdi sağlık problemi nedeniyle fruktoz tartışılıyor, iyi ki kullanmıyoruz diyorum bu tartışmaları gördükçe. Uludağ içecek sadece şeker pancarı kullanıyor, fruktoz kullanmıyor, tüketicilerimizin için rahat olsun. Uludağ için fruktoz kullanmamanın yıllık maliyeti 5 milyon TL.” 

Kaynak:HÜRRİYET

7 Şubat 2011 Pazartesi

ÜRİK ASİT YÜKSEKLİĞİ VE FRUKTOZ

ÜRİK ASİT YÜKSEKLİĞİ VE FRUKTOZ

Fruktoz meyve ve balda bulunan şeker turudur. Toz şeker ise sukroz olarak bilinir. Sukroz yani sofra toz şekerinin % 50'sini fruktoz % 50'sini glukoz oluşturur. Toz şeker yediğimizde bu bağırsaklarda fruktoz ve glukoza parçalanır. Fruktozun diğer önemli bir kaynağı ise mısır şurubudur. Gazoz, kola, Pastane urunleri, kek ve tatlıların çoğunda ise fruktoz içeren mısır şurubu kullanımı yaygındır. Bu ise % 55 fruktoz, % 45 glukoz içerir ve kilo aldırır.

Günde 50 gramdan fazla fruktoz alan -yiyen kişilerde şişmanlık ve diyabet riski artmaktadır. sofra şekerinde bulunan fruktoz şişmanlık olmadan bile şeker hastalığına neden olmaktadır. Fruktoz trigliserid denen kan yağının karaciğerden üretimini artırır. Glukozdan daha fazla vücutta yağ birikimi yapar. Fruktozun en önemli etkilerinden biri ürik asit üretimini artırmasıdır. Fruktoz yendikten sonra bir saat içinde kan ürik asit düzeyi 2 mg/dl kadar artar.

Ürik asit düzeyi yüksek kişilerde de zamanla şeker hastalığı, obezite, insülin yüksekliği, karaciğer yağlanması ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle kan ürik asit düzeyi yüksek olanlar şeker hastalığı gelişme riski altındadır. İLGİNÇ OLANI BU KİŞİLER ŞEKER HASTASI OLUNCA KAN ÜRİK ASİT DÜZEYİ NORMALE GELMEKTEDİR. Bunun nedeni böbrekten idrar yoluyla atılan glukozun tubullerden ürik asit emilimi engellemesi ve boylece ürik asitin idrar yoluyla atılmasıdır.

FRUKTOZUN ZARARLARI:

1. Kan trigliserid seviyesini artırır
2. kan ürik asit düzeyini artırır
3. kandaki zararlı AGE ürünlerini artırır.
4. Kan şekerini düşürse de uzun zamanda insülin direncini arırır.
5. hayvan çalışmalarında karatarkt yaptığı gösterildi.
6. Tansiyonu yükseltir.

ÜRİK ASİT

Ürik asit proteinlerden –pürinden oluşur. Özellikle kırmızı et yiyenlerde ürik asit daha fazla artar. Alkol ve bira ürik asit seviyesini artırır.
Ürik Asit Düzeyinin Arttığı Durumlar:
Menopozdaki kadınlar, erişkin erkekler
İnsülin direnci, uyku apnesi, şişmanlık,karaciğer yağlanması, hipertansiyon, metabolik sendrom, kalp damar hastalıkları
Böbrek yertmezliği
Preeklampsi
Et yemek, bira içmek, alkol almak, Fruktoz yemek
Ani egzersiz yapmak
Kurşun zehirlenmesi
Düşük doz aspirin, idrar söktürücüler, etambutol ilacı, niasin vitamini,
Hızlı kilo verme, lösemi, polisitemi, uzun açlık, psoriasis
Yüksek yağlı beslenme
Paratiroid hormon yüksekliği
Konjestif kalp yetmezliği
Hipotiroidi (tiroid yetmezliği)
Psikolojik ve fiziksel stres
Maraton koşucuları
Yüksek seviyede yaşama
Sarkoidoz
Mısır ekmeği
domates çekirdeği

HANGİ BESİNLER ÜRİK ASİT DÜZEYİNİ DÜŞÜRÜR:

Süt ürünleri, yoğurt ve ayran düşürür. C VİTAMINI ALANLARDA ÜRİK ASİT DÜŞER. C VİTAMİNİ İDRARLA ÜRİK ASİT (ÜRAT) ATILIMINI ARTIRIR. Kafein de (kahve) ürik asit düzeyini düşürür.

1.Süt ürünleri, yoğurt ve ayran düşürür. C VİTAMINI ALANLARDA ÜRİK ASİT DÜŞER. C VİTAMİNİ İDRARLA ÜRİK ASİT (ÜRAT) ATILIMINI ARTIRIR. Kafein de (kahve) ürik asit düzeyini düşürür. Sebze, meyve, taze meyve suları , ananas faydalıdır..kakao, çikolata yenebilir.
2.Kilo verilmelidir. Fazla kilo ürik asiti artırır.
3.Alkol alımı kesilmelidir
4.Bol su içilmelidir (günde 10-12 bardak)
5.Protein yani et yemeği azaltılmalıdır.
6.Karnabahar, ıspanak, mantar az yenmelidir.
7.Sakatat yenmemelidir

KAYNAK:
1.Endocrine Reviews 30(1):96–116: Hypothesis: Could Excessive Fructose Intake and Uric Acid Cause Type 2 Diabetes? Richard J. Johnson ve Arkadaşları
2. http://www.sekerhastaligi.biz
3. Prof Dr Metin Özata, Vitamin Mineral Bitkisel Ürün Rehberi, Gürer yayınları, 2008

6 Şubat 2011 Pazar

NİŞASTA BAZLI ŞEKER GERÇEĞİ




Türk halkına yalvarıyorum



Açın gözünüzü! Şekerimsi karteller
 ‘çocuklarınızı’ alıyor! Yiğit Bulut yazdı



ŞEKER konusunu ikiye ayıralım ve “ekonomi” ile “sağlık” başlığı altında kısaca bazı notlar düşelim: 

1- Ekonomik olarak sistemi tarif edeyim: Derviş’in isteğiyle “şeker düzenlemesi” yapılmış, şekerpancarı üretimine sınırlama getirilirken “şeker ithalatı da” yasaklanmış. Bunun anlamı çok açık; duvarlar örülüp içeride “tarımı da engellenerek” suni fiyatlamanın ortaya çıktığı bir dinamik içinde “şekerimsilere” yol verilmiş! Son derece kötü niyetli, “nişastadan” üretim yapan kartellere Türkiye’yi teslim eden bir TUZAK! Lütfen dikkat; sistemi kuran “kendine göre mükemmel” dizayn etmiş. Şeker-şekerimsi fiyatı dünyadan kopuk, tarım kısıtlı; tek yol, NİŞASTA BAZLI ŞEKER. 

Bir not daha düşeyim; pancar üretsek ve pancardan doğal şeker yesek, düşünün bir bakalım Türkiye’de kaç kişi “tarlada çalışacak”, çapa yapacak, alt sektörler çalışacak! Oysa şimdi durum ne? Getir mısırı at fırına, bas enzimi, olsun sana NBŞ! Beş firma köşe olsun, Türk köylüsü sürünsün! 

2- Sağlık açısından da durum FELAKET! 

Doğal şeker bile ciddi bir “sağlık sorunu” unsuruyken, Türk halkının “doğalı tüketme hakkı” dahi elinden alınmış. Türk halkına “yabancı-yerli nişasta kartellerinin ürettiğini” tüketme hakkı tanınmış. NBŞ ise ayrı bir felaket. Mısırdan elde edilen ve “GDO’lu enzimler” ile reaksiyon sonucu ortaya çıkan bu ürün, “orta ve uzun vadede” kesinlikle kanserojen. Bunu ben değil Amerika’nın en ciddi üniversiteleri ortaya koyuyor. 

Bir örnek vereyim: 30 sene önce satılan 100’den fazla ilaç bugün dünya genelinde yasaklı. O zaman “iyi olduğu ” düşünülen aktif maddeleri bugün “kesinlikle zararlı ” olarak kabul ediliyor. Daha geriye gidelim; bugün dünyanın en büyük “aspirin” üreten firma la rından biri 1900’lü yılların başında “eroini ” paketleyip resmi olarak satı yor. O günlerde “eroin” bazı alanlarda kullanılan ve “yarar sağladığı” düşünülen bir madde; bugün ise durum çok farklı. NBŞ için de durum bire bir aynı; 5-10 yıl içinde dünya genelinde yasaklanacak ve bu maddeyi kaçak üretenler büyük ihtimalle hapislerde çürüyecek! Gelin bu gerçeği bugünden görelim ve Türk halkını koruma adına “gerekli adımları ” atalım... 

Sevgili Türk halkı, lütfen uyanın! 5 küresel “şekerimsi kartel”, Derviş eliyle Türkiye’nin o günkü durumundan da yola çıkarak istedikleri düzenlemeyi yaptırmışlar. Lütfen uyanın ve “doğal şeker tüketme hakkınızı ” alın bu kartellerin elinden! 

DEVLET BAHÇELİ’YE ÖZEL NOT: 

Sayın Bahçeli, dürüstlüğünüze sonuna kadar inanan bir vatandaş olarak sizden bir isteğim var: Şeker düzenlemesi 57. hükümetin küresel finans baronlarının tuzağına düştüğü bir dönemde Türkiye’ye dayatıldı. O dönemde çok zor durumdaydınız ve çaresizliğinizden yararlandılar. Şimdi bu “kartellere yol açan” olarak, bunu kaldırmada öncü olmak yine size düşer. Hükümetle görüşerek, birlik te Türk halkı adına bir adım atın ve lütfen bunun değişmesi için TBMM’de öncü olun. Siz olun, hükümet destek vermezse en azından biz “2001’i düzeltmek için adım attığınızı” görelim. Size Türk halkı 
adına rica ediyorum; bu yolu siz açtınız, en azından bir şeyler yapın!


Habertürk



MISIR NİSASTASI VE ŞEKER GERCEĞİ (GDO)






Nişasta Bazlı Şeker (NBŞ) üretiminde ana hammadde mısırdır. Türkiye’nin yıllık mısır üretimi 2 milyon ton ve tüketimi ise 3 milyon ton civarındadır. Yani Türkiye mısır açığını kapatmak için her yıl 1-1.5 milyon ton mısır ithal etmek zorundadır. Bu ithalatın büyük bölümü de Arjantin ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) gibi genetik yapısı değiştirilmiş (transgenik yani GDO lu) mısır üreten ülkelerden yapılmaktadır. AB ülkelerinde transgenik ürünler üzerinde hassasiyetle durulurken ülkemizde bu konu maalesef gündeme dahi gelmemektedir. Türkiye bu konuda da kobay ülke konumundadır.

         Türkiye Fransa, Almanya ve ABD’ den sonra üretimde 4. sırayı aldığı şeker pancarından şeker üretmek yerine NBŞ kotasını artırmak suretiyle şeker pancarı üretim alanlarını daraltmakta, dolayısıyla da şeker pancarından şeker üretimini azaltmakta, hammaddesi bakımından dışarıya bağımlı olduğu NBŞ üretimine yönelerek ABD’nin mısır üreticilerini desteklemektedir.

         NBŞ kotasının artırılmasında yerli üretim mısırın NBŞ üretiminde kullanılacağı ve bunun da yerli mısır üretiminde artışa neden olacağı söylemleriyle kamuoyu yanıltılmaktadır. Türkiye’ de üretilen mısırın, ekiminden ihracatına kadar her alanda desteklenen ve üretiminde de transgenik tohum kullanılması nedeniyle verimliliği çok yüksek olan ABD mısırıyla rekabet edebilmesi mümkün değildir.

         Transgenik tohum kullanmak suretiyle diğer tohumlara göre iki kat daha fazla verim alabilen ABD dünya mısır üretiminin %38’ ini gerçekleştirmektedir. Türkiye’ deki Nişasta Bazlı Şeker (NBŞ) üretimi tamamıyla iç piyasaya yönelik olarak gerçekleşmektedir. Bu nedenle de kotanın artırılması durumunda ABD’ den ithal edilecek mısır Türkiye’ nin iç piyasasında tüketileceğinden ABD’nin mısır stoklarının eritilmesine yardım edecektir.

         Gelişmiş toplumlarda NBŞ’lerin insan sağlığına olumlu ya da olumsuz etkileri şiddetle tartışılırken ülkemizde tıpkı zirai mücadele ilaçlarında ve genetik yapısı değiştirilmiş (transgenik) ürünlerde olduğu gibi gündeme dahi gelmemekte ve de getirilmemektedir.

         Cargill, 1865 yılında Amerika’nın Iowa Eyaleti’nin Conover Kenti’nde kurulmuş, yaklaşık 140 yıllık geçmişi olan bir Amerikan şirketidir. Günümüzde 60’ ın üzerinde ülkede 90 bin çalışanıyla yıllık 60 milyar dolar cirosu olan bir şirkettir. Ülkemizdeki ana üretim konularından biri de nişasta bazlı şeker üretimidir.

         Devlet Planlama Teşkilatı’nın raporlarında 2005 yılı için NBŞ hedefi 430 bin ton olarak belirlenmesine karşın Cargill’ in kurulu kapasitesi tek başına bu hedefi geçmiş ve toplam kurulu kapasite de iki katının üzerine çıkmıştır. Şu anda NBŞ sektörünün kurulu kapasitesi 935 bin ton olup bu kapasitenin 440 bin tonluk kısmı Cargill’ e aittir.

         Hedefler belliyken kapasiteyi bu hedeflerin kat kat üzerinde artırmanın amacı ne olabilir? Yanıt gayet basit! Türkiye %65’ lik Ortadoğu şeker pazarını elinde tutmakta. Cargill’ in kavgası da Ortadoğu’daki bu doğal şeker pazarını NBŞ pazarına dönüştürebilmek. Yoksa, kendi ülkesinde %2 olan NBŞ kotasını Türkiye’ de önce %10’ dan %15’ e çıkartmanın sonra da %50’ lere çıkartma mücadelesine girmenin ardındaki gerçek başka ne olabilir? 
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...