alternatif tedavi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
alternatif tedavi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ocak 2011 Pazar

KANSERDE TAMAMLAYICI YAKLAŞIMLAR

KANSERDE TAMAMLAYICI YAKLAŞIMLAR

Ağrı, duygu bozuklukları ve endişede tamamlayıcı tedaviler

Kanserli hastalarda çeşitli dönmelerde ağrı, endişe ve duygulanım bozuklukları sık olarak ortaya çıkmaktadır. Kanser tanısının konmasından sonra tanıya bağlı, seçilecek tedavi yaklaşımı, hastalığın tekrarlaması veya takipte yapılan tetkik ve muayenelere bağlı kişide endişe ve moral bozukluğu dönemleri sık olarak karşımıza çıkmaktadır. Hastalığın tanısı veya tedavisi için uygulanacak cerrahi veya biyopsi gibi işlemler ile kemoterapiye bağlı ağrı, sıkıntı, bulantı ve kusma gibi yakınmaların olması beklenmektedir. Hastalığın ileri safhalarında ağrı, sıkıntı ve moral bozukluğu gibi yakınmaların giderilmesi uygulanacak tedavinin başarısı ve yaşam kalitesinin iyileştirilmesi açısından önemli bir hedef haline gelmektedir.

Standart tedavi yaklaşımları bu yakınmaların azaltılmasında bazen başarılı olamamakta veya yan etki nedeni ile uygulanamamaktadır. Akupunktur, masaj ve akıl-vücut teknikleri ve diğer tamamlayıcı tedavi yöntemleri, bu yakınmaların azaltılması açısından yararlı olabilmektedir. Tamamlayıcı tedavi ile alternatif tedavi arasında ayırımını iyi yapılması gereklidir. Alternatif tedavi yöntemlerinin çoğu sahteciliğe dayanmakta olup, kişiye de zarar verebilmektedir.

Günümüzde bilimsel olarak etkinliği gösterilmiş tamamlayıcı tedavi yöntemleri ile konvansiyonel tedavi yöntemlerinin birleştirilmesiyle integratif tedavi olarak isimlendirilen yöntem geliştirilmiştir. Müzik, masaj tedavisi ve akupunktur gibi tamamlayıcı tedavi yöntemlerinde hasta pasif rol oynarken, kendi kendini hipnoz, yoga ve meditasyon gibi yöntemlerde hasta aktif olarak rol oynamaktadır. Aşağıda kanserli hastaların bazı yakınmalarının giderilmesi için uygulanabilecek tamamlayıcı tedavi yöntemlerinden bahsedilmektedir.

KANSER İLE İLİŞKİLİ AĞRI

Kanserli hastalarda ağrı sık olarak görülmekte olup, tanı veya tedavi işlemlerine bağlı, doğrudan kanser kitlesinin çevre dokulara basısına veya organı çevreleyen zarı germesine bağlı veya tedavilere bağlı olarak gelişebilmektedir.
Orta veya şiddetli derecede ağrısı olan hastalarda akupunktur, masaj, hipnoz ve gevşeme gibi tamamlayıcı tedavi yöntemlerinin uygulanması önerilmektedir. Bu yöntemlerin uygulanmasında hastanın isteği, yöntemin zarar-yarar oranının değerlendirilmesi gibi faktörler göz önüne alınmalıdır.

İşleme bağlı ağrı: tamamlayıcı tedavi yöntemleri bu konuda yardımcı olabilmektedir. Özellikle işleme bağlı ağrı duyulması ve şiddetinde korku, endişe ve şiddetli ağrı duyulacağı beklentisi önemli rol oynamaktadır. Bu durum, işlem esnasında gereksiz yere yüksek miktarda ağrı kesici ve sakinleştirici ilaç kullanılmasına ve işlem esnasında hasta ile yeterince işbirliği yapılamamsına neden olmaktadır. Lomber ponksiyon, kateter takılması, kemik iliği aspirasyon ve biyopsisi, endoskopi, meme ve cilt biyopsisi gibi işlemler esnasında tamamlayıcı tedavi yöntemi uygulanmasının yararlı olduğu gösterilmiştir. Çocuklarda yapılan bir çalışmada kemik iliği aspirasyonu öncesinde hipnoz veya bilişsel davranış tedavisi yapılmasının ağrı şiddetini azaltmada yararlı olduğu gösterilmiştir. Her iki tedavi yaklaşımı endişe ve stresi azaltarak etki göstermekte olup, hipnozun etkinliği daha yüksek bulunmuştur.

Hastalar girişimsel işlem, kemoterapi veya radyoterapi öncesinde uygulamak üzere kendi kendini hipnoz ve gevşeme teknikleri gibi akıl-vücut yöntemleri öğrenebilirler. Bu tekniklerin öğrenmesi hızlı ve kolay olmaktadır. Ayrıca sık olarak kemik iliği aspirasyon ve biyopsisi yapılan çocuk kanser hastalarında da yararlı olabilmektedir.

Müzik tedaisi de bu konuda yararlı olarak kullanılan bir diğer tamamlayıcı tedavi yöntemidir. Fakat hastaların çoğunluğunun müzik tedavisi yerine ağrı kesici uygulama yapılmasını tercih ettikleri unutulmamalıdır. Bu konularda hastanın tercihi ile yapılması planlanan işlemin ağrı şiddeti büyük önem taşımaktadır. Günümüzde çoğunlukla konvansiyonel yöntemlerle yukarıda bahsedilen yöntemler birlikte kullanılmaktadır.

Kanser kitlesinin tutulumuna bağlı ağrı: kanser ağrısının çoğu kanser kitlesinin çevre doku veya organlara basısı ile sinirlere basısından kaynaklanmaktadır. Omuriliğe bası yapan omurga kemiğinde bulunan kanser kitlesinin tedavisinde steroid tedavisi, radyoterapi, kemoterapi veya cerrahi gibi işlemlerin biri veya bir kaçı kullanılmaktadır. Kanser kitlesine komşu organların tıkanması ile oluşan kanser ağrısının tedavisinde cerrahi girişim ön planda düşünülmektedir. Ek olarak ağrı kesici tedavilerin de kullanılabilir. Bahsedilen ani çıkan bu ağrıların tedavisinde tamamlayıcı tedavi yöntemlerinin tek başına uygulanmasının başarı şansı çok düşüktür ve pratik değildir. Böyle ağrılarda kısa sürede detaylı araştırmalar yapılıp uygun tıbbi tedavinin seçilmesi büyük önem taşımaktadır.

Ağrının akut evresi geçirildikten sonra sağlanan ağrı kontrolünün idame edilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu yapılırken tedavinin yan etkileri de olabildiğince az tutulmalıdır. Örneğin kuvvetli ağrı kesicilerden olan opyoidlerin kullanılması ile kabızlık gelişebilmekte, bu da hastaların uzun süreli dışkı yumuşatıcı ve barsak hareketlerini arttırıcı ek ilaçlar kullanmasına neden olmaktadır. Sonuç olarak barsak hareketlerinde bozukluk ek bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Uzun süreli nonsteroid antiinflamatuvar ilaçların kullanılması mide-barsak sisteminde kanamaya neden olabilmektedir. Uzun süreli ağrı ve opyoid ilaç kullanımı depresyona neden olabilmektedir. Bazen de opyoid ilaçlara karşı tolerans gelişmekte ve ilacın dozunun arttırılması veya başka bir ilaç ile değiştirilmesi gerekmektedir.

Bu konuda randomize çalışma olmamakla birlikte uzun süreli ağrısı olan hastalarda tamamlayıcı tedavi yöntemlerinin uygulanmasının opyoid veya nonsteroidal antiinflamtuar ilaç gereksinimini azaltabileceği düşünülmektedir. Özellikle masaj gibi hastanın pasif kaldığı yöntemler yararlı olabilir.

Aktif katılım tercih eden hastalarda ise akıl-vücut teknikleri tercih edilebilir. Gevşeme ve imgesel çalışma ağrı şiddetini ve ağrı kesici ihtiyacını azaltarak ilaçların yan etkilerinde azalma sağlayabilir. Kansere bağlı ağrının tedavisinde hipnoz kullanılması yoğun olarak araştırılmış ve mukozit ağrısı dahil ağrı tedavisinde yararlı olduğu gösterilmiştir. Nöropatik ağrı olarak isimlendirilen sinir kökenli ağrılarda ağrı kesici ilaçların fazla bir etkinliği bulunmamaktadır. Bu hastalarda akıl-vücut teknikleri kullanılarak ağrı eşiği arttırılabilir ve ağrı derecesi azaltılabilir.

Aylarca veya yıllarca uzun süren ağrı, hastada moral bozukluğu ve strese neden olmakta, bu da yakın çevresi ile iletişiminin bozulmasına neden olmaktadır. Bu gibi durumlarda tamamlayıcı tedavi yöntemleri moral bozukluğu ve endişenin azalmasını sağlayarak yaşam kalitesinde düzelme sağlayabilmektedir. Masaj tedavisi veya refleksoloji (ayak masajı) süreğen kanser ağrılarında yararlı olduğu bir çok çalışmada gösterilmiş ve bir çok hastanenin programına dahil edilmiştir. Masaj tedavisi bu konuda deneyimli ve eğitimli kişiler tarafından yapıldığında oldukça güvenlidir. Hastalar masaj tedavisinden sonra rahatlama hissetmektedirler.

Akupunktur; girişim sonrası (örneğin diş çekimi) oluşan akut ağrılarda veya baş ağrısı gibi kronik ağrıların tedavisinde başarılı olarak uygulanmaktadır. Vücut içinde opyoid sinir ileticilerini uyararak ağrıyı azalttığı düşünülmektedir. Akupunkturun kanser ağrısında etkinliği tartışmalı olmakla birlikte bazı çalışmalarda nöropatik ağrı gibi tedaviye dirençli ağrılar dahil, ağrı şiddetinde azalma sağlayarak yararlı olduğu gösterilmiştir. Akupunktur iğneleri insülin iğnesinden ince, steril ve tek kullanımlık iğnelerdir. Bu iğnelerin cilde uygun bölgelere yerleştirilmesi işleminin ağrısı az veya hiç yoktur; dokuya verdiği hasar ise diğer enjeksiyonlara göre daha azdır. Bu nedenle oldukça güvenlidir. Steril olmalarına rağmen nötropenik, trombositopenik veya kalp kapağı bozukluğuna bağlı endokardit riski taşıyanlara uygulanmaması önerilmektedir. En önemli dezavantajı maliyeti ve akupunktur uzmanına sık gitme ihtiyacının olmasıdır.

Kanser tedavisi ile ilişkili ağrı: kemoterapi, radyoterapi ve cerrahi tedaviler sonrası ağrı gelişebilmektedir. Özellikle nöropatik ağrıların tedavisi zordur. Akupunktur torakotomi, mastektomi ve radikal boyun diseksiyonu gibi operasyonlara bağlı nöropatik ağrılarda yararlı olmaktadır. Taksanlar veya platinum grubu kemoterapi ilaçları etkili bir tedavisi olmayan periferal nöropatiye neden olmaktadır. İlaçlara bağlı nöropati yakınmaları aylarca devam edebilmekte ve yavaş düzelme göstermektedir. E vitamimi, alfa lipoik asit ve glutamin gibi diyetsel desteklerin kullanılması yararlı olabilmektedir. Akıl-vücut teknikleri ve masaj gibi yöntemler kanser dışındaki karpal tünel sendromu, şeker hastalığına bağlı nöropati ile HIV ile ilişkili nöropati gibi hastalıklarda araştırılmış ve farklı sonuçlar bildirilmiştir.

Endişe, moral bozukluğu ve diğer duygu bozuklukları: kanser tanısı ve tedavi yaklaşımları, hastaların çoğunda psikolojik bozukluklar gelişmesine neden olmaktadır. Özellikle ölüm korkusu, fiziksel olarak çirkin göründüğünü düşünme, hareketsizlik, çevre insanlarla iletişimin azalması ve ağrı birçok olay hastanın psikolojik durumunu etkilemektedir. Hastaların çoğunda tanı konmamakla birlikte depresyon bulunmaktadır. Böyle hastalarda endişe giderici ilaçlar ve depresyon ilaçları yararlı olabilir. Fakat bazı hastalar tıbbi tedaviden tam yarar görememektedirler. Akupunktur, masaj tedavisi, müzik tedavisi ve akıl-vücut yaklaşımları, gevşeme teknikleri ve meditasyon gibi tamamlayıcı yöntemlerin endişe, depresyon ve sıkıntı gibi yakınmaları azalttığı gösterilmiştir. Ayrıca bir çalışmada bu yaklaşımların olumlu etkilerinin en az 6 ay devam ettiği gözlenmiştir. Hormonal tedavi kullanan meme ve prostat kanserli hastalarda akupunkturun tedavi ile ilişkili duygu değişikliklerini olumlu etkilediği gösterilmiştir. Masaj tedavisi de kişinin kendisini daha iyi hissetmesini sağlamaktadır. Müzik tedavisi de kemik iliği nakli gibi ağır tedavilerde stresin azaltılmasında yararlı bir diğer basit tamamlayıcı tıp yöntemidir.

Tamamlayıcı tedavi yaklaşımlarının hastaya başlanmasından önce panik atak, intihar etme eğilimi gibi ciddi psikolojik sorunlar olup olmadığının değerlendirilmesi açısından psikiyatrik değerlendirme yapılması gerekebilir. Endişe gidericilerin bazı yan etkilerinin olması, depresyon ilaçlarının etkisinin haftalar sonra başlaması nedeni ile tamamlayıcı tedavi yaklaşımları bu tedavilere yardımcı olarak kullanılabilir. Tamamlayıcı tedaviler, hastanın kanser tanısı veya hastalığın tekrarlaması gibi onun moralinin bozabilecek haberlere karşı daha dayanıklı olmasını sağlayabilir.

Uzun süreli psikolojik yakınmaları olan, yoğun endişesi bulunan veya ağır depresyon geçiren hastalarda en önemli tedavi yaklaşımı tıbbi tedavi uygulanmasıdır. Fakat uygun hastalarda tamamlayıcı tedavi eklenmesi ile tıbbi tedavide kullanılan ilaçların dozlarında veya miktarında azalma sağlanabilir. Böylelikle tıbbi tedavilerin istenmeyen yan etkileri azaltılabilir.

Bazı hastalar hastalığa bağlı psikolojik ve fiziksel yakınmaların giderilmesinde çeşitli bitkisel veya diyetsel destekler kullanmaktadır. İnsanlar genellikle bu ürünlerin yan etkisi olmadığını ve tıbbi tedavi ile herhangi bir etkileşime girmediğini düşünmektedirler. Halbuki bütün bu destek ürünleri vücuda girdiğinde biyolojik olarak aktivite göstermekte, vücutta bazı kimyasal olayların başlamasını tetiklemektedir. Bu nedenle kemoterapi, radyoterapi veya cerrahi tedavi planlanan hastaların bu tür ürünleri kullanmamaları yararlı olur. Ayrıca takip eden hematolog veya onkolog kullanılabilecek güvenli ve yararlı olabilecek ürünlerin seçilmesinde yardımcı olabilir. Alınan bitkisel veya diyetsel destek ürünleri ilaçları metabolize eden enzim sistemlerini etkileyebilir, pıhtılaşmayı bozarak kanamaya neden olabilir ve ilaç-bitkisel ürün etkileşimine neden olabilir. St John’s sıvısı birçok ilacın metabolizmasını etkilemektedir.
Kanser hastalarında duygu bozuklukları için kullanılan bitkisel ürünler ve yan etkileri (bu ürünlerin kanser hastalarında kullanılmaması önerilmektedir):

Kava kava: endişe tedavisinde kullanılmaktadır. Santral sinir sistemi üzerine baskılayıcı özellikte olan ilaçlarla birlikte etkileri arıyor ve aşırı baskılanmaya neden olabilir. Ayrıca karaciğer fonksiyonlarını bozabilir.

Efedra: Astım, uyarıcı ve iştah kesici olarak yaygın kullanılmaktadır. Sempatik sinir sistemi uyarıcısıdır. Kalp bozuklukları, nöbet, psikotik bozukluk gelişimine neden olabilir. St. John’s solusyonu: depresyon, mevsimsel duygu bozuklukları ve endişe gibi durumlarda yaygın olarak kullanılmaktadır. Serotonin, dopamin, norepinefrin, gamaamino bütirik asitin geri alımını engelleyerek etki göstermektedir. CYP3A4 enzim sisteminde metabolize olan ilaçların etkinliğini değiştirir. İrinotekan ve tamoksifen isimli ilacın tedavi edici etkisini azaltır.

Valeryan: uyumayı kolaylaştırdığı için kullanılmaktadır. Gamaamino bütirik asit ve benzodiazepin yolağı üzerinden etkisini gösterdiği düşünülmektedir. Barbitürat ve benzodiazepinlerle birlikte kullanıldığında her ikisinin etkinliği artmakta ve aşırı uyku hali oluşabilmektedir. Ayrıca kullanımı kesildiğinde kesilme sendromu olarak isimlendirilen bağımlılık bulguları gözlenir.

Passionflower: uykusuzluk, endişe, nöbet, sinir ağrısı, opyat veya benzodiazepin gibi ilaçların kesilme yakınmalarının azaltılmasında kullanılmaktadır. Gamaamino bütirik asit reseptörlerini uyararak etki gösterdiği düşünülmektedir. Santral sinir sistemi üzerinde etkili olan ilaçların uyuşturucu etkinliğini arttırır.

Ginkgo biloba: unutkanlık, çevresel damar sistemi hastalıkları, seksüel bozukluk ve saç dökülmesi için kullanılmaktadır. Zihinsel düzelme, günlük yaşamsal aktiviteler ile duygu durumunda düzelme sağlamaktadır. Kanama ve nöbete neden olduğu vakalar bildirilmiştir.

Kanser hastalarında duygu bozuklukları için kullanılan diyetsel destek ürünleri:

S-adenozil metiyonin: standart trisiklik antidepresanlara eşdeğer düzeyde antidepresan aktiviteleri bulunmaktadır. Bipolar hastalarda manik atağı başlatabilmektedir.
Fenilalanin: monoamino oksidaz inhibitörlerinin etkilerini arttırabilir. Omega-3 yağ asitleri ve özellikle dokosaheksaenoik asit duygu durumunu düzenleyicidir.

Düşük folat düzeyi: fluoksetin tedavisine yetersiz yanıt ile ilişkilidir. Saptanırsa hastaya folat verilmelidir.

Diyetsel destek ürünlerinin yararı olabilmekle birlikte önemli sorunları da beraberinde getirmektedirler. Hastaların bu ürünlerin doğal oldukları ve hiç bir yan etkileri olmadığı gibi yanlış bir düşünceleri vardır. Ürünlerin standardizasyonunun olmaması, üretim esnasında denetimin yetersiz olması, içeriğin ve aktif maddenin miktarının değişkenlik gösterebilmesi gibi ciddi sorunlar bulunmaktadır. Bütün bu sorunlar nedeni ile tıbbi tedavi esnasında ek olarak destek ürünlerin kullanılması ile önceden kestirilemeyen yan etkiler ve etkileşimler olabilmektedir.

Daha önceden antidepresanların etkisini arttırmak için yaygın olarak kullanılan triptofan, üretimde kontaminasyona bağlı eozinofili-myalji sendromuna neden olduğu için A.B.D.’ lerinde uzun süredir satılmamaktadır. St. John’s solüsyonu da irinotekan alan hastalarda ilacın etkinliğini düşürmektedir. Kanser hastaları bitkisel kökenli ilaçları veya diyetsel destekleri almadan önce tedavileri ile etkileşimi hakkında araştırma yapmalı ve ondan sonra karar vermelidir.

Sonuç olarak tamamlayıcı tedavi yöntemleri bazı hastalarda yararlı olabilir. Fakat yarar görecek hasta grubunun daha önceden belirlenmesi maalesef mümkün değildir. Akıl-vücut teknikleri, masaj tedavileri gibi tamamlayıcı tedavi yöntemleri güvenlidir ve A.B.D.’ nde lisanslı uygulayıcılar tarafından yapılmaktadır. Akupunktur da düşük riski ile uygulanan bir diğer yöntemdir.

Alternatif Tedaviye Dikkat

Alternatif Tedaviye Dikkat

• Yapılan çalışmalarda onkoloji hastalarının % 7-64’ ünün Tamamlayıcı- Alternatif Tedavi (TAT) kullandığı gösterilmiştir (Ernst E, Cancer 1998). Başka bir çalışmada ise hastaların %83.3’ ünün en az bir tane TAT yöntemi kullandığı saptanmıştır (Richardson MA, J Clin Oncol 2000). TAT kullananların çoğu eğitim düzeyi yüksek, genç ve kadın hastalardan oluşmaktadır. TAT yöntemi olarak en çok kullanılan yöntemin vitamin kullanılmakta, vitamin preparatlarından da E ve C vitamini kullanımının yaygın olarak alınmaktadır. Yeşil çay, ekinezya ve esyak gibi preparatlar da sık olarak kullanılmaktadır.
• Yeşil çay tüketiminin yoğun olduğu toplumlarda meme ve prostat tümörü gibi onkolojik hastalıkların az görüldüğü saptanmıştır. İçinde aktif kimyasallar bulunduğu birçok çalışmada gösterilmiştir. Yeşil çayın bileşenlerinden bazılarının vücutta bazı ilaçların metabolizmasında temel rol oynayan sitokrom P450 enzim sistemi üzerine inhibitör etkilerinin olduğu gösterilmiştir (Muto S, Mutat Res 2001). Bu enzim sisteminde metabolize olan çok sayıda onkoloji ilacı bulunmaktadır. Ayrıca yeşil çay içinde bulunan maddelerden birisi de glutasyon S transferaz ve kuinan redüktaz enzimlerini uyarmaktadır (Rushmore TH, Curr Drug Metab 2002). Bu enzimler de nitrojen mustard, nitrozüre ve diğer alkilleyici ajanlara karşı direnç gelişiminde rol oynamaktadır. Bu nedenle bu tür ilaçları kullanan hastalarda yoğun yeşil çay tüketimi ile destekleyici yeşil çay ekstraktlarının kullanılması sakıncalı olabilir.
• Ekinezya preparatı bağışıklık sisteminin uyarılması amacıyla sık olarak kullanılmaktadır. Fakat, çalışmalarda uzun süreli (6-8 haftadan daha fazla) kullanılmasının bağışıklık sistemi üzerine baskılayıcı olabileceği veya karaciğer testlerini bozabileceği gösterilmiştir (Coeugniet EG, Onkologie 1987). Ekinezya alınması ile lökosit sayısında azalma olabileceği, bu yan etkiye bağlı kemoterapinin kemik iliğini baskılayıcı etkisinin artabileceği ileri sürülmektedir (Kemp DE, J Am Board Fam Pract 2002). Ayrıca sitokrom P450 enzim sistemi üzerine de ılımlı baskılayıcı etkisi bulunmaktadır (Budzinski JW, Phytomedicine 2000).
• Esyak, 4 farklı bitkinin karışımından oluşmaktadır. İçinde bulunan bazı bileşenler (kuersetin gibi) P450 enzim sistemini baskılayıcı etki göstermektedir. Fakat, kuersetin’ in aynı zamanda sisplatin gibi bazı kemoterapi ilaçlarının etkinliğini sinerjistik olarak arttırdığı gösterilmiştir (Scambia G, Anticancer Drugs 1990). Emodin ve rein gibi diğer maddelerin de sitotoksik ve bağışıklık sistemini baskılayıcı özellikleri bulunmaktadır. Emodin bileşeninin HER2/neu reseptörünün tirozin kinaz aktivitesini baskıladığı gösterilmiştir. Ayrıca HER2/neu ekspresse eden hücrelere karşı, cisplatin, doksorubisin ve etopozid gibi ajanlarla birlikte kullanıldığında tümör hücrelerinin çoğalması üzerine sinerjistik etki gösterdikleri saptanmıştır (Zhang L, Oncogene 1996). Bu çalışmalar, kemoterapi esnasında esyak içeren destekleyici ürünlerin ilacın metabolizması üzerine olumlu veya olumsuz etki yapabileceğini düşündürmektedir.
• Radyoterapi başlanmasından 10 gün önceden itibaren, radyoterapi esnasında ve radyoterapi başlanmasından sonra 3 haftalık süre içinde soya ürünlerinin alınmaması önerilmektedir. Çünkü soyanın içinde bulunan genistein isimli molekül, radyoterapinin etkisini engellemektedir. Ayrıca antioksidan ürünlerin kullanılmaması önerilmektedir.
• Silybum marianum (milk thistle- devedikeni), özellikle Almanya’ da yaygın olarak kullanılan ve karaciğer destekleyici olarak yararı bazı bilimsel çalışmalarda gösterilmiş bitkidir. Ülkemizde de TAT yöntemi olarak çok yoğun kullanılması nedeni ile önemlidir. Özellikle kemoterapinin karaciğer üzerine olumsuz etkisini azaltmak amacı ile kullanılmaktadır. İçerdiği aktif madde olan silimarin’ in meme tümörü hücre hatlarında ve hayvanlarda deneysel meme tümörü çalışmalarında tümör hücrelerini çoğaltıcı veya tümör gelişimini uyarıcı özelliği olduğu saptanmış ve bunun östrojenik etkiye bağlı olduğu düşünülmüştür. Bu nedenle hormon reseptörü pozitif meme tümörlü hastalarda kullanılmasının sakıncalı olabileceği düşünülmektedir. Ayrıca meme tümörü riski taşıyan kadınların bu ürünü uzun süreli kullanması sakıncalı olabilir. Yapılan başka bir çalışmada ise, aynı ürünün sitokrom P450 sistemi tarafından metabolize edilen irinotekan gibi ilaçların metabolizmasını fazla etkilemediği gösterilmiştir (Kaynak: Rainone F. Am Fam Physicians 2005;72:1285-8. van Erp NP, Clin Cancer Res 2005;11(21):7800-6. Malewicz B, Carcinogenesis Advance Access published April 5, 2006).
• A vitamini, çeşitli kanserlerden korunma amacı ile oldukça sık olarak kullanılan antioksidan maddelerden birisidir. A vitamini, balık, karaciğer, böbrek ve süt ürünlerinde bulunmakta ve ayrıca gıda maddelerinin içine eklenebilmektedir. Günlük A vitamini ihtiyacı erkekler için 0.9 mg ve kadınlar için 0.7 mg’ dır. Kuzey Amerika toplumunun üçte biri A vitamini kullanmaktadır. Kontrolsüz şekilde uzun süreli aşırı dozlarda A vitamini kullanılmasının, eksikliği kadar tehlikeli olabileceği gösterilmiştir. Yapılan bir çalışmada serum A vitamini düzeyi yüksek olan hastalarda ileri yaşta osteoporozda artış ve kalça kırığı görülmesinde artış ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Bu nedenle gıdalarla yeterli miktarda A vitamini alanların, ek olarak A vitamini almamaları önerilmektedir. Özellikle meme tümörü tedavisi veya başka bir hastalık tedavisi nedeni ile erken menapoza giden kadınlarda kemik erimesi daha fazla olabilmektedir. Bu nedenle gereksiz A vitamini kullanımı önerilmemektedir. (Kaynak: Lips P. Hypervitaminosis A and Fractures. New England Journal of Medicine. 2003;348:347-349).
• St John’s solüsyonu, onkoloji hastaları tarafından ‘Alternatif Tıp’ yöntemi olarak sık kullanılan preparatlardan birisidir. Daha çok depresyon için kullanılmaktadır. Yapılan bir çalışmada, St John’s solüsyonu kullanan hastalarda karaciğerde bulunan ve çeşitli ilaç ve toksinlerin metabolizmasında temel rol oynayan sitokrom P450 enzim sistemini uyardığı gösterilmiştir. Aynı çalışmada St John’s solüsyonu kullanan hastalarda, irinotekan isimli onkoloji ilacının etkisini göstermesini sağlayan ve yan etkiden sorumlu olan aktif metaboliti olan SN-38’ in serum düzeylerini %42 azalttığı ve buna bağlı olarak da hem ilacın hastalığı tedavi edici etkisini hem de yan etkisini azalttığı gösterilmiştir. St John’s solüsyonunun tedaviden ne kadar süre önce kesilmesi gerektiği tam olarak bilinmemekle birlikte, etkisinin 3 hafta sürdüğünün gösterilmesi nedeni ile buna göre karar verilebileceği düşünülmektedir. Ayrıca aynı enzim sisteminde birçok onkoloji ilacının (vinka alkoloidleri, etopozid, antrasiklin, paklitaksel, dosetaksel, tamoksifen ve EGFR tirozin kinaz inhibitörleri) metabolize edilmesi nedeni ile bu ilaçları alan hastaların da St John’s solüsyonunu kullanması sakıncalı olabileceği düşünülmektedir. Ayrıca bu preparatın beraberinde sertralin ve paroksetin gibi depresyon ilaçlarını birlikte alanlarda serotonin sendromu olarak isimlendirilen şiddetli reaksiyon gelişebilir (Kaynak: Josefson D. ST John’s wort interferes with chemotherapy, study shows. BMJ 2002;325:460.Dy GK, Bekele L, Hanson LJ ve ark. Complementary and Alternative Medicine Use by Patients Enrolled Onto Phase I Clinical Trials. J Clin Oncol 2004;22:4810-4815).
• Kurkumin, Asya ülkelerinde yemeğe tad ve renk verme amacı ile kullanılan ve zerdeçal (hint safranı) bitkisinden elde edilen üründür. Çalışmalarda tümörün biyolojik yapısını hedefleyerek tümör hücrelerini öldürdüğü gösterilmesi nedeni ile TAT yaklaşımları arasında giderek popüler hale gelmektedir. Fakat, diğer çalışmalarda kurkumin’ in meme tümörü hücrelerinde ve hayvan çalışmalarında kemoterapi ilaçlarının tümörü öldürücü etkisini azalttığı saptanmıştır. Bu nedenle özellikle meme tümörleri başta olmak üzere diğer tümörlerde kemoterapi ile birlikte diyetle veya preparatla alınmaması önerilmektedir (Somasundaram S. Cancer Res 2002;62:3868-75).
• Soya ürünleri, memede tümör gelişmesi riskini azaltmaktadır. Bu nedenle yararlıdır. Fakat, hayvan çalışmalarında tamoksifen isimli ilacın, meme tümörü gelişmesini önleyici etkisini engellediği gösterilmiştir. Ayrıca hormon reseptörü pozitif meme kanseri hücrelerinin çoğalmasını uyarmaktadır. Günümüzde özellikle meme kanseri tanısı konduktan sonra hastaların birçoğunun diyet değişikliği yapması ve meme kanseri riskini azalttığı bilinen soya ürünlerinin ve preparatlarının kullanımlarını arttırdığı bilinmektedir. Ayrıca soya ürünleri, menapoz yakınmalarının giderilmesinde de kullanılmaktadır. Bu çalışmalar, meme tümörü nedeni ile tamoksifen gibi tedavi alan ve hormon reseptörü pozitif olan hastaların, soya ürünlerini veya preparatlarını kullanmalarının sakıncalı olabileceğini düşündürmektedir. Bir diğer çalışmada soya içinde bulunan genistein isimli fitoöstrojenin, paklitaksel ve vinkristin gibi ilaçların (anti-tubulinler) etkisini engellediği gösterilmiştir. Bu tedavileri alanlarda soya ürünlerinin kullanılmasının sınırlandırılması yararlı olabilir (Liu B, Cancer Res 2005;65:879-886. Liao CH. Biochem Pharmacol 2004;67:2031-8).
• Gingko biloba hafıza kaybı ve konsantrasyon güçlüğü için kullanılmaktadır. Bazı araştırmalarda radyoterapi ve kemoterapi ile etkileşime girdiği gösterilmiştir (Mathieu J. J Am Diet Ass 2005;105:22-24).
• Bu çalışmalar, farmakolojik Alternatif Tedavi yöntemlerinin kemoterapi ilaçları ile etkileşime girebileceğini, etkinliklerini değiştirilebileceğini düşündürmektedir. Bu nedenle hastaların bu yöntemleri kullanırken, kemoterapiyi uygulayan medikal onkoloji uzmanına danışmaları önerilmektedir.

http://www.canfezasezgin.com/

ALTERNATİF TEDAVİLER HAKKINDA

ALTERNATİF TEDAVİLER HAKKINDA

Alternatif Tedavi Yaklaşımları

Alternatif tedavi yaklaşımları, kanser tedavisinin pek mümkün olmadığı 1900’ lü yılların başından itibaren kullanılmaya başlanmış ve 1980’ li yıllara gelindiğinde oldukça yaygınlaşmıştır. Etkinliği tartışmalı ve sorgulanabilir olan yöntemler; koroziv (aşındırıcı ajanlar), bitkisel ürünler, özel diyet ve diyetsel ekler, ilaçlar, dengesizliğin düzeltilmesi, biyolojik metodlar, cihazlar, çeşitli karışımlar, psikolojik yaklaşımlar ve değersiz tanısal testler gibi geniş yelpazeye yayılmaktadır. Bu yaklaşımların işin ehli olmayan insanlar tarafından gelişi güzel kullanılması tanıda geç kalınmasına, uygun tedavinin başlamasının veya devam etmesinin aksamasına, yaşam kalitesinin azalmasına, fiziksel hasar gelişmesine, uygun tedavi ile etkileşim olmasına, zaman kaybına, finansal zarara ve psikolojik hasara neden olmaktadır. Bu tedavileri uygulayanların genel görüşü şunlardır; 1. kanser bir bulgudur, hastalık değildir, 2. bulgular, stres, diyet ve çevresel faktörlere bağlı olmaktadır 3. egzersiz, beslenme, akıl yolu ile kansere karşı tam bir direnç oluşturulur 4. konvansiyonel tedaviler vücuda zarar verir, kanseri değil semptomlarını tedavi eder. Sorgulanabilir tedavilerin ise yan etkileri yoktur; doğaldır, bunun aksine konvansiyonel kanser tedavileri tehlikelidir.
Alternatif tedavi kullanılması daha çok yüksek sosyoekonomik düzeyli hastalarda, yüksek tahsillilerde, daha genç hasta grubunda, kadınlarda daha yaygın kullanılmaktadır. En sık kullanılanlar maneviyatın kuvvetlendirilmesi ve dua, bitkisel ürünler ile masaj tedavileridir. Hastalar çoğunlukla CAM uygulayıcıları ile yakın ilişkide olmaları ve yalnızlıklarından bir süre uzaklaşmaları nedeni ile kendilerini iyi hissetmektedir.
Diyet ve vitamin kürlerinden olan Gerson tedavisinde özellikle yoğun laksatif kullanılmasına bağlı sıvı-elektrolit dengesizliği, işlem yapılamamış, ham oral karaciğer ekstraktlarının kullanılması da bakteriyemi riskine neden olabilmektedir.
Makrobiyotik diyet, başlıca vejetaryen diyet olup, önemli besinsel eksikliklere neden olabilmektedir (B12 vitamin eksikliği gibi).
Köpekbalığı kıkırdağının antianjiyojenik özellikleri olduğu ileri sürülmektedir. Yapılan çalışmalarda ek bir fayda sağlamamıştır. Bir diğer teknolojik yöntemlerle geliştirilen kıkırdak ekstraktı olan Neovastat yüksek dozlarda renal kanserlerde etkili bulunmuştur. Faz 3 çalışması devam ediyor. Fakat günümüzde daha etkili ajanlar olup klinik uygulama için ruhsatlandırılmıştır (bevacuzimab, SU11248).
Bitkisel ürünler ve vitamin, antioksidan gibi diyetsel eklerin güvenilirliği ve etkinliği tam bilinmemektedir. Yan etkileri tam olarak bilinmemektedir. Çok az ürünün güvenilirlik yan etki profili bilinmektedir. Bazı bitkilerin kemoterapi ile etkileşime girmeleri, radyoterapiye cilt duyarlılığını arttırmaları, tehlikeli kan basıncı değişiklikleri yapmaları, anestezi ile etkileşmeleri nedeni ile bitkisel ilaçların kesilmesi önerilmektedir. Akırkarha otu (kasımpatı çeşidi), sarımsak, zencefil, ginkgo gibi bitkisel ürünler antikoagülan etki göstermektedir ve kumadin, heparin, aspirin ve benzeri ilaçlarla kullanılmaması önerilmektedir. Kanama riski artar. Ayrıca biki-ilaç etkileşiminin olması nedeni ile karaciğer-böbrek yan etkileri artmaktadır. Son zamanlarda antioksidanların radyoterapi ile kemoterapi etkinliğini bozması ile ilişkili endişelerde artış vardır.
PSK ile gastrektomili veya ösefajektomili hastalarda, randomize iki çalışmada da kolorektal kanserli hastalarda sağkalım yararı olduğu gösterilmiştir. Meme kanserindeki yararı daha azdır. İlginç olarak PSK tedavisi ve HLA tipi arasında ilişki saptanmıştır (Yokoe T, Anticancer Res 1997;17:2815–2818.).
Yardımcı CAM lar
Hipnoz ve gevşeme teknikleri kemoterapi bulantı-kusmalarını azaltmaktadır. Hipnoz ayrıca kanser tanısı konan hastalarda malign ağrı, endişe ve depresyon durumu üzerine olumlu etkisi oluğunu randomize çalışmalarda gösterilmiştir.
Müzik tedavisi, özellikle destek bakım ünitelerinde depresyon, endişe ve ağrıyı azalttığı gösterilmiştir.
Masaj tedavisinin yararı özellikle ağır hastalarda ve palyatif destek hastalarında yararı olduğu gösterilmiştir. endişe, ağrı, bulantı ve yorgunluğu azaltmaktadır.
Akupunktur; iğne, basınç, ısı ile daha modern olan elektrik dalgaları ve laser ile yapılmaktadır. Bulantı ve ağrı üzerine etkili olduğu gösterilmiştir.

http://www.canfezasezgin.com/
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...