Fazla kilonuzun nedeni acaba buğday unu mu? |
Dr. Yasemin Bradley Çoğu kişi yakınmalarının nedeninin buğday olduğunun farkında bile değil. Ancak bağırsakları en çok rahatsız eden, kilo verme hızını en çok düşüren yiyeceklerden biri buğday. En sık tüketilen yiyecekler de hep buğday unuyla yapılıyor. Ekmek, makarna, börek, pizza, kekler, bisküviler, krakerler hep buğday unu kullanılarak üretiliyor. Türkiye’de temel gıda maddesi buğday unuyla yapılmış ekmek. Bu yüzden tüm modern toplumlarda olduğu gibi ülkemizde de buğday çok sık alerji yaratan bir yiyecek halinde. BUĞDAY NEDEN ALERJİ YAPIYOR? Buğday gluten adlı bir protein içeriyor. Suçlu işte bu protein. Protein moleküllerinin parçalanması vücutta sindirim enzimlerinin yardımıyla olur. Ama bazen aynı yiyeceğin aşırı tüketilmesi, bu enzimlerin yetersiz çalışmasına neden olabiliyor. O zaman bu yiyeceklerin içindeki gluten, bağırsak duvarı mukozasını etkileyip zarar veriyor. Kalın bağırsak geçirgen hale gelebiliyor, bu protein molekülleri vücuda sızıp alerji yaratabiliyor. Gluten aynı zamanda kabızlığın da sık görülen nedenlerinden biri. Çünkü yiyeceklerin bağırsaklardan geçiş süresini uzatıyor. Gluten yalnızca buğdayda değil, yulaf, arpa, çavdarda da var. Ancak proteinin kimyasal yapısı her birinde değişik. Bu tahıllar buğdaydan daha az gluten içeriyorlar. Bu nedenle bazı kişilere buğdaydan yapılmış yiyecekler dokunsa bile yulaf, arpa, çavdar bir rahatsızlığa yol açmayabiliyor. Gluten alerjisinin belirtileri En çok görülenler: n Kabızlık n İshal n Şişkinlik n Karın ağrısı Ayrıca hapşırık nöbetleri, kaşıntı, döküntüler, göz sulanması, burun akıntısı, öksürük, baş ağrısı, mide bulantısı, saman nezlesi. Tedavi Tek yol buğday unu içeren yiyeceklerden uzak durmak. Gluten içeren yiyecekler çok az miktarda tüketilirse soruna yol açmayabiliyor. Çok sevdiğiniz bir yiyeceği küçük bir parça yiyip, kendinizi gözleyin. Eğer rahatsızlık yoksa vücudunuz bu kadar az miktarı tolere edebiliyor demektir. Kestane çerezi ve kestane unu çıkmış! Bursa’nın ünlü markası Kafkas iki yeni ürün çıkarmış: Kestane Unu ve Kestane Çerezi Kestano. Her ikisi için de tebrikler. Kestano paketi içinde minik haşlanmış 100 gram kestane var. Hiç şeker katılmamş. Güzel bir atıştırmalık. Kilo verme programında da kullanabilirsiniz. Kestane ununa gelince; Gluten içermiyor. Bu yüzden gluten alerjisi olanlar kek, ekmek, kurabiyelerini rahatlıkla bu unla yapabilir. SEPETTEKİ SAĞLIK Keçi boynuzu n Halk arasında adı: Doğal Viagra n A,B, E vitaminleri ve fosfordan zengin. n Afrodizyak. Bol çinko bulundu- ruyor. 100 gramında 308 kalori var. Kestane n Diğer kuruyemişlerden farkı yağ oranının çok düşük olması. n Kolesterol içermiyor. n Gluten içermiyor. n Bol su içeriyor. 100 gramında 170 kalori var. TATİL KİLOLARINA SON! Tatil kilolarından kurtulmak istiyorsunuz. Ne mi yapacaksınız? İşte kendi geliştirdiğim iki kür: Ispanak Kürü Kahvaltı 1 dilim ekmek 1 dilim light beyaz peynir Domates-salatalık Şekersiz, bitkisel veya siyah çay Öğle Pişirdiğiniz ıspanağın yarısı 1 kase yağsız yoğurt 1 dilim kepekli ekmek Ara (Saat 16-17.00) 1-2 elma Akşam Pişirdiğiniz ıspanağın diğer yarısı İstediğiniz kadar salata 1 dilim ekmek Ara (20-22.00) 1 elma Çorba Kürü Malzemeler: 6-7 domates rendesi 1 havuç rendesi Yarım fincan kırmızı mercimek Yarım fincan arpa şehriye Baharat (Tuz hariç) 1,5 litre su Limon suyu (isteğe bağlı) Hazırlanışı: Tüm malzemeyi, şehriyeler ‘al dente’ oluncaya kadar kaynatın. Limon suyunu kasenize ekleyebilirsiniz. Kahvaltı seçenekleri 1 dilim kepekli ekmek 1 dilim light beyaz peynir Domates-salatalık Şekersiz yeşil veya siyah çay Öğle Izgara tavuk/balık/ kırmızı et/köfte (3 adet) Buharda-ızgara-haşlama sebze 1 dilim kepekli ekmek Ara (16-17.00) 1 elma Akşam 1 büyük kase domates çorbası Salata 1 dilim ekmek Ara (20-22.00) 1 elma Alüminyum içermeyen deodorantlar Geçen haftaki yazımda birçok bilim adamının alüminyum içeren deolar ve meme kanseri arasındaki ilişki olabileceğinden bahsettiğini yazmıştım. Birçok kişi mail atarak kullandığım alüminyum içermeyen deodorantların isimlerini sordu. 1- Bionsen: Londra’dan alıyorum. İçeriğinde volkanik küllerin içinden çıkan kristaller var. Siz üzerine su doldurunca bunlar aktifleşiyor. Şişeye 4-5 kez su doldurup kullanabiliyorsunuz. 2- Alvin Connor: İstanbul’dan. Volkanik taş bir stick-deo şekline getirilmiş. Islatıp kullanıyorsunuz. Bu volkanik taşlar kokuya yol açan bakterilerin çoğalmasını engelliyor. |
obezite etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
obezite etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
27 Kasım 2011 Pazar
Fazla kilonuzun nedeni acaba buğday unu mu?
Etiketler:
buğday,
buğday unu,
gluten,
Keçi boynuzu,
kestane unu,
obezite,
şişmanlık
11 Haziran 2011 Cumartesi
Dünyanın En Şişman İnsanı
Dünyanın En Şişman İnsanı
İngiltere'de yaşayan Paul Mason geçtiğimiz yıl 444,5 kilogram ağırlığı ile "Dünyanın En Şişman İnsanı" ünvanını almıştı. Aşırı kilolarında dolayı tedavi altına alınan Mason şuanda 234,9 kilogram ağırlığa kadar zayıfladı.
Paul Mason
3 Şubat 2011 Perşembe
KOAH'ın kalp ve damar hastalıkları ile ilişkisi var mıdır?
KOAH'ın kalp ve damar hastalıkları ile ilişkisi var mıdır?
KOAH’ ın sadece akciğerleri ilgilendiren bir hastalık olmadığı ve bunlarda başta kalp-damar hastalıkları ve akciğer kanseri olmak üzere diyabet, osteoporoz, kilo kaybı, iskelet kasları zayıflığı, depresyon gibi pek çok ciddi hastalığın çok sık görüldüğü anlaşılmıştır.
İlk bakışta bu hastalıkların KOAH’ ın bir komplikasyonu olduğu veya tedavide kullanılan ilaçların yan etkilerinden kaynaklandığı düşünülebilir ve bunun için de bazı kanıtlar ileri sürülebilir. Bunların en başında da hipoksemi yani kanda oksijen basıncı düşüklüğü ve hiperkarbi yani kanda karbon dioksit basıncı yüksekliği gelir. Vücudumuzdaki tüm hücrelerin, dokuların ve organların işlevlerini yerine getirebilmeleri için ihtiyaçları olan oksijenin sağlanması ve metabolik olaylar sonucu oluşan karbon dioksit gazının vücut dışına atılması akciğerlerin ana görevidir.
KOAH’ ta olduğu gibi dokuların oksijen ihtiyacının karşılanamadığı ve/veya kanda karbon dioksit miktarının arttığı durumlarda bu organların işlevlerinde bir takım aksaklıklar olması, yapısal hasarlar ortaya çıkması ve bazı hastalıkların gelişmesi beklenebilir.
KOAH tedavisinde kullanılan bir takım ilaçların da bazı hastalıkların ortaya çıkmasında önemli etkisi olabilir. Meselâ, uzun süreli kortizon kullanımının osteoporoz ve diyabet için, nefes açıcı ilaçların da kalp hastalıkları ve hipertansiyon için risk yarattığı iyi bilinmektedir.
KOAH’ lıların bazılarında ortaya çıkan akciğer damar basıncı yüksekliğinin (pulmoner hipertansiyon) de sağ kalp yükünün artmasına, kalbin büyümesine ve genişlemesine ve kalp yetersizliğine yol açması mümkündür.
Ancak, KOAH’ ın yukarıda sözünü ettiğim hastalıklarla birlikte görülmesini sadece hipoksemi, hiperkarbi gibi mekanizmalarla ve ilaç yan etkileri ile açıklamak mümkün olmadığı gibi, bu hastalıklara KOAH’ ın bir komplikasyonu olarak bakmak da doğru değildir. Elbette bunlar yardımcı faktörler olabilir, ama bu hastalıkların hafif ve orta derecede KOAH’ lılarda da sık görülmesi başka mekanizmaların da rolünün olduğunu göstermektedir.
Son senelerde KOAH, kronik sistemik enflamatuar sendrom adı verilen bir tablonun bir parçası olarak değerlendirilmektedir. Kalp ve damar hastalıkları da bu tablonun bir parçasını oluşturmaktadır. Bu teoriye göre, bu hastalıkların ortaya çıkmasında ortak bir faktör rol oynamaktadır ve bugünkü bilgilerimize göre de bunun sistemik enflamasyon olma ihtimali oldukça yüksektir. KOAH’ lılarda hava yollarında saptanan enflamasyonun kanda ve akciğerlerden uzak organlarda da mevcut olduğunu gösteren bulgular giderek artmaktadır.
KOAH’ lılarda kalp ve damar hastalıklarının sık olduğunu gösteren ne gibi veriler vardır?
KOAH’ lılarda sık görülen kalp ve damar hastalıkları içinde koroner damar hastalıkları, kalp krizi, hipertansiyon, inme ve ciddi ritim bozukluklarını sayabiliriz.
Binlerce kişi üzerinde yapılan pek çok araştırma, kalp ve damar hastalıklarından ölüm riskinin KOAH’ lılarda yaş, cinsiyet ve sigara gibi risk faktörlerinden bağımsız olarak 2-3 misli fazla olduğunu göstermiştir. Başka bir deyişle de KOAH’ lıların %25-40’ ı bu hastalıklardan hayatını kaybetmektedir. Henüz genel kabul görmemiş olsa da, akciğer fonksiyon bozukluklarının kalp hastalıklarına bağlı ölümler için önemli risk faktörlerinden biri olduğu da ileri sürülmektedir.
Hafif ve orta derecede KOAH’ ı olan 5 binden fazla hasta üzerinde yapılan bir araştırmada 5 yıllık bir sürede bunların %13’ ünün en az bir kere hastaneye yatırılmaları gerekmiştir. İlk yatışların %42’ si ve ikinci yatışların %48’ i kalp ve damar hastalıkları sebebiyle gerçekleşmiştir. Buna karşılık alt solunum yolları enfeksiyonu sebebiyle yatışlar kalp-damar hastalıklarının ancak üçte biri oranında olmuştur.
Bu araştırmada FEV1’ de her %10’ luk azalmanın tüm sebeplere bağlı ölümleri yaş, cinsiyet, sigara içilmesi ve tedaviye uyum gibi faktörler düzeltildikten sonra %14 oranında, buna karşılık kalp-damar hastalıklarına bağlı ölümleri ise %28 oranında artırdığı belirlenmiştir.
Kalp-damar hastalıklarının sebebi nedir?
Kalp-damar hastalıklarının sebebi ateroskleroz yani damar sertliği’ dir. Ateroskleroz, arterlerde iltihap hücrelerinin, lipitlerin ve bağ dokusunun toplanmasıyla karakterize ilerleyici bir hastalıktır. Bu olayı başlatan esas faktör damar duvarını döşeyen endotel hücrelerinin altında LDL cinsi lipoproteinlerin toplanmasıdır. LDL, damar duvarından içeri girdikten sonra okside olur ve işte bu okside olmuş LDL de ateroskleroz oluşumu ile sonuçlanan bir dizi olayı başlatır.
İlk önce, damarları döşeyen endotel hücrelerinde adezyon molekülleri ve büyüme faktörleri açığa çıkar. İkincisi, endotel hücrelerinde nitrik asit yapımı baskılanır. Üçüncüsü ise monosit denilen hücrelerin kandan damar duvarına geçmeleri sağlanır ve bunlar makrofaj adı verilen hücrelere dönüşürler. Makrofajlar da okside LDL’ leri yutarak köpük hücrelere dönüşürler.
Bu köpük hücreler de çeşitli büyüme faktörleri salgılayarak bağ dokusu ve düz kasların çoğalmasına ve zamanla plak oluşumuna yol açarlar. Homosistein, anjiotensin II ve CD40 varlığında plak oluşumu hızlanır. Bu plaklar bağ dokusu ile kaplanır. En kolay zedelenen plaklar bağ dokusu örtüleri ince olan ve çok sayıda iltihap hücresi barındıran plaklardır. En fazla iltihap hücresi plakların köşelerinde bulunur ve buralar plakların en kolay kopan yerleridir.
Plak koptuğu zaman pulcuklar ve pıhtılaşmayı sağlayan diğer faktörler doku ile temas ederek pıhtı oluşumu ile sonlanan olayı başlatırlar.
Ateroskleroz ve enflamasyonun birbiriyle ilişkisi nasıldır?
Ateroskleroz kompleks bir olaydır ve ortaya çıkmasında birden fazla faktörün rolü vardır, ama plak oluşumuna yol açan olayların merkezinde düşük yoğunluktaki sistemik enflamasyonun olduğunu gösteren pek çok kanıt elde edilmiştir.
Normal fizyolojik şartlarda damarların yüzeyini döşeyen endotel hücrelere plak oluşumu başlatan lökositlerin yapışmaları mümkün değilken, diyabet, KOAH, obezite… gibi enflamasyonla birlikte seyreden hastalıklarda endotelde ortaya çıkan adezyon molekülleri lökositlerin buraya tutunmalarına imkân sağlarlar ve böylece de bir dizi enflamatuar reaksiyon başlar.
CRP gibi bazı moleküller de bu reaksiyonların ilerlemesine ve büyümesine yol açarlar. CRP çeşitli enfeksiyonlarda ve enflamatuar olaylarda karaciğerde sentez edilen bir proteindir.
Kanda CRP düzeyi ile kalp-damar hastalıkları arasında bir ilişki olduğu belirlenmiştir. CRP düzeyi ne kadar yüksekse kalp-damar hastalıklarına yakalanma ve bu hastalıklardan ölüm riski o kadar fazladır.
CRP yapımı enflamasyondan dolayı karaciğere gelen uyarıların etkisi altındadır. Bu uyarılar kesildiğinde CRP yapımı da durur. Bundan dolayı da kanda CRP ölçümü enflamasyonun varlığını ve derecesini gösteren çok önemli bir parametredir.
Bundan dolayı da kan CRP seviyelerine bakarak akciğer fonksiyonları, kalp-damar hastalıkları ve hatta ölümler hakkında da fikir edinmek mümkün olabilir.
Kalp hastalıkları ile sistemik enflamasyon arasındaki ilişkiyi gösteren kanıtlar nelerdir?
Sistemik enflamasyonun aterosklerozun oluşumunda rolü olduğunu gösteren kanıtlardan biri, sistemik enflamasyonu olanlarda kalp-damar hastalıklarının ve bunlara bağlı ölümlerin daha fazla olmasıdır. Bu gerçekten de böyledir. Mesela, romatoit artritlilerde artmış olan mortalitenin doğrudan kalp-damar hastalıkları ile ilgili olduğu gösterilmiştir. Bu hastaların metotreksat gibi bağışıklığı etkileyen ilaçlarla tedavilerinin kalp hastalıklarına bağlı ölümleri azalttığını göstermiştir.
Aynı şekilde sistemik enflamasyonla birlikte olan lupus hastalığı olanlarda da ateroskleroz riski 2-3 kat yüksek olduğu, enflamasyonun şiddeti arttıkça ateroskleroz riskinin de arttığı saptanmıştır. Bu hastaların kortizon ve siklofosfamit gibi enflamasyonu baskılayan ilaçlarla tedavileri ateroskleroz riskini de azaltmaktadır.
Amerika’ da yapılan ve yeni yayınlanan bir araştırmada da astım krizlerinin önlenmesi için uzun süre sprey şeklinde kortizon kullanan hastalarda kalp-damar hastalıklarına bağlı ölümlerin daha az görüldüğü belirlenmiştir.
Bir başka araştırmada da kolesterol düşürücü etkileri dışında pıhtılaşmayı, enflamasyonu önleyici ve bağışıklığı kuvvetlendirici etkileri de olan statin sınıfı ilaç tedavisi altında iken pnömoni geçiren hastalarda özellikle ilk 30 gün içindeki ölüm oranlarının statin kullanmayanlara göre daha düşük olduğu belirlenmiştir.
Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta
29 Ekim 2010 Cuma
Okulda beslenme kültürü
Okulda beslenme kültürü
Obezite aşırı şişmanlık nedeniyle vücutta yağ birikmesi ile oluşan ve mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Obezite besinlerle alınan enerji miktarının fiziki hareketlerle tüketilen enerjiyi aştığı durumlarda ortaya çıkar.
Sağlık Bakanlığınca 14 Temmuz 2008 tarihinde kamuoyu ile paylaşılan ''Obezite ile Mücadele Ulusal Eylem Planı''nına göre “Dünyada şişman sayısının 1,6 milyara, obez sayısının da 400 milyona ulaştığı, 2015 yılında ise şişman sayısının 2,3 milyara, obez sayısının 700 milyona ulaşmasının beklendiği kaydedildi. Sağlık Bakanlığınca yapılan araştırmaya göre, Türkiye'de obezite sıklığının erkeklerde yüzde 21, kadınlarda yüzde 42 olduğu aktarıldı
Çocuklarda obezite görülme sıklığının son 20 yılda yüzde 6-7'den yüzde 15-16'ya yükseldiğinin belirtildiği açıklamada, obezite ile savaş için İstanbul'da Dünya Sağlık Örgütünce (WHO) "WHO Avrupa Obezite ile Mücadele Konferansı" düzenlendiği ve konferans sonucunda "Obezite ile Mücadele Avrupa Şartı"nın imzalandığı hatırlatıldı.” Bu açıklamanın devamını sağlık bakanlığının resmi internet sitesinden takip edebilirsiniz.
Obezite konusunda Hollandada yapılan bir araştırmaya göre “obezler ve sigara içenlerin ülkenin sağlık sistemi açısından daha ekonomik olduğu iddia edilmektedir. Sigara içenler ve obezler daha az yaşadığı için kısa dönemde sağlık maliyetleri yüksek olsa da uzun dönemde sağlıklı insanlara göre daha az sağlık maliyeti olduğu sonucu çıkmaktadır. Sigara kullanımı ve obezitenin yol açtığı hastalıkların tedavilerinin ileri yaşlarda ortaya çıkan alzheimer gibi hastalıklara oranla çok düşük maliyetinin olması sebep olarak gösterilmektedir. Araştırmaya göre Hollanda sağlık sistemi her obezite kişi başına 50.000 USD (2007) tasarruf etmektedir.”[1] Hollanda da bu şekilde düşünülse de ülkemizin en büyük zenginliği genç ve dinamik nüfus potansiyelidir. Fakat gerekli önlemle alınmazsa bizim ülkemizde de mecburen sağlık masraflarından tasarruf sağlanacaktır.
Çocukluk yıllarımı hatırlıyorum da, okuldan geldikten sonra kırlarda koşup oynamak ne güzeldi. O günlerde evinin bahçesinde oynayabilen çocukların aşırı kilolu olma şansı çok azdı. Bu fırsatı bu gün özellikle büyük şehirlerde yakalamak son derce zorlaştı. Modern şehir yaşamı çocuklarımızı evlere hapsetti. Günümüz şehir yaşamında aileler çocuklarının dışarı çıkıp tek başına oynamasına izin vermekten bile korkar hale geldi. Anne babalar çocuklarını bakkala gönderirken gözleri arkada kalıyorsa, çocuklar yorulana kadar sokakta oynama şansını nereden bulacak.
Çocukluğumuzda okuldan geldikten sonra doya doya sokaklarda oynar, akşam ezanını duyduğumuzda evin yolunu tutardık. Şehir hayatının hareketsiz ortamına girene kadar fazla kilo nedir bilmezdik. Şimdi çocuklarımın aşırı kilolu olmasını engelleyemez oldum. Yukarıda bahsettiğim sebeplerden ötürü çocuklarımızın eve hapsolması fazla kalorilerini atmalarına engel oluyor. Kaç aile spor salonlarına gitme imkânı bulacak veya bahçeli bir evde oturacak. Dolayısıyla hareketsiz şehir yaşantısı çocuklarımızın obez olmasını teşvik eden en önemli unsur olarak karşımıza çıkmaktadır.
Obeziteyi artıran diğer önemli alışkanlık yeme içme alışkanlıklarımızda meydana gelen değişimdir. Bu değişim Türk yemek kültürünün yerini hamburger kültürünün alması şeklinde hızlı bir değişimle kendini gösteriyor. Okul kantinlerinin tost, hamburger, ekmek arası patates kızartması gibi yağlı ve kalorisi yüksek gıdaları satması obeziteyi hızlandırıyor. Yemek kültürümüzün geleneksel Akdeniz kültüründe olduğu gibi hafif, zeytinyağlı ve sebze yemekleri ile desteklenip bu hafif beslenme kültürü okullarımızda da yaygınlaştırılmalıdır. Şekerli içecekler ve çikolata tüketimi sınırlandırılmalı, çocuklarımızın abur cubur yeme alışkanlıkları yerine düzenli yemek yeme alışkanlığını kazanması sağlanmalıdır. Okullardaki yemekhaneler obezite ile mücadele etmede en büyük yardımcılarımızdır. Yemekhaneler çocuklarımıza düzenli yemek yeme alışkanlığını kazandırmaları yönü ile obezite ile mücadelede yararlı olacaklardır.
Beslenme alışkanlığının sağlıklı bir şekilde yerleşmesi için ailelere de önemli görevler düşmektedir. Sevgili anne ve babalar çocuklarınıza ihtiyaçlarından daha fazla harçlık vermeyin. Harçlıkların fazlası aşırı ve sağlıksız gıdaların tüketimi için harcanıyor. Çocuklarınızın yiyeceklerini eğer okulda yemekhane varsa ve imkânınızda müsaitse yemekhaneden karşılamalarını sağlayabilirsiniz. Eğer okulda yemekhane yoksa üzülmeyin, evinizde hazırladığınız tertemiz gıdalardan hazırlayacağınız sağlıklı menülerle çocuklarınızın düzenli beslenmelerini sağlayabilirsiniz.
Ailelerimiz obezite’nin farkına varmalıdır. Bu konuda gecikmeden tedbirler almanın yollarına bakmalıdırlar. Sağlıklı beslenme alışkanlığının yanında çocuklarımıza düzenli spor yapma alışkanlığı kazandırmak için çalışmalıyız. Sağlıklı bir vücuda sahip olmadan başarı ve mutluluğun gelmeyeceği iyi bilinmelidir.
ETKKİNLİK
Çocuklarımızın spor yapabilmesi için projeler üretelim.
Beslenme alışkanlıklarımızda uyguladığımız yanlışlıklar nelerdir?
Sağlıklı beslenmek için bir liste hazırlayınız.
Kaynak:Okul ve Haya Başarısı isimli kitabımdan alınmıştır. Hayat yay. 2010, ist. S.190
Obezite aşırı şişmanlık nedeniyle vücutta yağ birikmesi ile oluşan ve mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Obezite besinlerle alınan enerji miktarının fiziki hareketlerle tüketilen enerjiyi aştığı durumlarda ortaya çıkar.
Sağlık Bakanlığınca 14 Temmuz 2008 tarihinde kamuoyu ile paylaşılan ''Obezite ile Mücadele Ulusal Eylem Planı''nına göre “Dünyada şişman sayısının 1,6 milyara, obez sayısının da 400 milyona ulaştığı, 2015 yılında ise şişman sayısının 2,3 milyara, obez sayısının 700 milyona ulaşmasının beklendiği kaydedildi. Sağlık Bakanlığınca yapılan araştırmaya göre, Türkiye'de obezite sıklığının erkeklerde yüzde 21, kadınlarda yüzde 42 olduğu aktarıldı
Çocuklarda obezite görülme sıklığının son 20 yılda yüzde 6-7'den yüzde 15-16'ya yükseldiğinin belirtildiği açıklamada, obezite ile savaş için İstanbul'da Dünya Sağlık Örgütünce (WHO) "WHO Avrupa Obezite ile Mücadele Konferansı" düzenlendiği ve konferans sonucunda "Obezite ile Mücadele Avrupa Şartı"nın imzalandığı hatırlatıldı.” Bu açıklamanın devamını sağlık bakanlığının resmi internet sitesinden takip edebilirsiniz.
Obezite konusunda Hollandada yapılan bir araştırmaya göre “obezler ve sigara içenlerin ülkenin sağlık sistemi açısından daha ekonomik olduğu iddia edilmektedir. Sigara içenler ve obezler daha az yaşadığı için kısa dönemde sağlık maliyetleri yüksek olsa da uzun dönemde sağlıklı insanlara göre daha az sağlık maliyeti olduğu sonucu çıkmaktadır. Sigara kullanımı ve obezitenin yol açtığı hastalıkların tedavilerinin ileri yaşlarda ortaya çıkan alzheimer gibi hastalıklara oranla çok düşük maliyetinin olması sebep olarak gösterilmektedir. Araştırmaya göre Hollanda sağlık sistemi her obezite kişi başına 50.000 USD (2007) tasarruf etmektedir.”[1] Hollanda da bu şekilde düşünülse de ülkemizin en büyük zenginliği genç ve dinamik nüfus potansiyelidir. Fakat gerekli önlemle alınmazsa bizim ülkemizde de mecburen sağlık masraflarından tasarruf sağlanacaktır.
Çocukluk yıllarımı hatırlıyorum da, okuldan geldikten sonra kırlarda koşup oynamak ne güzeldi. O günlerde evinin bahçesinde oynayabilen çocukların aşırı kilolu olma şansı çok azdı. Bu fırsatı bu gün özellikle büyük şehirlerde yakalamak son derce zorlaştı. Modern şehir yaşamı çocuklarımızı evlere hapsetti. Günümüz şehir yaşamında aileler çocuklarının dışarı çıkıp tek başına oynamasına izin vermekten bile korkar hale geldi. Anne babalar çocuklarını bakkala gönderirken gözleri arkada kalıyorsa, çocuklar yorulana kadar sokakta oynama şansını nereden bulacak.
Çocukluğumuzda okuldan geldikten sonra doya doya sokaklarda oynar, akşam ezanını duyduğumuzda evin yolunu tutardık. Şehir hayatının hareketsiz ortamına girene kadar fazla kilo nedir bilmezdik. Şimdi çocuklarımın aşırı kilolu olmasını engelleyemez oldum. Yukarıda bahsettiğim sebeplerden ötürü çocuklarımızın eve hapsolması fazla kalorilerini atmalarına engel oluyor. Kaç aile spor salonlarına gitme imkânı bulacak veya bahçeli bir evde oturacak. Dolayısıyla hareketsiz şehir yaşantısı çocuklarımızın obez olmasını teşvik eden en önemli unsur olarak karşımıza çıkmaktadır.
Obeziteyi artıran diğer önemli alışkanlık yeme içme alışkanlıklarımızda meydana gelen değişimdir. Bu değişim Türk yemek kültürünün yerini hamburger kültürünün alması şeklinde hızlı bir değişimle kendini gösteriyor. Okul kantinlerinin tost, hamburger, ekmek arası patates kızartması gibi yağlı ve kalorisi yüksek gıdaları satması obeziteyi hızlandırıyor. Yemek kültürümüzün geleneksel Akdeniz kültüründe olduğu gibi hafif, zeytinyağlı ve sebze yemekleri ile desteklenip bu hafif beslenme kültürü okullarımızda da yaygınlaştırılmalıdır. Şekerli içecekler ve çikolata tüketimi sınırlandırılmalı, çocuklarımızın abur cubur yeme alışkanlıkları yerine düzenli yemek yeme alışkanlığını kazanması sağlanmalıdır. Okullardaki yemekhaneler obezite ile mücadele etmede en büyük yardımcılarımızdır. Yemekhaneler çocuklarımıza düzenli yemek yeme alışkanlığını kazandırmaları yönü ile obezite ile mücadelede yararlı olacaklardır.
Beslenme alışkanlığının sağlıklı bir şekilde yerleşmesi için ailelere de önemli görevler düşmektedir. Sevgili anne ve babalar çocuklarınıza ihtiyaçlarından daha fazla harçlık vermeyin. Harçlıkların fazlası aşırı ve sağlıksız gıdaların tüketimi için harcanıyor. Çocuklarınızın yiyeceklerini eğer okulda yemekhane varsa ve imkânınızda müsaitse yemekhaneden karşılamalarını sağlayabilirsiniz. Eğer okulda yemekhane yoksa üzülmeyin, evinizde hazırladığınız tertemiz gıdalardan hazırlayacağınız sağlıklı menülerle çocuklarınızın düzenli beslenmelerini sağlayabilirsiniz.
Ailelerimiz obezite’nin farkına varmalıdır. Bu konuda gecikmeden tedbirler almanın yollarına bakmalıdırlar. Sağlıklı beslenme alışkanlığının yanında çocuklarımıza düzenli spor yapma alışkanlığı kazandırmak için çalışmalıyız. Sağlıklı bir vücuda sahip olmadan başarı ve mutluluğun gelmeyeceği iyi bilinmelidir.
ETKKİNLİK
Çocuklarımızın spor yapabilmesi için projeler üretelim.
Beslenme alışkanlıklarımızda uyguladığımız yanlışlıklar nelerdir?
Sağlıklı beslenmek için bir liste hazırlayınız.
Kaynak:Okul ve Haya Başarısı isimli kitabımdan alınmıştır. Hayat yay. 2010, ist. S.190
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)