TOHUMLARIN YAPISI VE OLUŞUMU
Görmüyorlar mı; biz, suyu çorak toprağa sürüyoruz da onunla ekin bitiriyoruz; ondan hayvanları, kendileri yemektedir? Yine de görmüyorlar mı? (Secde Suresi, 27)
Başınızı çevirdiğinizde gördüğünüz metrelerce uzunluktaki ağaçlardan, mis gibi kokularından zevk aldığınız çiçeklere, yediğiniz sebzelere, meyvelere kadar pek çok bitki en başta birer tohumdular. Peki bu tohumlar hangi safhalardan geçerek oluşmuştur?
Tohum oluşumunun ilk safhası çiçekli bitkilerdeki polenlerin yani erkek hücrelerin taşınmasıdır. Rüzgar, böcekler, hayvanlar ya da başka herhangi bir yolla taşınan erkek üreme hücrelerinin (polenlerin) yolculuklarının son noktası çiçeklerin dişi üreme organlarıdır.
Çiçeklerin tam ortasında, meyve yapraklarından (karpellerden) oluşmuş tek ya da birkaç tane dişi organ bulunur. Her dişi organın en üst bölümünde de bir tepecik, bunun altında tepeciği taşıyan bir boyuncuk ve en dipte de tohum taslaklarını barındıran şişkince bir yumurtalık vardır.
Erkek organlardan gelen çiçek tozları, yüzeyi yapışkan bir sıvıyla kaplı olan tepeciğe konarlar, sonra boyuncuk kanalıyla dipteki yumurtalığa ulaşırlar. Bu yapışkan sıvının çok önemli bir görevi vardır: Çiçek tozları boyuncuğun altındaki yumurtalığa ulaşamadıkça buradaki tohum taslaklarını dölleyemezler. Bu yapışkan sıvı bu noktada devreye girer ve çiçek tozlarının etrafa dağılarak boş yere harcanmasını önler.
Çiçek tozları, tepeciğin üstüne konduktan sonra büyümeye başlar. Olgunlaşmış her polen tanesi iki sperm hücresi taşır. Aynı türden bir çiçeğin tepeciğine yapışan polen, kök kadar ince bir borucuk geliştirerek, dişi organın boyuncuğundan yumurtalığa doğru uzatır. Borucuk, uzayarak yumurtalığa ulaştığında kopar ve içindeki spermler serbest kalır. Böylece spermlerden biri yumurtalıktaki yumurta hücresiyle birleşir. Bu oluşum ileride tohumu meydana getirecektir. Diğer çekirdek de aynı tohum taslağındaki başka hücrelerle birleşerek tohumun çimlenmesi için gerekli besin deposunu oluşturur. İşte bu olaya döllenme denir. Döllenmeden bir süre sonra da ortaya tohum çıkar.
Döllenmeden sonra oluşan her tohumda bir bitki embriyosu bir de besin deposu bulunur. Bitkiyle ilgili baştan beri anlattığımız bütün bilgiler bu embriyoda bulunur; yani embriyo bitkinin küçük bir kopyasını içinde barındırır. Besin deposu ise, bitki kendi besinini üretebilecek hale gelene kadar embriyonun büyümesini sağlayacaktır.
TOHUMLARDAKİ YEDEK BESİN DEPOSUNUN ÖZELLİKLERİ
Tohumlarda embriyo ile birlikte bulunan yedek besin çok önemlidir. Çünkü tohum halindeki bir bitkinin fotosentez yapacak yaprakları ve topraktan besin toplayabileceği kökleri yoktur. Toprağın üstüne çıkacak bir filiz haline gelene kadar tohum bünyesindeki bu besini kullanmak zorundadır. Bu nedenle yedek besin, tohumun gelişimini tamamlamasına yetecek miktarda olmalıdır.
Bu noktada karşımıza mucizevi bir detay çıkmaktadır. Her bitkinin tohumunda tam ihtiyacı olacak kadar besin depolanmıştır. Uzun süre çimlenmeden dayanması gereken tohumların (örneğin hindistan cevizi tohumları) içindeki besin miktarı ile suyla karşılaştıktan kısa bir süre sonra filizlenmeye başlayan tohumların (kavun, karpuz vs.) içindeki besin miktarı farklı farklı ayarlanmıştır. Üstelik döllenmeden sonra tohum oluşurken bitkinin türüne göre hangi maddelerin depolanacağı da ince ince tasarlanmıştır. Genel olarak nişasta ve protein, kimi zaman da bunlara ek olarak şeker ve yağ tohumda besin olarak depolanır. Bu maddelerden nişasta, vazgeçilmezdir çünkü tohum için gerekli olan ana enerjiyi sağlayacaktır. Depolanmış proteinler de bitki açısından önemli olan diğer proteinleri inşa etmek için embriyonun ihtiyaç duyacağı aminoasitleri meydana getirecektir.3
Şimdi burada durup düşünelim. Bu besin miktarını ve cinsini ayarlayan kimdir? Bunu ayarlayan tohum olamaz çünkü ortada henüz bir tohum yoktur, bu ayarlama tohumun oluşumundan önce yapılmaktadır. O halde bitkinin kendisi, tohumunun hangi aşamalardan geçerek, ne kadar süre sonra döllenebileceğini tespit edip, kendisi mi bu miktarı ayarlamaktadır? Böyle bir ihtimali kabul etmek, bitkinin kendi aklı ve şuuru olduğunu, ileri görüşlü olduğunu, kendi dışında gelişen olaylardan haberdar olduğunu ve daha inanılması mümkün olmayan pek çok mantık dışı olayı kabul etmek demektir. Elbette bunu kabul etmek akıl ve mantık sahibi bir insan için mümkün değildir.
Bu durumda karşımıza çıkan gerçek açıktır: Her bitkinin tohumunun içine tam gerektiği kadar besini depolayan, tüm bitkilerin ve o bitkilerin döllenme aşamalarının, sistemlerinin Yaratıcısı olan Allah'tır.
TOHUMLARDAKİ BESİN MADDELERİNİN ÖNEMİDöllenmeden sonra tohum oluşurken bitkinin türüne göre nişasta ve protein ile birlikte şeker ve yağ da tohumda besin olarak depolanır. Nişasta tohum için gerekli olan ana enerji kaynağını sağlar. Depolanmış proteinler de bitki açısından önemli olan diğer proteinleri inşa etmek için embriyonun ihtiyaç duyacağı aminoasitleri sağlayacaktır. Fakat embriyonun proteinleri ve nişastayı emerek, onları kendi içinde taşıyabilecek hale gelmesi için çoğunlukla suda çözülmez özellikte olan bu protein ve nişastaların kimyasal olarak parçalanıp suda çözünür küçük birimler haline gelmesi gerekmektedir. Nitekim tohum da -ilerleyen bölümlerde göreceğimiz gibi- bu ihtiyacı çözebilecek bir sistemle birlikte yaratılmıştır.4 Tohumun gelişimini sürdürebilmesi ve bir bitki haline gelebilmesi için mutlaka gerekli olan besin deposunun varlığı sadece bitkiler için önemli değildir. Tohumlardaki bu besleyici maddeler hem insanlar hem de hayvanlar için önem taşımaktadır. Örneğin; buğday, mısır, pirinç, arpa, çavdar, yulaf, darı, kara buğday, baklagiller (bezelye, fasulye, soya fasulyesi, börülce, yer fıstığı) ve kabuklu yemişler (Brezilya fıstıkları, hindistan cevizi, ceviz, badem gibi) besleyici maddeleri içinde bulunduran tohumlardandır.
Genellikle tohumlarda, diğer maddelere oranla şekere daha az rastlanır. Tatlı mısır, kestane, badem, fıstık ve bezelye gibi tohumlar ise diğerlerine oranla çok daha fazla miktarda şeker depolayan tohumlardandır.
Yağ depolayan tohumlardaki yağ, tohumlar olgunlaştıkça hızlı bir şekilde artar. Tohumlardan elde edilen en önemli yağların bazıları keten, pamuk, soya fasulyesi, zeytin, yer fıstığı, keneotu tohumu, hindistan cevizi, susam ve hurma bitkilerinden elde edilmektedir. Bu yağlar besin olarak kullanılmalarının yanısıra boya, cila, muşamba, mürekkep, sabun ve yalıtım maddelerinin yapımında da kullanılmaktadır.5
Bu örneklerden anlaşılacağı üzere, insanın yaşamı ve sağlığı doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak tohumlara bağlıdır. Lifli besin, baharat gibi besin ihtiyaçları, içecekler, yenilebilen ve endüstriyel olmak üzere kullanılan yağlar, vitaminler ve ilaçlar insanın tohumlardan yararlandığı alanlardan birkaçıdır.
TOHUMLARDAKİ MİNERAL VE VİTAMİNLER
Kuru tohumların pek çoğunun besin değeri son derece yüksektir. Bunlardan kabak çekirdeği, susam ve ayçiçeği tohumları, tahıl tanelerine oranla daha fazla protein içeren besinlerdir. Örneğin kabak çekirdeği tohumları % 30'dan daha fazla protein içerirler. E vitamini açısından yüksek olan bu tohumlar aynı zamanda ağırlıklarının yarısından daha fazla yağ içermektedirler. Bunun çoğu (% 80'den daha fazlası) damar sertliğine karşı koruyucu türde olan yağlar, bizim asıl yağlı asitlerimiz ve yağda çözünen vitaminlerden A, D ve E vitaminleridir. Tohumlarda B vitamini de bulunmaktadır fakat tohumun türüne bağlı olarak bu miktar değişmektedir.6
Çinko, kalsiyum, fosfor, E vitamini vs. açısından zengin olan balkabağı tohumları.
Bundan başka tohumlar mineral açısından da son derece zengindirler. Örneğin; bol miktarda demir ve çinko bulundururlar. Özellikle balkabağı tohumlarında magnezyum miktarı da fazladır. Aynı zamanda birçok tohum, bakır deposudur. Tohumlardaki kalsiyum ve potasyum ve fosfor seviyesi de oldukça yüksektir, çok az miktarda sodyum içermektedirler. Çoğu tohumda iyot da bulunmaktadır.
Yukarıda iç yapısının şematik anlatımı görülen ayçiçeği tohumlarının meyve kabukları kuru ve sert dokulardan oluşur. Bu nedenle olgunlaştıklarında tohum kabukları çatlamaz. Bu, kabukların içindeki besin değeri yüksek tohumun saklanması için gereklidir.
Balkabağı tohumları (çekirdekleri) konsantre çinko taşır. Bu özellikleri sayesinde çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılırlar. Bundan başka balkabağı tohumları kalsiyum ve fosfor gibi demir açısından da oldukça zengindirler. Aynı zamanda E vitamini ve temel yağlı asitleri içermektedir. Tohumlarında B vitaminerinin karışımı bulunmaktadır bunların arasında niasin en zengin olanıdır.
Susam tohumları dünyada en çok kullanılan tohumlardır. Bu tohumlar yağ açısından zengindirler (yağ oranı % 55'in üzerindedir). Susam tohumları yaklaşık olarak % 20 protein, bazı A ve E vitaminlerini, B12 ve folik asit dışındaki B vitaminlerinin çoğunu içermektedirler.
Pek çok mineral ve vitamin tohumlarda bulunur. insan yaşamının devamlılığı için tohumların varlığı zorunludur. Bu, diğer canlılar için de geçerlidir. Allah tohumları tüm canlılar için nimet olarak yaratmaktadır.
Çoğu tohumda olduğu gibi mineraller de susam tohumlarında bolca miktarda bulunmaktadır. Kalsiyum, bakır, magnezyum, fosfor ve potasyum gibi çinko ve demir de yüksek miktarlardadır. Susam tohumları mükemmel bir kalsiyum kaynağıdır. Bununla birlikte çoğu tohumda olduğu gibi fosfor da oldukça yüksektir. Susam tohumları aynı zamanda içeriklerindeki E vitamini ya da diğer faktörlerden dolayı hafif bir antioksidan etkisine sahiptirler.7
Çiğ ayçiçeği tohumları kızartılmış olanlarına ve tuzlu cinslerine göre besleyicilik açısından zengindirler. Kan basıncı problemi olanlar için ayçiçeği tohumları potasyum açısından zengin, sodyum açısından fakirdir. Ayçiçeği tohumlarındaki yüksek miktardaki yağ (-damar sertliğine karşı koruyucu nitelikte olan yağlar gibi-) temel linoleic asit ve E vitamini kolesterol düzeyini indirmek ve kardiyovasküler hastalıkları önlemede oldukça etkilidir. Ayçiçeği tohumları yaklaşık olarak % 25 proteinden oluşmaktadırlar, liflidirler, B vitamini açısından zengindirler. Yüksek oranda potasyum, düşük oranda sodyum ve farklı oranlarda çinko, demir ve kalsiyum içermektedirler. Ayçiçeği tohumları mineral açısından zengin besin kaynaklarıdır. Bakır, manganez ve fosfor seviyeleri de oldukça yüksektir, ayrıca magnezyum bulunmaktadır.8
Yukarıda yer verdiğimiz bu birkaç örnekte de görüldüğü gibi Allah tohumları vesile kılarak insanları pek çok yönden rızıklandırmaktadır. Bu yönüyle tohum sadece bitkilerin yetişmesine vesile olması ile değil, şükredilmesi gereken nimetlerden biri olarak da karşımıza çıkmaktadır.
Öyleyse Allah'ın sizi rızıklandırdığı şeylerden helal (ve) temiz olanlarını yiyin; eğer O'na kulluk ediyorsanız Allah'ın nimetine şükredin. (Nahl Suresi, 114)
http://www.harunyahya.org/
3- Malcolm Wilkins, Plantwatching, NewYork, Fact on File Publications, 1988, s.48
4- Plantwatching, s.48
5- Wilfred W. Robbins, T. Elliot Weier, C. Ralph Stocking, Botany, An Introduction to Plant Science, s.268)
6-http://www.healthy.net/asp/templates/book.asp?PageType=Book&ID=343
7-http://www.healthy.net/asp/templates/book.asp?PageType=Book&ID=343
8-http://www.healthy.net/asp/templates/book.asp?PageType=Book&ID=343
tohum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tohum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30 Ekim 2010 Cumartesi
29 Ekim 2010 Cuma
TOPRAKSIZ TARIM KÜLTÜRÜ
TOPRAKSIZ TARIM KÜLTÜRÜ Bitkilerin durgun, akan besin solüsyonu veya besin maddelerince zenginleştirilmiş katı yetiştirme ortamları içerisinde yetiştirilmesidir.
Bu sistemle yetiştiricilik iki başlık altında toplanmaktadır. Bitkilerin besin solüsyonu içerisinde su kültürü (hidroponik), katı ortamlar da yetiştirilmesi ortam (substrat) kültürü olarak adlandırılmaktadır.
Su kültürünün teknik donanım ve bilgi gerektirmesi, pek çok ülkede ortam kültürünün yaygınlık kazanmasına neden olmuştur. Ayrıca bu yöntemlerle yapılan yetiştiricilikler açık ve kapalı sistem olarak da sınıflandırılabilmektedir.
Açık sistem: Bitkiye verilen besin solüsyonu tekrar kullanılmamakta dışarı atılmaktadır.
Kapalı sistem: Bitkiye verilen besin solüsyonu bir yerde toplanıp tekrar dönüşümü sağlanarak kullanılmaktadır.
Topraksız Yetiştiricilikte Kullanılan Sistemler:
Su Kültürü (Hidroponik): Bitkilerin durgun veya akan besin solüsyonu içerisinde yetiştirilmesidir.
Durgun Su Kültürü: En eski topraksız yetiştirme tekniğidir. Günümüzde bitki besleme ile ilgili çalışmalarda kullanılmaktadır.
Besleyici Film Tekniği (NFT): 1960 yılında İngiltere’de Dr. Allan Cooper tarafından geliştirilmiştir. Orijinal adı Nurient Film Technigue'dir. Bu sistemin temel prensibi, yeterli su, besin maddeleri ve havalanmayı sağlamak üzere bitkilerin kökleri boyunca besin eriyiğinin ince bir tabaka halinde (1 cm'den az ) yeniden dönüşümünün sağlanmasıdır.
Aeroponik: Bu yöntemde besin solüsyonu çıplak bitki köklerine su halinde püskürtülmektedir. Bitkilerin gelişimi için gerekli olan oksijen ve su yeterince sağlanmaktadır. Sistem su ve besin elementleri kullanımını azaltmak amacıyla geliştirilmiştir.
Ortam Kültürü:
Tekne ve Yatak Kültürü: Bu sistemde bitkiler 15-20 cm derinlikteki uzun dar plastik, kereste veya çimentodan yapılmış yastıklarda yetiştirilirler. Fazla suyun drene edilebilmesi için yastıklar eğimli bir şekilde hazırlanmaktadır. Nem kayıplarını önlemede ve iyi bir nem dağılımını sağlamak için yatakların üzeri plastik örtü ile kaplanır.
Torba Kültürü: Ortamlar bitki başına 10-15 litre olacak şekilde plastik torbalara doldurulmalıdır. Genellikle 50-70 litre kapasitesindeki torbalar yaygın olarak kullanılmaktadır. Ortam kültüründe kullanılan inorganik substratlar kum, çakıl, kaya yünü, perlit, vermikulit, volkanik tüf (siyah, beyaz, kahverengi vb.) organik substratlar ise torf, ağaç kabukları, talaş, mantar kompost atığı sayılabilir. Ortamların genellikle temiz, hastalık ve zararlı taşımaması ve hafif olması vb. özellikler aranır.
Topraksız Tarımla Sebze Yetiştiriciliğinin Nedenleri
Seralarda aynı ürünün münavebe yapılmaksızın arka arkaya uzun yıllar yetiştirilmesi bir yandan toprak yorgunluğu ve tuzluluğu oluşturmakta, öte yandan da topraktaki hastalık ve zararlı populasyonunu yükseltmektedir. Tuzluluğun giderilmesi yıkama ile çoğalan hastalık ve zararlılarla mücadele toprak dezenfeksiyonu veya değiştirilmesi ile yapılabilir. Ancak bu uygulamalarda çeşitli güçlükler olup, üreticiye artı bir yük getirmektedir. Bu nedenlerle son yıllarda seracılıkta aşama yapmış ülkelerin bir çoğunda (Hollanda, İngiltere, Japonya, Belçika, Yeni Zelanda, Kanada, İsrail vb.) sera sebze üretiminde %90’lara varan oranlarda topraksız kültür uygulamalarına geçilmiştir. Ülkemizde de son yıllarda fakülte ve bazı araştırma kuruluşlarında bu konuda çalışmalar yapılmıştır. Kuruluşumuz olan Alata Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsünde topraksız kültürle sebze yetiştiriciliğinde yapılan değişik çalışmalardan başarılı sonuçlar alınmıştır.
Bölgemizde serada sebze yetiştiriciliği yaygın bir şekilde yapılmaktadır. Özellikle meyilli ve taşlı arazilerde teraslama yaparak taşıma toprakla, ayrıca Erdemli'de taban suyunun yüksek olduğu bataklık bölgelerde sera sebze yetiştiriciliği yapılmaktadır. Ancak bu bölgelerde elde edilen ürün miktarı istenilen düzeyde olmadığı bilinen bir gerçektir. Bunun nedenleri arasında toprakla ilgili sorunların payı büyüktür. Bunun gibi sorunlu bölgelerde topraksız yetiştiriliciliğin bir an evvel uygulanması gerekmektedir.
Topraksız Kültürde Sebze Yetiştiriciliğinin Avantajları
Topraklı yetiştiriciliğe göre erkencilik sağlamaktadır.
Topraksız yetiştiricilikte birim alandan daha yüksek, daha kaliteli ve daha lezzetli ürün alınır.
Besin çözeltisi homojen olduğu için çözelti içerisindeki azalan elementlerin düzenli olarak temini, ayarlanması test edip örnek alınması daha kolaydır.
Bitkiler normal toprak işlemenin yapılmadığı veya pratik olmadığı (Kayalık, taşlık, ve bataklık) arazilerde kolaylıkla yetiştirilebilirler.
Besin solüsyonu ve ortam yataklar içinde bulunduğundan kök hastalıklarından korunmak için kolaylıkla sterilize edilebilirler, Bu durum aynı zamanda münavebeyi ortadan kaldırmaktadır.
Sızıntıların durdurulması ve yüzey buharlaşma en aza indirildiğinden birim ürün için daha az suya ihtiyaç duyulur.
Besin çözeltisinin ayarlanabilmesi ve sürekli yenilenebilmesi nedeniyle nispeten yüksek tuzlu sular kullanılabilir.
Az iş gücü yani toprak işleme, yabani ot mücadelesi, sulama, gübreleme ve ilaçlama yetiştiricilikte maliyeti yükselten faktörler arasındadır. Topraksız yetiştiricilikte iş gücünü gerektiren bu işlemler en aza inmektedir.
Ortalama verim yüksek ve yapılan kültürel işlemler daha kolaydır.
Bunların ötesinde gübre ve tarımsal mücadele ilaçları özellikle kapalı sistemlerde direk toprağa verilmediği için toprak ve yeraltı sularının kirlenmesinin önüne geçilmekte bu nedenle de çevre kirliliği sorununa çözüm getirilmektedir.
Toprasız Kültürde Kullanılan Bazı Ortamlar ve Özellikleri
Torf: Suda yetişen sazlık veya bataklık bitkilerin kalıntılarıdır. Bunlar su altında kısmen parçalanmış durumdadır. Bileşimleri bunları meydana getiren bitkiye göre değişebilir. Açık kahverengi veya sarımsı kahverengi lifli tipler odunsu, toprak halinde veya taneli olup asitle az alkali arasında yer alırlar. Bu organik artıkların tamamıyla ayrışmamış olanlarına torf, iyi ayrışmış ve organik maddesi fazla olanına toprak adı verilmektedir. Torfun hacim ağırlığı düşük, su tutma kapasitesi yüksektir. Büyük oranda gözeneklilik gösterirler. Bu özellikleri nedeniyle sebze tarımı ve harç yapımı için çok elverişlidir.
Kaya Yünü: %60 diabase ve %20 kireç taşı karışımından yapılır. %20 kömür tozu ilave edildikten sonra 1500-2000C° sıcaklıklarda eritilerek elde edilir. %96 gözenekli poroz bir maddedir ve gözeneklerinin büyüklükleri aynıdır. Bu durum su tutma kapasitesi açısından çok önemlidir. Steril bir ortamdır.
İçeriğinde
% 47 SIO2, % 8 FeO3, % MnO
%14 Al2O3, % 16 CaO, %12 Na2O
%10 MgO, %1 K2O
maddeleri bulundurmaktadır. Yeni kullanılmış kaya yününün pH değeri nispeten yüksektir (7’nin üzerindedir). Kullanılmadan önce yıkama ve asit ilavesi ile 5-5.5 değeri arasında ayarlanması gerekmektedir.
Volkanik Tüf: Özellikle Orta ve Doğu Anadolu Bölgelerinde yaygın olarak bulunan kolay dağılabilen değişik renkte (koyu kırmızı, beyaz ve siyah) olan volkan faaliyetleri sonucunda oluşan hafif bir yetiştirme ortamıdır. Su tutma kapasitesi yüksektir. Yalnız olarak kullanılabileceği gibi diğer ortamlarla değişik oranlarda karıştırılarak da kullanılabilir. Özellikle karıştırıldığı ortamların havalanmasını artırır.
Topraksız Kültürde Kullanılacak Ortamlarda Aranılan Özellikler
Sulamalar arasında bitkinin su gereksinimlerini karşılayabilecek ölçüde su tutma kapasitesine sahip olması
Suda eriyebilir tuz konsantrasyonunun nispeten düşük olması
Belirli bir oranda gübreleme ve sulama programını uygulayabilmek için ortamın standart ve birörnek olması.
Hastalık ve zararlılardan temiz olması ve toksik etki yapmaması
Kolay temin edilebilmesi ve ucuz olması gerekmektedir.
Bu özellikleri taşıyan doğal ya da sentetik orijinli, organik veya inorganik kökenli değişik materyaller topraksız kültürde kullanılabilir.
Doğal organik malzemelerden torf, çeşitli ağaçların kabukları, lif veya talaşları, yaprak çürüntüleri, şehir atıkları veya tarıma dayalı endüstri atıkları (saman, şaraphane ve mantarhane atıkları, değişik bitkilerin kavuzları).
Doğal inorganik malzemeler, hidrojel, polistren veya üreformaldehid, köpük, kaya yünü, camyünü, perlit, kum, çakıl, vermikulit, volkanik tüf vb. kullanılabilecek ortamlardır.
Topraksız yetiştiricilik çok yeni bir teknik olmasına karşın British Colombiada mevcut seraların %90’nı A.B.D’nin Teksas eyaletinde her 10 seradan 9’unda İsveç’te hıyar yetiştiriciliğinin %50 si, domatesin %20 si, Fransa’da %50 si, Hollanda’da sera sebze yetiştiriciliğinin %90 ‘a yakın kısmı topraksız kültürde yapılmaktadır.
Ülkemizde de son yıllarda fakülte ve bazı araştırma kuruluşlarında bu konuda çalışmalar yapılmıştır. Kuruluşumuzda yapılan çalışmalarda ithal kayayünü ile yerli yetiştirme ortamlarının kullanılabilirliği topraklı yetiştiricilikte karşılaştırmalı olarak araştırılmıştır.
Bu araştırmalar sonucunda torf, mantar kompost atığı, volkanik karakterli tüf vb. gibi yerli substrat materyallerinin yalın olarak veya belirli oranlarda karışımlarının kullanılmasından başarılı sonuçlar alınmıştır. Kaya yününe alternatif ortam olarak Ürgüp volkanik tüfünün sera yetiştiriciliğinde kullanılabilirliği belirlenmiştir.
Topraksız kültürde sebze yetiştiriciliğinde uygun yöntemler ile substratların kullanılması ve bitkilerin iyi beslenmesi durumunda, erkencilik bakımından toprağa göre öncelik ve verimin daha yüksek olduğu, kalite yönünden en az toprakta yetiştirilenler kadar kaliteli ve daha lezzetli oldukları ortaya çıkmaktadır
Sonuç olarak topraksız kültürde yetiştiriciliğin gelişmiş ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de en azından toprakların sorunlu olduğu bölgelerde, bir an evvel başlaması gerektiği kanısındayız. Ancak bu sistemde üretim topraktaki kadar kolay olmamakta; daha fazla bilgi istemektedir. İlk bakışta bu sistem çok masraflı ve çok zahmetli görülmesine karşın, üretim sonunda elde edilen ürün miktarı, kalitesi ve özellikle toprak kökenli hastalık ve zararlılar bakımından risk azlığı gibi avantajlar sağlamaktadır.
Kaynak:http://tropikalbahce.blogspot.com/
Bu sistemle yetiştiricilik iki başlık altında toplanmaktadır. Bitkilerin besin solüsyonu içerisinde su kültürü (hidroponik), katı ortamlar da yetiştirilmesi ortam (substrat) kültürü olarak adlandırılmaktadır.
Su kültürünün teknik donanım ve bilgi gerektirmesi, pek çok ülkede ortam kültürünün yaygınlık kazanmasına neden olmuştur. Ayrıca bu yöntemlerle yapılan yetiştiricilikler açık ve kapalı sistem olarak da sınıflandırılabilmektedir.
Açık sistem: Bitkiye verilen besin solüsyonu tekrar kullanılmamakta dışarı atılmaktadır.
Kapalı sistem: Bitkiye verilen besin solüsyonu bir yerde toplanıp tekrar dönüşümü sağlanarak kullanılmaktadır.
Topraksız Yetiştiricilikte Kullanılan Sistemler:
Su Kültürü (Hidroponik): Bitkilerin durgun veya akan besin solüsyonu içerisinde yetiştirilmesidir.
Durgun Su Kültürü: En eski topraksız yetiştirme tekniğidir. Günümüzde bitki besleme ile ilgili çalışmalarda kullanılmaktadır.
Besleyici Film Tekniği (NFT): 1960 yılında İngiltere’de Dr. Allan Cooper tarafından geliştirilmiştir. Orijinal adı Nurient Film Technigue'dir. Bu sistemin temel prensibi, yeterli su, besin maddeleri ve havalanmayı sağlamak üzere bitkilerin kökleri boyunca besin eriyiğinin ince bir tabaka halinde (1 cm'den az ) yeniden dönüşümünün sağlanmasıdır.
Aeroponik: Bu yöntemde besin solüsyonu çıplak bitki köklerine su halinde püskürtülmektedir. Bitkilerin gelişimi için gerekli olan oksijen ve su yeterince sağlanmaktadır. Sistem su ve besin elementleri kullanımını azaltmak amacıyla geliştirilmiştir.
Ortam Kültürü:
Tekne ve Yatak Kültürü: Bu sistemde bitkiler 15-20 cm derinlikteki uzun dar plastik, kereste veya çimentodan yapılmış yastıklarda yetiştirilirler. Fazla suyun drene edilebilmesi için yastıklar eğimli bir şekilde hazırlanmaktadır. Nem kayıplarını önlemede ve iyi bir nem dağılımını sağlamak için yatakların üzeri plastik örtü ile kaplanır.
Torba Kültürü: Ortamlar bitki başına 10-15 litre olacak şekilde plastik torbalara doldurulmalıdır. Genellikle 50-70 litre kapasitesindeki torbalar yaygın olarak kullanılmaktadır. Ortam kültüründe kullanılan inorganik substratlar kum, çakıl, kaya yünü, perlit, vermikulit, volkanik tüf (siyah, beyaz, kahverengi vb.) organik substratlar ise torf, ağaç kabukları, talaş, mantar kompost atığı sayılabilir. Ortamların genellikle temiz, hastalık ve zararlı taşımaması ve hafif olması vb. özellikler aranır.
Topraksız Tarımla Sebze Yetiştiriciliğinin Nedenleri
Seralarda aynı ürünün münavebe yapılmaksızın arka arkaya uzun yıllar yetiştirilmesi bir yandan toprak yorgunluğu ve tuzluluğu oluşturmakta, öte yandan da topraktaki hastalık ve zararlı populasyonunu yükseltmektedir. Tuzluluğun giderilmesi yıkama ile çoğalan hastalık ve zararlılarla mücadele toprak dezenfeksiyonu veya değiştirilmesi ile yapılabilir. Ancak bu uygulamalarda çeşitli güçlükler olup, üreticiye artı bir yük getirmektedir. Bu nedenlerle son yıllarda seracılıkta aşama yapmış ülkelerin bir çoğunda (Hollanda, İngiltere, Japonya, Belçika, Yeni Zelanda, Kanada, İsrail vb.) sera sebze üretiminde %90’lara varan oranlarda topraksız kültür uygulamalarına geçilmiştir. Ülkemizde de son yıllarda fakülte ve bazı araştırma kuruluşlarında bu konuda çalışmalar yapılmıştır. Kuruluşumuz olan Alata Bahçe Kültürleri Araştırma Enstitüsünde topraksız kültürle sebze yetiştiriciliğinde yapılan değişik çalışmalardan başarılı sonuçlar alınmıştır.
Bölgemizde serada sebze yetiştiriciliği yaygın bir şekilde yapılmaktadır. Özellikle meyilli ve taşlı arazilerde teraslama yaparak taşıma toprakla, ayrıca Erdemli'de taban suyunun yüksek olduğu bataklık bölgelerde sera sebze yetiştiriciliği yapılmaktadır. Ancak bu bölgelerde elde edilen ürün miktarı istenilen düzeyde olmadığı bilinen bir gerçektir. Bunun nedenleri arasında toprakla ilgili sorunların payı büyüktür. Bunun gibi sorunlu bölgelerde topraksız yetiştiriliciliğin bir an evvel uygulanması gerekmektedir.
Topraksız Kültürde Sebze Yetiştiriciliğinin Avantajları
Topraklı yetiştiriciliğe göre erkencilik sağlamaktadır.
Topraksız yetiştiricilikte birim alandan daha yüksek, daha kaliteli ve daha lezzetli ürün alınır.
Besin çözeltisi homojen olduğu için çözelti içerisindeki azalan elementlerin düzenli olarak temini, ayarlanması test edip örnek alınması daha kolaydır.
Bitkiler normal toprak işlemenin yapılmadığı veya pratik olmadığı (Kayalık, taşlık, ve bataklık) arazilerde kolaylıkla yetiştirilebilirler.
Besin solüsyonu ve ortam yataklar içinde bulunduğundan kök hastalıklarından korunmak için kolaylıkla sterilize edilebilirler, Bu durum aynı zamanda münavebeyi ortadan kaldırmaktadır.
Sızıntıların durdurulması ve yüzey buharlaşma en aza indirildiğinden birim ürün için daha az suya ihtiyaç duyulur.
Besin çözeltisinin ayarlanabilmesi ve sürekli yenilenebilmesi nedeniyle nispeten yüksek tuzlu sular kullanılabilir.
Az iş gücü yani toprak işleme, yabani ot mücadelesi, sulama, gübreleme ve ilaçlama yetiştiricilikte maliyeti yükselten faktörler arasındadır. Topraksız yetiştiricilikte iş gücünü gerektiren bu işlemler en aza inmektedir.
Ortalama verim yüksek ve yapılan kültürel işlemler daha kolaydır.
Bunların ötesinde gübre ve tarımsal mücadele ilaçları özellikle kapalı sistemlerde direk toprağa verilmediği için toprak ve yeraltı sularının kirlenmesinin önüne geçilmekte bu nedenle de çevre kirliliği sorununa çözüm getirilmektedir.
Toprasız Kültürde Kullanılan Bazı Ortamlar ve Özellikleri
Torf: Suda yetişen sazlık veya bataklık bitkilerin kalıntılarıdır. Bunlar su altında kısmen parçalanmış durumdadır. Bileşimleri bunları meydana getiren bitkiye göre değişebilir. Açık kahverengi veya sarımsı kahverengi lifli tipler odunsu, toprak halinde veya taneli olup asitle az alkali arasında yer alırlar. Bu organik artıkların tamamıyla ayrışmamış olanlarına torf, iyi ayrışmış ve organik maddesi fazla olanına toprak adı verilmektedir. Torfun hacim ağırlığı düşük, su tutma kapasitesi yüksektir. Büyük oranda gözeneklilik gösterirler. Bu özellikleri nedeniyle sebze tarımı ve harç yapımı için çok elverişlidir.
Kaya Yünü: %60 diabase ve %20 kireç taşı karışımından yapılır. %20 kömür tozu ilave edildikten sonra 1500-2000C° sıcaklıklarda eritilerek elde edilir. %96 gözenekli poroz bir maddedir ve gözeneklerinin büyüklükleri aynıdır. Bu durum su tutma kapasitesi açısından çok önemlidir. Steril bir ortamdır.
İçeriğinde
% 47 SIO2, % 8 FeO3, % MnO
%14 Al2O3, % 16 CaO, %12 Na2O
%10 MgO, %1 K2O
maddeleri bulundurmaktadır. Yeni kullanılmış kaya yününün pH değeri nispeten yüksektir (7’nin üzerindedir). Kullanılmadan önce yıkama ve asit ilavesi ile 5-5.5 değeri arasında ayarlanması gerekmektedir.
Volkanik Tüf: Özellikle Orta ve Doğu Anadolu Bölgelerinde yaygın olarak bulunan kolay dağılabilen değişik renkte (koyu kırmızı, beyaz ve siyah) olan volkan faaliyetleri sonucunda oluşan hafif bir yetiştirme ortamıdır. Su tutma kapasitesi yüksektir. Yalnız olarak kullanılabileceği gibi diğer ortamlarla değişik oranlarda karıştırılarak da kullanılabilir. Özellikle karıştırıldığı ortamların havalanmasını artırır.
Topraksız Kültürde Kullanılacak Ortamlarda Aranılan Özellikler
Sulamalar arasında bitkinin su gereksinimlerini karşılayabilecek ölçüde su tutma kapasitesine sahip olması
Suda eriyebilir tuz konsantrasyonunun nispeten düşük olması
Belirli bir oranda gübreleme ve sulama programını uygulayabilmek için ortamın standart ve birörnek olması.
Hastalık ve zararlılardan temiz olması ve toksik etki yapmaması
Kolay temin edilebilmesi ve ucuz olması gerekmektedir.
Bu özellikleri taşıyan doğal ya da sentetik orijinli, organik veya inorganik kökenli değişik materyaller topraksız kültürde kullanılabilir.
Doğal organik malzemelerden torf, çeşitli ağaçların kabukları, lif veya talaşları, yaprak çürüntüleri, şehir atıkları veya tarıma dayalı endüstri atıkları (saman, şaraphane ve mantarhane atıkları, değişik bitkilerin kavuzları).
Doğal inorganik malzemeler, hidrojel, polistren veya üreformaldehid, köpük, kaya yünü, camyünü, perlit, kum, çakıl, vermikulit, volkanik tüf vb. kullanılabilecek ortamlardır.
Topraksız yetiştiricilik çok yeni bir teknik olmasına karşın British Colombiada mevcut seraların %90’nı A.B.D’nin Teksas eyaletinde her 10 seradan 9’unda İsveç’te hıyar yetiştiriciliğinin %50 si, domatesin %20 si, Fransa’da %50 si, Hollanda’da sera sebze yetiştiriciliğinin %90 ‘a yakın kısmı topraksız kültürde yapılmaktadır.
Ülkemizde de son yıllarda fakülte ve bazı araştırma kuruluşlarında bu konuda çalışmalar yapılmıştır. Kuruluşumuzda yapılan çalışmalarda ithal kayayünü ile yerli yetiştirme ortamlarının kullanılabilirliği topraklı yetiştiricilikte karşılaştırmalı olarak araştırılmıştır.
Bu araştırmalar sonucunda torf, mantar kompost atığı, volkanik karakterli tüf vb. gibi yerli substrat materyallerinin yalın olarak veya belirli oranlarda karışımlarının kullanılmasından başarılı sonuçlar alınmıştır. Kaya yününe alternatif ortam olarak Ürgüp volkanik tüfünün sera yetiştiriciliğinde kullanılabilirliği belirlenmiştir.
Topraksız kültürde sebze yetiştiriciliğinde uygun yöntemler ile substratların kullanılması ve bitkilerin iyi beslenmesi durumunda, erkencilik bakımından toprağa göre öncelik ve verimin daha yüksek olduğu, kalite yönünden en az toprakta yetiştirilenler kadar kaliteli ve daha lezzetli oldukları ortaya çıkmaktadır
Sonuç olarak topraksız kültürde yetiştiriciliğin gelişmiş ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de en azından toprakların sorunlu olduğu bölgelerde, bir an evvel başlaması gerektiği kanısındayız. Ancak bu sistemde üretim topraktaki kadar kolay olmamakta; daha fazla bilgi istemektedir. İlk bakışta bu sistem çok masraflı ve çok zahmetli görülmesine karşın, üretim sonunda elde edilen ürün miktarı, kalitesi ve özellikle toprak kökenli hastalık ve zararlılar bakımından risk azlığı gibi avantajlar sağlamaktadır.
Kaynak:http://tropikalbahce.blogspot.com/
Etiketler:
tohum,
TOPRAKSIZ TARIM KÜLTÜRÜ,
topraksıztarım
23 Ekim 2010 Cumartesi
Tohum Çimlendirme tekniği
Çimlendirme Yöntemleri
Çimlendirme Aşamaları
Öncelikle tercihen uzun dikdörtgen şeklinde , yüksekliği en az 9-10 cm olan bir kap bulunmalı,ben kabın altını drenaj için delmiyorum,gerekte görmüyorum çünkü sislemeyle sulama yapılacağı için drenaj deliğinden akacak kadar su kullanılmayacak.
Çimlendireceğiniz tohum sayısına göre kabın boyutlarını hesaplamalısınız,çünkü tohumların aralarında yaklaşık 2 cm kalacak şekilde ekeceğimiz için çok tohum çoook uzun ve geniş bir kap demek..sıra halinde serpilecek tohumlar!
Kaba dört-beş parmak torf dökebilirsiniz yada çok sıkı olmayan herhangi bir toprak..önemli olan toprağın asla kurumaması,sürekli nemli kalması(tohumlar su içindede yüzmemeli)
Toprak konuldu,tamam,şimdi tohumları aralıklı olmasına dikkat ederek -ki ben bazen kaçırıyorum tohumları aynı yerden üç tane çıkabiliyor-toprağın üstüne serpiyoruz.
Tohumların üstüne asla çok fazla toprak dökmeyin çimlenemezler o derinlikte,ben avcuma aldığım toprağı serpiyorum üstlerine..bazıları kapanmıyor neredeyse ama çimlenme gerçekleşiyor..
Bunu da yaptıktan sonra tohumları sisleme yöntemiyle ıslatmak gerekiyor ki bunu toprak hep nemli kalacak şekilde hergün yapmalısınız..sisleme yöntemi için büyük mağazalarda satılan bitkiler için olan fısfıslar var,onlardan alabilirsiniz ya da evde biten herhangi bir malzemenin boş şişesini kullanabilirsiniz.ben bu iş için eskiden içinde sıvı saç kremi olan bir şişeyi kullanıyorum..tabi içini iyice temizledikten sonra.
Bunuda hallettik sanırım,sıra strech filmle kabın üzerini sarmaya geldi..bu sera etkisi yaratarak çimlendirmeyi çabuklaştırıyor..strech film yoksa şeffaf plastik poşetleri keserekte yerleştirebilirsiniz..ama dikkat edin beyaz değil şeffaf olucakk torbalardan..strech filmde olsa plastik poşette tek kat kullanın ve evin içinde gölge bir yerde muhafaza edin çimlendirme kabınızı..
Hergün nemini kontrol edin ve fısfısla su püskürtün, çimlenme en geç on gün içinde olucaktır.
Ben çimlenme başladıktan bir-iki gün sonra strech filmi kaldırıyorum.
Filizler yaklaşık 5-6 cm olunca çok güneş almayan bir yere koyabilirsiniz.ama toprağı kuru bırakmayın sakın.
Zamanı gelince 10 cmlik olanları asıl yerlerine (saksılarına)yerleştirebilirsiniz.
Fideleri yerlerinden çıkartırken dikkatli olmak lasım,kökü toprakta sapı elinizde kalabilir,bunun için yapraklarından tutup çekilir diye biliyorum,bir iki tane fire verdim bunu yaparken ama işe yarıyor.
Ayrıca her çimleneni ekeceksiniz diye bir kaide yok,bazı filizler daha cılız oluyor,onları ayıklamak gerekir.
Bazı tohumlar için örneğin domatesi ekmeden bir gece önce nemli bir tülbentte yada bezde bekletebilirsiniz.kolay gelsin.
Kaynak:http://www.mavitohum.com/
Çimlendirme Aşamaları
Öncelikle tercihen uzun dikdörtgen şeklinde , yüksekliği en az 9-10 cm olan bir kap bulunmalı,ben kabın altını drenaj için delmiyorum,gerekte görmüyorum çünkü sislemeyle sulama yapılacağı için drenaj deliğinden akacak kadar su kullanılmayacak.
Çimlendireceğiniz tohum sayısına göre kabın boyutlarını hesaplamalısınız,çünkü tohumların aralarında yaklaşık 2 cm kalacak şekilde ekeceğimiz için çok tohum çoook uzun ve geniş bir kap demek..sıra halinde serpilecek tohumlar!
Kaba dört-beş parmak torf dökebilirsiniz yada çok sıkı olmayan herhangi bir toprak..önemli olan toprağın asla kurumaması,sürekli nemli kalması(tohumlar su içindede yüzmemeli)
Toprak konuldu,tamam,şimdi tohumları aralıklı olmasına dikkat ederek -ki ben bazen kaçırıyorum tohumları aynı yerden üç tane çıkabiliyor-toprağın üstüne serpiyoruz.
Tohumların üstüne asla çok fazla toprak dökmeyin çimlenemezler o derinlikte,ben avcuma aldığım toprağı serpiyorum üstlerine..bazıları kapanmıyor neredeyse ama çimlenme gerçekleşiyor..
Bunu da yaptıktan sonra tohumları sisleme yöntemiyle ıslatmak gerekiyor ki bunu toprak hep nemli kalacak şekilde hergün yapmalısınız..sisleme yöntemi için büyük mağazalarda satılan bitkiler için olan fısfıslar var,onlardan alabilirsiniz ya da evde biten herhangi bir malzemenin boş şişesini kullanabilirsiniz.ben bu iş için eskiden içinde sıvı saç kremi olan bir şişeyi kullanıyorum..tabi içini iyice temizledikten sonra.
Bunuda hallettik sanırım,sıra strech filmle kabın üzerini sarmaya geldi..bu sera etkisi yaratarak çimlendirmeyi çabuklaştırıyor..strech film yoksa şeffaf plastik poşetleri keserekte yerleştirebilirsiniz..ama dikkat edin beyaz değil şeffaf olucakk torbalardan..strech filmde olsa plastik poşette tek kat kullanın ve evin içinde gölge bir yerde muhafaza edin çimlendirme kabınızı..
Hergün nemini kontrol edin ve fısfısla su püskürtün, çimlenme en geç on gün içinde olucaktır.
Ben çimlenme başladıktan bir-iki gün sonra strech filmi kaldırıyorum.
Filizler yaklaşık 5-6 cm olunca çok güneş almayan bir yere koyabilirsiniz.ama toprağı kuru bırakmayın sakın.
Zamanı gelince 10 cmlik olanları asıl yerlerine (saksılarına)yerleştirebilirsiniz.
Fideleri yerlerinden çıkartırken dikkatli olmak lasım,kökü toprakta sapı elinizde kalabilir,bunun için yapraklarından tutup çekilir diye biliyorum,bir iki tane fire verdim bunu yaparken ama işe yarıyor.
Ayrıca her çimleneni ekeceksiniz diye bir kaide yok,bazı filizler daha cılız oluyor,onları ayıklamak gerekir.
Bazı tohumlar için örneğin domatesi ekmeden bir gece önce nemli bir tülbentte yada bezde bekletebilirsiniz.kolay gelsin.
Kaynak:http://www.mavitohum.com/
Etiketler:
ağaç,
çimlendirme,
sulama teknikleri,
tohum
Dikenli çalılar bahçenizi de koruyor!

Dikenli çalılar bahçenizi de koruyor!
Dikenli teller, yüksek çitler ve projektörler… Doğa ile barışık bir bahçe güvenliği sağlanabilir mi?
Bahçenizin arkası hırsızın işlerini halletmesi için ideal bir ortamdır. Sokak lambalarının, komşuların meraklı gözlerinden uzak şekilde rahatlıkla içeriye girebilir. Ağaçlarda ona kamuflaj olabilir.
bu duruma önlem olarak, bahçenin bütünlüğünü bozmadan, korkuluklar çok eski bir yöntem de olsa caydırıcı olabilir. Yüksek çitler, dikenli tellerde işinizi görür.
Dikenli teller yerine zaten bol dikeni olan bitkilerde yetiştirmek çok mantıklı. Böylece bahçeniz daha fazla kendisiyle barışık olacak. ‘Pembe hanım’, ‘Ortak alıç’, ‘Rubra’ ve ‘Karaçalı’ gibi Frenk çalılar,davetsiz misafirlere engel olmaya yeter.
Dikenli çalılar etkili bir güvenlik yöntemi. Ancak iyi bakılmadıklarında çok kötü bir çöp yığınına dönüşebilirler.
Evinizin pencere kenarına koyacağınız dikenli kaktüsler de pencere güvenliği için etkili bir çözümdür. Çok az su isteyen bu bitkiler uygun güvenlik elemanıdırlar.
Bahçenizde çok büyük ağaçlar yetiştirmemeye özen gösterin, yada onları budamayı alışkanlık haline getirin. Eğer kısa ağaçlarınız varsa hırsızlar meraklı komşularınızdan çekinebilirler. Böylece bahçenize girmekten vazgeçebilirler.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)